Yaratılış Atlası-Cilt 4

Giriş

Önsöz

Darwinist ideoloji, bilgisiz kitleler üzerinde bir ön kabul oluşturmaya dayalıdır. Toplumun bilimsel konulardaki bilgi eksikliğini kullanır. Bunun için kullanılan yöntem, bol tekrar ile kitle hipnozu yapmak ve adeta büyü etkisi oluşturmaktır.

Darwinistlerin yalana ve aldatmacaya dayalı bu kitle hipnozunun etkisi neredeyse bütün dünyayı sarmıştır. Öyle ki 20. yüzyılda insanların büyük bir kısmı, aslında hakkında hiçbir şey bilmedikleri “evrimin” ateşli birer savunucusu haline dönüştürülmüşlerdir. Pek çoğu, neyi savunduğunun bilincinde dahi değildir. Onlar yalnızca, günlük gazetelerde gördükleri gitgide dikleşen hayali maymun-insan resimlerinin veya “atamız solucanmış” gibi haberlerin etkisinde kalmışlardır. Bu gibi telkinlerle kitle hipnozu başarıya ulaştırılmıştır. Bu sahte başarı nedeniyle neredeyse hiç kimse “bilimsel delil var mı?” diye sormayı düşünmemiştir. Nitekim ortada Darwinistlerin sunabileceği hiçbir delil yoktur. Artık bu telkini alan kişi için evrim; hayatının hemen her yerinde karşılaştığı, büyük gazete ve dergilerde sürekli rastladığı, bir çok ülkede okullarda resmi olarak okutulan, çeşitli ülkelerde devlet kurumlarınca korunup teşvik edilen, dünyaca ünlü bilim adamları tarafından savunulan sahte bir teori haline gelmiştir. Çok aleni olan bir aldatmaca; telkin, hipnoz ve aldatma yöntemleriyle insanlara doğruymuş gibi adeta dayatılmıştır.

Darwinizm

Bir çok çevrenin elele vererek yürüttüğü bu Darwinist propaganda ile hipnoz yaygınlaştırılmış, öyle ki kimi insanlar, farkında dahi olmaksızın, dünyaya büyük belalar getiren, 20. yüzyılı kana bulayan tüm zulüm sistemlerinin kökeni olan, son derece tehlikeli bir teorinin savunucusu haline gelmişlerdir. Ancak artık bu devrin sonu gelmiştir, çünkü bilimin evrimi tamamen çöküşe uğrattığı, başta elinizde olan Yaratılış Atlası olmak üzere, çok sayıda eserle ortaya konmuştur.

Yaratılış Atlası’nın bu 4. cildinde, evrim teorisini çürüten ve Yaratılış gerçeğini ispatlayan yüz milyonlarca yıllık fosil örneklerinin yanı sıra, Darwinistlerin nasıl bilimi saptırarak kitle hipnozunu gerçekleştirdiklerine dair bilimsel deliller de göreceksiniz.

darwin

Evrim teorisi daha ilk canlı hücrenin, hatta tek bir proteinin nasıl oluştuğunu açıklamaktan acizdir. Bugüne kadar elde edilen 350 milyondan fazla fosil içinde bir tane bile canlıların birbirinden türediğini gösteren ara form fosili yoktur. Eğer okullarda evrim masalları öğretilecekse, bununla birlikte bilimin ortaya koyduğu bu gerçekler de öğretilmelidir. Çocukların ve gençlerin Sümer devrinden kalma pagan öğretilerle değil, 21. yüzyılın ortaya koyduğu bilimsel bilgilerle eğitilmeleri gerekir.

Elinizdeki kitap; Darwinizm’in bir sahtekarlık olduğunun kesin delillerle ispat edildiği, 350 milyondan fazla fosilin evrimi reddettiğinin açık delillerle gösterildiği, tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşamayacağının bütün dünyaya ilan edildiği bir kitaptır. Bu kitap sahte delillerle bütün dünyaya evrim teorisini dayatan Darwinist diktatörlüğün oyunlarını alt üst etmektedir. Bu satırlarda, Darwinizm’i çürüten bilimsel deliller birer birer gösterilmektedir. Artık demagoji Darwinistlerin hiçbir işine yaramayacaktır.

kitaplar

Evrim teorisi, 19. yüzyılın köhne ve son derece ilkel bilim anlayışı içinde ortaya atılmıştı.

Darwinizm Bilim Değildir

Yaklaşık 1.5 asırdır Darwinist ve materyalist telkinlerin baskısı altındaki Avrupa toplumları, Yaratılış Atlası’nın ilk 3 cildinin Avrupa’da dağıtımıyla, ilk defa gerçekleri açıkça görme imkanı buldu. Evrim teorisinin bilimsel bir değeri olmadığını, ideolojik kaygılarla gündemde tutulduğunu gözler önüne seren bu eser, Avrupa’da ciddi bir inanç değişikliğine sebep oldu. Farklı ülkelerde yapılan anketler, Darwinizm’e inananların sayısında önemli bir azalma olduğunu ortaya koyarken, Avrupa’da artık Yaratılış inancının hakim olmaya başladığını gösterdi.

alt=
Terör, Nefret, Irkçılık, Savaş, Sevgisizlik = Darwinizm

Ne var ki, Darwinizm, aleyhindeki tüm bilimsel delillere rağmen okullarda, özellikle de üniversitelerde hala bilimsel bir gerçek gibi anlatılmaya devam etmektedir. Dünyanın bir çok ülkesinde devlet tarafından resmi ideoloji olarak savunulmakta ve zorla öğretilmektedir. Bu durum, Darwinizm’e karşı bilimsel mücadelenin gün geçtikçe artan bir hızda devam ettirilmesi, tüm toplumların Darwinist aldatmacaya karşı bilinçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Tüm inananların bu konudaki şevk ve azimlerini artırmanın yolu ise; evrim teorisinin bir sahtekarlık olduğunun ve bilimin tümüyle evrimi çürüttüğünün gösterilmesi, Darwinizm’in tüm dünyaya getirdiği belaların, acıların göz önüne serilmesi, dünyadaki savaşların, soykırımların, katliamların, terörün, baskı, şiddet ve zulmün, yeryüzündeki tüm sıkıntıların, insanların mutsuzluğunun, suç oranlarından intiharlardaki artışa kadar toplumlarda huzursuzluğa neden olan tüm unsurların temelinde Darwinist ve materyalist inancın yer aldığının açıklanması gerekmektedir.

Darwinizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan ya da konuyu detaylı olarak incelememiş olan kimseler, Darwinizm’in nasıl bir tehlike olduğunun farkına varamayabilirler. Günümüzde insanlığa acı veren ve eziyet çektiren sosyal problemlerin ve ahlaki dejenerasyonun temelinde evrim teorisinin bulunduğunu göremeyebilirler. Bundan habersiz olmak gerçekten büyük bir tehlikedir.

Bu kişiler, Darwinist düşüncenin yaklaşık 1.5 asırdır insanlığa verdiği zararın farkında olmadıkları için de Darwinizm ile yapılan fikri mücadelenin ne kadar hayati olduğunu da genelde anlayamazlar. Oysa Darwinist ideoloji, Allah’ın varlığını ve Yaratılış gerçeğini inkar etmeye çabalar. (Allah’ı tenzih ederiz.) İnsanların Rabbimiz’e karşı sorumlu olduklarını unutturmaya çalışır. İnsanlara, sözde kör tesadüflerin eseri olan bir tür hayvan oldukları sahtekarlığını telkin ederek, onları orman kanunlarına göre yaşamaya teşvik eder. Böylelikle Allah’a karşı sorumluluklarının ve bu dünyadaki varlık sebebinin bilincinde olmayan; yalnızca kendi menfaatini düşünen; acımasızlık, sevgisizlik, vefasızlık, nankörlük ve zulüm içinde yaşayan toplumlar oluşturulmaya çalışılır.

Evrendeki kusursuz dengenin ve canlılığın tesadüfen var olduğu yalanını ortaya atan Darwinizm, materyalizmin de bel kemiğidir. Bu bilim dışı inanış insanları ruh sahibi ve Allah’a karşı sorumlu bir varlık değil, biraz daha gelişmiş bir hayvan türü olarak gösterir. İnsanların arasında sevgi, merhamet ve şefkate dayalı bir ilişki değil; acımasız, bencil ve kavgaya dayalı bir ilişki olması gerektiğini savunur. Dolayısıyla Darwinizm’in ideolojik yapısının hakim olduğu yerlerde kaçınılmaz olarak çatışma hakim olur. Çünkü bu tehlikeli ideoloji, merhamet, sevgi, acıma, şefkat, vefa, saygı gibi hisleri sözde evrim sürecini gerileten ve dolayısıyla ortadan kalkması gereken engeller olarak görür.

Darwinizm’e Karşı Bilimsel Mücadeleyi Önemsiz Görme Yanılgısı

Bilimsel olarak çökertildiği halde ideolojik nedenlerle sürdürülen Darwinizm’in zararsız olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Kökeni Sümerlere kadar dayanan, canlılığın evrimle tesadüfen var olduğu iddiası, canlılığın ortaya çıkışını materyalist izahlarla açıklamaya çalışan başarısız bir teoriden ibaret değildir. Asıl amacı, Yaratıcı’nın varlığını inkar etmek (Yüce Allah’ı tenzih ederiz) olan bu pagan dini, toplumları Allah inancından uzaklaştırmaya çalışan, onlara amaçsız oldukları telkinini veren, masum insanların kanlarının dökülmesine sebep olan bir tetikleyicidir. Darwinizm’in bu kanlı etkisi, günümüzde de halen devam etmekte, dünya çapında süren terör ve şiddet eylemleri, bu sapkın teori ile beslenmektedir. Dolayısıyla, Darwinizm’le yapılacak olan ilmi mücadele, toplumların huzurunun sağlanabilmesi ve Kuran ahlakının dünyaya hakim olabilmesi için hayati önem taşımaktadır.

insanlar

Darwinizm’in ideolojik yapısının hakim olduğu yerlerde kaçınılmaz olarak çatışma hakim olur. Çünkü bu tehlikeli ideoloji, merhamet, sevgi, acıma, şefkat, vefa, saygı gibi hisleri sözde evrim sürecini gerileten ve dolayısıyla ortadan kalkması gereken engeller olarak görür.

Darwinizm Bir Çok Devlet Tarafından Resmi Olarak Desteklenmektedir

Halihazırda dünya devletlerinin neredeyse tamamı Darwinizm’i resmi bir ideoloji olarak benimsemiştir ve çeşitli yollarla bu sapkın ideolojinin savunuculuğunu yapmaktadır. Dinsizliği körükleyen bu ideolojinin yanında ise, Allah inancını anlatmak resmi olarak yasaklanmaktadır. Darwinizm’i savunmayan profesörler aniden görevlerinden alınmakta ve neredeyse hiçbir kurumda görevlendirilmemektedir. Hemen hemen tüm dünya, Darwinist diktatörlüğün hakimiyeti altındadır. Evrim teorisini savunmayan bir kişinin bilim adamı sıfatını alması adeta imkansızdır. Darwinist bir profesör, işe alacağı asistanını kendisi gibi Darwinist materyalist kişilerden seçmekte, Darwinist olmayanı asla tercih etmemekte, hatta üniversiteden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.

Tüm bu gerçeklere rağmen bazı çevreler, anti-Darwinist faaliyetlerin önemini gerektiği gibi kavrayamamakta ve bu alanda yapılan çalışmalara yeterli ciddiyetle bakmamaktadır. Bu kişiler Müslüman toplumlarda komünist, materyalist, dinsiz bir sistemin oluşmasını kendilerince imkansız görerek, Darwinist ideolojilerin yayılmasına izin vermenin tehlikesini göz ardı etmektedir. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır. Tarihte bu yanılgıya düşen halkların uğradıkları hezimet, anti-Darwinist, anti-materyalist faaliyetlerin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde evrimin köhne bir masal, bilim dışı bir ideoloji olduğunu herkes gayet iyi biliyor olmasına rağmen, tüm öğrenciler, tüm öğretmenler, tüm akademisyenler, tüm siyasetçiler “evrimi kabul etmek mecburiyetindedir.”

kitaplı kız

Peygamberler, Allah İnancına Karşı Geliştirilen Tüm Sahte Putları Yok Etmişlerdir

Tarihe baktığımızda da, peygamberlerin toplumların putlarına kesinlikle göz yummadıklarını görürüz. Örneğin Hz. İbrahim (as) kavminin putlara tapmasını engellemek için putları kırmıştır. Allah Kuran’da bu konuyu şu şekilde haber verir:

Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. “Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı?… (Enbiya Suresi, 58-59)

Dediler ki: “Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” “Hayır” dedi. “Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara sorun.”  Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)” dediler. Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin.” Dedi ki: “O halde, Allah’ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” “Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya Suresi, 62-67)

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi, Hz. İbrahim (as) sadece putları kırmakla kalmamış, bunu yaparken, halka putların hiçbir gücü olamayacağını tam kavratacak, akılcı bir yol seçmiştir. Halkın vicdanını harekete geçirerek, belki de hiç düşünmedikleri bir yönden düşünmeye onları yöneltmiştir.

jaguar kafatası

Bu jaguar kafatası fosili kretase dönemine aittir ve 87 milyon yıl yaşındadır. Yüz miyonlarca yıldır hiç değişmeyen canlılar evrimin olmadığının bir delilidir. Bu nedenledir ki fosiller, evrim teorisine en büyük darbeyi vuran bulgulardır.

Aynı şekilde Hz. Musa (as) da, kavminden uzak olduğu dönemde, yine eski sapkın inançlarının etkisine giren kavminin putlarını yok etmiştir. Hz. Musa (as), kavminin putu olan buzağı heykelini yakmış, darmadağın etmiş, sonra da denize savurmuştur. Hz. Musa (as) böylelikle, kavminin bir daha putlara tapınmaya dönmemesi için böyle sağlam bir tedbir almıştır. Allah, Kuran’da bu durumu şöyle  haber verir:

(Musa) Dedi ki: “Ya senin amacın nedir ey Samiri?” Dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.” Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: “Bana dokunulmasın”) deyip yerinmendir.” Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız. Sizin İlahınız yalnızca Allah’tır ki, O’nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. (Taha Suresi, 95-98)

Peygamberimiz (sav) de, kavmini putlara karşı uyarmış ve onların herhangi bir güçleri olmadığını anlatmıştır. Yüce Allah, Kuran’da bu durumu şu şekilde bildirir:

Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza’yı. Ve üçüncü (put) olan Menat’ı(n herhangi bir güçleri var mı)? (Necm Suresi, 19-20)

Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili ‘hiç bir delil’ indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir. (Necm Suresi, 23)

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Kuran ahlakının yayılması için bir müminin yapması gereken, önce toplumun put edindiği sahte ilahları tam anlamıyla ve geri dönüşü olmayacak şekilde ilmi olarak yok etmektir. Şu anda dünya çapında dinsizlik tehlikesinin dayanağı olan put, Darwinist-materyalist ideolojidir. Unutmamak gerekir ki karanlığın içinde gözleri kapamakla karanlık ortadan kalkmaz. Karanlığın var olmadığını düşünerek de karanlık yok olmaz. Karanlığı ortadan kaldırmak için, ışık yakmak gerekir. Şu anda yakılması gereken ışık da, anti-Darwinist, anti-materyalist yönde yoğun olarak yapılacak olan ilmi mücadeledir.

Yaratılış Atlası Çağımızın En Büyük Putuna İndirilen İlmi Bir Darbedir

Elinizde bulunan Yaratılış Atlası’nın 4. cildi, Darwinist-materyalist ideolojiye karşı indirilen ağır bir bilimsel darbenin devamıdır. Çünkü bu eser, Darwinistler tarafından özenle saklanan fosilleri ortaya çıkarmış, tüm insanlara canlıların evrim geçirmediğini göstermiştir. Bu kitapta yer alan fosillerin her biri “canlıların evrim geçirmediğini” ilan etmektedir. Burada sadece belirli sayıda örneğine yer verdiğimiz 350 milyondan fazla fosil, evrimsel sürecin bir hayal, bir masaldan ibaret olduğunu ispatlayan somut birer bulgudur. Yüz milyonlarca fosil; canlıların hiç değişmediklerini, ara aşamalardan geçmediklerini, mevcut tüm uzuvlarıyla bir anda var olduklarını göstermektedir. Yaratılışı gösteren yüzmilyonlarca fosile karşılık ise “tek bir tane bile ara form fosili yoktur”. Bunun anlamı ise açıktır: Evrim yoktur, Yaratılış bilimsel bir gerçektir. Darwinistlerin bu gerçek karşısında sunabilecekleri hiçbir delilleri, savunabilecekleri hiçbir açıklamaları bulunmamaktadır. İşte bu nedenle Yaratılış Atlası, Darwinizm’e fikren öldürücü darbeyi indirmiştir.

Tüm güç Allah’ındır, tüm kalpler Allah’ın elindedir. Fikirleri değiştirecek, sapkın ideolojileri yeryüzünden kaldırıp, Kuran ahlakını yeryüzüne hakim edecek olan elbetteki Yüce Allah’tır. Samimi bir dindarın görevi ise, Allah’a dayanıp güvenmek, elinden gelenin en fazlasıyla, var olan tüm gücünü kullanarak ilmi mücadeleye sarılmaktır. Allah’a, Kuran’a, güzel ahlaka, barış ve huzura karşı olan tüm putları, ideolojileri ve sahte güçleri; ilimle, bilimle, akıl ve mantıkla yok etmek, yeryüzünde Kuran ahlakını, barışı ve sevgiyi hakim etmek için çaba göstermektir.

Yüce Allah’ın, “Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder…” (Enbiya Suresi, 18) ayetiyle bildirdiği gibi, Allah inancına karşı geliştirilen her sapkın görüş ve batıl din mutlaka   yenilgiye uğrayacak ve bu batıl inanışların tümü kesin olarak yok olup gidecektir.

atlas of creation

Stromatolitler: Evrim Teorisini Yalanlayan 3.9 Milyar Yıllık Harika Canlılar

Bilinen en eski canlı fosilleri, yaklaşık 3.9 milyar yıl önce yaşamış olan bakterilere aittir. Bu nedenle evrimciler, cansız maddelerin kendi kedine, kör tesadüflerin sonucunda ilk olarak tek hücreli bakterileri meydana getirdikleri gibi bir iddia ortaya atmışlardır. Bu masalı destekleyebilmek için de Darwinistler söz konusu ilk bakteriyi kendilerince “basit” olarak nitelendirirler. Onlara göre sözde basit özelliklere sahip olan bu canlı, çeşitli ortam ve şartlardan tesadüfen etkilenmeli ve hep olumlu değişimler yaşamalı, bazı mucizevi özellikleri -örneğin kendi besinini üretmeyi, mayoz bölünürken aniden mitoz çoğalmaya başlamayı- yine tesadüfen öğrenmelidir. Bununla da kalmayıp o şuursuz bakteri düşünmeli, çeşitli kararlar vererek koloniler oluşturmalı, ayrıca diğer bakterilerle biyokimyasal haberleşme yapabilmeli ve nihayetinde de şimdiki kapsamlı canlılığı oluşturmalıdır. Darwinistlerin bu akıl ve mantık dışı iddiası bilimin gelişmediği zamanların cehaleti içinde kabul görmüş ve bilimsel bir gerçek gibi lanse edilmiştir. Ancak 21. yüzyılda bu durum değişmiştir.

Günümüzde bilim dünyasında meydana gelen büyük ilerlemeler, “ilkel ilk bakteri” iddiasını bir anda altüst etmiştir. Çünkü gelişen teknolojinin ışığında yapılan araştırmalar, yeryüzünün bu en küçük canlılarının, Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel canlılar olmadığı, çok önemli, kompleks özelliklerinin olduğu ve ancak üstün bir Akıl ve benzersiz bir İlim ile bir anda yaratılmış olabilecekleri gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bilimin ortaya koyduğu gerçek; tüm canlılar gibi bakterileri de Allah’ın yarattığıdır.

Bakteriler yeryüzündeki yaşam için vazgeçilmezdir

stromatolitler
Resimlerde üç tip siyanobakteri görülmektedir. (a: Oscillatoria, b: Nostoc, c: Gleocapsa) Temiz sularda yaşayan bu bakterilerin son derece kompleks bir klorofil sistemi vardır. Neredeyse bitki kloroplastları kadar kompleks olan bu sistem sayesinde siyanobakteriler doğada fotosentez işlemini gerçekleştirmektedirler. Nostoc siyanobakterileri, aynı zamanda nitrojen dönüşümünde de önemli rol oynarlar.

Gözle görmediğimiz elemanlardan oluşan, hiç durmadan çalışan ve yaşamımıza destek olan bir kimya laboratuvarı, bütün doğayı kaplamıştır. Bu bölümde ele aldığımız, her biri birer Yaratılış mucizesi olan bakteriler de, doğayı laboratuvar olarak kullanan uzman kimyacılardandır. Bakterilerin özelliklerinin büyük bir kısmı halen bilinmemektedir. Çünkü bu canlıların 0,001 mm. civarındaki boyutları, iç yapılarının gerektiği gibi incelenmesini çoğu zaman imkansız kılmaktadır, ancak yine de elde edilen veriler bu canlılardaki sistemleri bize tanıtmaktadır.

Bakteriler, evrimcilerin öne sürdükleri gibi ilkel değil, tam tersine aşamalı bir evrim süreciyle meydana gelemeyeceklerini kanıtlayan kompleks yapılara sahiptirler. Doğada her biri farklı bir özelliğe sahip bakteri türleri bulunmaktadır. Siyanobakteriler ise tüm bu farklı özellikleri tek başına taşıyan dünyanın en kompleks bakteri grubunu oluşturmaktadır. Ancak bu tarifin siyanobakterinin sahip olduğu özellikleri ve gerçekleştirdiği müthiş işlemleri açıklamak için çok eksik kaldığını vurgulamamız gerekir. Siyanobakteriler son derece özel hücre yapılarına ve kompleks hücre içi iletişim sistemlerine sahiptirler.

Siyanobakteriler 3.9 milyar yıl önce de ileri kalitede fotosentez yapabilen, nitrojen fiksasyonu (gaz haliyle kullanılamayan azotun kullanılabilir bileşikler haline gelmesi) gerçekleştiren, bakteri kamçısına (flagella) sahip olmadan süzülmeler şeklinde hareket edebilen, bu hareketi gerçekleştirmek için bir dizi protein kullanan kısacası tam teşeküllü harika canlılardır.

Siyanobakterilerin evrimi yalanlayan muhteşem özellikleri

Mavi-yeşil algler olarak da bilinen siyanobakteriler, enerjilerini fotosentez ile elde eden, bilinen en eski prokaryot yani tek hücreli canlılardır.1 Bu canlılar hücre içindeki işlemler için kullandıkları karbonu atmosferde bulunan karbondioksitten üretebilirler. Aynı zamanda azot gazını molekül halinde sabitleyebilirler, ki bu işlemlerin aynı yerde gerçekleşiyor olması önemle düşünülmesi gereken bir durumdur ve evrimcilerin “ilkel” iddiasını temelinden yıkıma uğratmaktadır.

Nitrojen sabitleme işleminden sorumlu nitrojenaz enzimi oksijene karşı ileri derecede hassastır. Bu nedenle siyanobakteri hücrelerinde, nitrojen sabitleme ve oksijen içeren fotosentez işlemleri aynı anda gerçekleşemez. Bu engelin aşılabilmesi için bazı siyanobakterilerin ipliksi yapıları azot sabitleme işlemini özel bir hücre çeşidi olan heterosistler ile sınırlandırırlar.

Heterosist hücreler kendilerine özgü yapılarıyla, birbiriyle uyumlu olmayan iki işlemin siyanobakteriler tarafından yerine getirilmesini sağlar.

Oksijenin girişini kısıtlamak amacıyla heterosist hücreler, glikolipid ve koruyucu homojen bir tabaka olarak polisakarid içeren özel bir kılıf ile kaplanmışlardır. Su geçirmez zincirlerin birbirleriyle etkileşimi yoluyla 4 nanometre genişliğinde bir tabaka oluşur ve bu şekilde gazlar ile çözünmüş maddelerin geçirgenliği kısıtlanmış olur. Heterosistlerde iki katmanlı lipidden meydana gelen dört ayrı zar bulunur ve bunların yapısı ile birlikte işlevleri de farklıdır.

Böylece bir arada gerçekleşmemesi gereken fotosentez yoluyla karbondioksit sabitlenmesi ve oksijen bulunmayan ortamda azot sabitlenmesi görevleri birbirinden ayrılmış ve siyanobakteriler görevlerini yerine getirmiş olur.

Evrimciler için bir açmaz: Siyanobakteri fosilleri

Avustralya Apex Chert bölgesindeki kaya katmanları incelendiğinde yaşları 3.9 milyar yıla kadar ulaşan siyanobakteri fosillerine, yani stromatolitlere ulaşırız.

Stromatolit, siyanobakteri gibi mikroorganizmaların kalıntılarının, tortularla bir araya gelip yapışması, birikmesi ve donması ile sığ sularda oluşur. Prekambriyen döneminde oluşmaya başlayan stromatolitler, deniz suyu aracılığıyla taşınan kalsiyum karbonat (kireç taşı) parçacıklarının, mavi-yeşil alglerin oluşturduğu ipliksi yığınlar üzerinde tutunarak oluşturduğu genişleme eğilimli, katmanlı yapılardır.2 Bu yapılar zengin klorofil içeriğine sahiptir. Jeolojik devirler boyunca deniz yüzeyinin hemen altında çeşitli büyüklüklerde küre ya da kubbe şeklinde yapılar meydana getirmişlerdir.

Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için oksijen ve karbondioksite ihtiyaç duydukları gibi büyüyebilmek için de azota (N2) ihtiyaç duyarlar. Azot, canlı vücudunda özellikle nükleik asitlerin, proteinlerin ve vitaminlerin yapısında temel taşlarından birini teşkil eder. Atmosferin de yaklaşık %78’i azot gazından oluşur. Ancak canlılar havadaki bu azotu, ihtiyaçları olmasına rağmen olduğu gibi bünyelerine alamazlar. Bu gazın bir şekilde canlıların kullanabileceği hale dönüştürülmesi ve tükenmemesi için bir döngü şeklinde atmosfere geri dönmesi gerekmektedir. Bu gereksinim ise yine mikroskobik bakteriler tarafından karşılanır.

Azotu, yani nitrojeni, havadan ilk olarak alması gereken canlılar bitkilerdir. Bitkiler azotu gaz şeklinde kullanamazlar. Azot, nitrit bakterileri tarafından nitrite, nitrit ise nitrat bakterileri tarafından nitratlara dönüştürülerek bitkiler tarafından kullanılabilir hale getirilir.

Evrimcilerin basit olarak nitelendirdiği bakteriler azot döngüsünü gerçekleştirirken, fotosentezde olduğu gibi, canlı bir kimya laboratuvarı olarak çalışırlar ve kimya bilimine yakın olmayanların anlamasının dahi mümkün olmadığı kompleks kimyasal reaksiyonları ilk yaratıldıkları günden itibaren hiç durmadan gerçekleştirirler.

siyanobakteri siyanobakteri
Avustralya’nın Apex havzasında 3.9 milyar yıllık dünyanın en yaşlı mikroorganizma fosilleri bulunmuştur. Üstte ve sol yandaki bu siyanobakteri fosilleri Apex bölgesinde çıkarılmıştır ve 3.5 milyar yaşındadır. Yukarıdaki resimde görülen ipliksi yapıdaki siyanobakterilerde her on hücreden biri heterosist olarak adlandırılır ve azot sabitleme görevini bu oksijenden tamamen yalıtılmış hücreler yerine getirir.
İnsanlar ve hayvanlar Güneş’in enerjisini doğrudan kullanabilecek bir mekanizmaya sahip değildirler. Bu enerjiyi, ancak yeşil bitki ve mikroorganizmaların gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda sentezlenmiş şekilde elde edebilirler. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlasını fotosentez yapan siyanobakteri türleri üretir. Bu canlıların Güneş ışığı ile meydana getirdikleri enerji, basit şekerler şeklinde depolanır. Oluşan bu şeker, yeryüzündeki canlı organizmaların hayatta kalabilmeleri ve büyüyebilmeleri için gerekli olan biyokimyasal reaksiyonlar ve aynı zamanda solunum için gereklidir.

Harika mikro canlı siyanobakterinin, evrim teorisinin canlıların tesadüfler sonucu meydana geldikleri iddiasını çökerten özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

Stromatolitlerin fosil kaydı son derece zengindir ve dört milyar yıldan beri yeryüzünün farklı ortamlarında bulundukları görülmektedir. Avusturalya’da bulunan Shark Bay’de, 1956 yılında keşfedilmişlerdir. Aynı zamanda, Bahamalar, Hint Okyanusu, Afrika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de bulunmaktadırlar.

Stromatolitlerde, her metre karede 3 milyar bakteri nüfusu bulunur. Bunlar tortullar ve organik maddeler ile birleşerek zaman içinde kendi boyutlarının 10 milyon katı büyüklüğünde, 1,5 metre yüksekliğe varan yapılar inşa ederler. Çok yavaş büyüdükleri için 1 metre yüksekliğindeki bir stromatolit yaklaşık 2000 yıl yaşındadır.8

siyanobakteri
Yandaki resimde, siyanobakterilerde bulunan altıgen ve simetrik “S Tabakası”nın yukarıdan ve yandan görünüşü yer alıyor.

Evrim teorisinin, bu canlıların yapılarındaki son derece estetik görünüme ve simetriye verebilecekleri anlamlı bir cevap yoktur. Tesadüflerin, bu simetriyi ve kusursuz düzeni meydana getirmeleri imkansızdır.

Bu en küçük canlılardaki kusursuzluk üstün bir Yaratıcı olan Yüce Rabbimiz Allah’ın yaratmasını açıkça göstermektedir.

Harika mikro canlı siyanobakterinin devasa faaliyetleri:

◉ Siyanobakteriler dünyanın yıllık oksijen miktarının %30’unu tek başlarına üretirler3; bu sayı dünyadaki tüm yeşil bitkilerin ürettikleri miktara eşdeğerdir.

◉ Bu bakterilerin boyutları çok küçüktür, ama miktarları oldukça fazladır. Bir litre suda sayıları 100’den fazladır ve okyanusun verimliliğinin %10-20 kadarını oluştururlar. Görünmemelerine rağmen, yeryüzünün çok geniş bir bölümüne hakimdirler.

◉ Bu bakteri türü fotosentez, azot fiksasyonu (azotun canlılar tarafından kullanılır hale gelmesi için gereken işlem) ve solunum gibi birbirinden farklı işlemleri tek bir hücre içerisinde yapabilmektedir. Bu ise yukarıda anlattığımız eşsiz bir hücre zarı sistemi gerektirir. Örneğin bakterinin azotu sabitlemek için oksijensiz, diğer tüm işlemler için oksijenli ortama ihtiyacı vardır, bunların her biri farklı zar sistemleri gerektirir. Bu yapısı siyanobakterileri, bakteriler aleminin en kompleks üyelerinden biri yapmaktadır.4

◉ 1980 yılında siyanobakterilerin Sirkadian saatine sahip oldukları gözlemlenmiştir.5 Sirkadian saati, çok hücreli canlılarda da görülen, vücudun kendini dış ortama göre otomatik bir şekilde ayarlamasıdır. Siyanobakterilerin, günün 12 saati oksijeni hücre içine alarak fotosentez ve solunum, diğer 12 saatte ise azot fiksasyonu yaptıkları gözlemlenmiştir.

◉ Siyanobakteriler su içinde flagellaları (bakteri kamçısı) olmadan hareket edebilmektedirler. Bu canlıların herhangi bir uzuvları olmadan hareket edebilmelerinin sırrı, 20 yılı aşkın süredir devam eden araştırmalara rağmen hala açıklığa kavuşturulamamıştır. En dış hücre katmanını oluşturan “S Tabaka” isimli altıgen tabaka, 3 boyutlu ve simetriktir. Bu tabakanın hücre hareketinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Zira simetriyi oluşturan “swm6” isimli gen herhangi bir mutasyona uğratıldığında hücrenin hareket edemediği gözlemlenmiştir.6

◉ Antikanser, antivirüs ve UV koruyucu maddeler üretebilen siyanobakteriler, bu özellikleriyle insanlık için faydalı genetik çalışmalarda kullanılmaktadır. Örneğin, Nostoc ellipsosporum türü siyanobakterinin ürettiği Cyanovirin-N adlı antiviral protein, HIV virüsünü etkisiz hale getirmektedir. Bu protein, HIV virüsünün hücrelere tutunmasını sağlayan oligosakkarit yapılarına bağlanabilme özelliğine sahiptir. Bununla ilgili çalışmalar halen geliştirilmeye devam etmektedir.7

Bakteriler sadece denizlerde ya da su kaynaklarında değil, insan vücudundan yer altındaki bir termite hatta bir bitkinin kök tüylerine kadar tüm canlılıkta etkendirler. Bu canlılar, yeryüzünün her yanına yayılmışlardır ve üstlendikleri görevleri milyarlarca yıldır aynı kusursuzlukla yerine getirmektedirler. Bütün bunlar elbette tek bir gerçeğe işaret eder: Yaratılış.

Evrim teorisini savunanlar da, aslında bu canlıların basit bir yapılarının olmadığını çok iyi bilirler. Bu nedenle, söz konusu mükemmel canlıların özelliklerini, sahip oldukları mekanizmaları açıklamaya çalışırken sürekli olarak bir çıkmaz ve tereddüt içindedirler. İşte evrim, mikroskobik bir canlının varlığını açıklamaktan dahi aciz olan bilim dışı bir teoridir.

21. yüzyılın gelişen bilim ve teknolojisi, elektron mikroskobu altında, evrim teorisi yalanını bir kez daha ortaya çıkaran yepyeni bir alemi tanıtmıştır. Darwinistlerin yeryüzündeki canlılık ile ilgili gittikçe uzayan soru zincirine böylelikle bir yenisi daha eklenmiştir. Yapılan her araştırma, elde edilen her bulgu, bu canlılarda karşılaştığımız her özellik, Allah’ın gözle görülmeyen bir canlıda nasıl kusursuz bir sanat meydana getirdiğini keşfedebilmek ve bunu takdir edebilmek için bir yol olacaktır.

stromatolitler
Bakteri tabakaları tortullar nedeniyle zamanla matlaşırlar ve güneş ışığına ulaşmak için yukarı doğru hareket ederler, resimde görüldüğü şekilde katman üstüne katman eklenir ve kuleler meydana getirirler.

Avustralya’nın Pilbara bölgesindeki bu stromatolit fosilleri Prekambriyen dönemine aittir. Açıkça görülebilen gri kıvrımlı katmanlar, stromatolitin yukarı doğru büyüyerek şekillendiğini göstermektedir.

Bu sayfadaki stromatolitler 4000 yıldır Avustralya’nın Köpek balığı körfezindeki (Shark Bay) Hamelin Pool havzasında yaşamlarını sürdürmektedirler.

Avustralya’nın diğer bazı bölgelerinde ise 3.9 milyar yaşında olan stromatolit fosilleri vardır. Bu 3.9 milyar yaşındaki stromatolit fosilleriyle günümüzde halen yaşayanlar arasında hiçbir fark yoktur. Bu organizmalar hiçbir evrim geçirmemiştir.

Stromatolit Fosili

stromatolit fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.2 – 2.4 milyar yıl
Bölge: Michigan, ABD
Fosil kayıtlarındaki bilinen en eski makrofosillerden biri olan bu stromatolit örneği Amerika’nın Michigan bölgesinden çıkarılmıştır.

Yaklaşık 2.4 milyar yıllık bu stromatolit fosili, yeryüzünün bilinen en yaşlı mikro canlıları olan siyanobakteri kolonilerine aittir. Stromatolitlerin incelenmesiyle milyarlarca yıl öncesine ışık tutulmuş ve dönemin iklimi, jeolojisi, canlı çeşitliliği ve coğrafyasına ilişkin veriler elde edilmiştir.

Kalsiyum karbonat (kireçtaşı) büyüyen bakteri lifleri üzerinde biriktikçe zamanla katmanlar oluşturur. Bakterilerin çevrelerindeki sudan karbondioksit kullanarak fotosentez yapmaları bu birikimi başlatır.

Suda çökelen tanecikler ile birlikte mineraller bakteri kolonilerini saran yapışkan sıvı içinde tutsak kalırlar ve tortul madde içerisinde yukarıya doğru büyümeye devam ederek, sürekli yeni bir tabaka meydana getirirler.

Bu süreç defalarca tekrarlanır ve tortul katmanları oluşur. Bu oluşum günümüzde hala devam etmektedir.

3,9 milyar yıl kadar öncesine giden fosilleşmiş stromatolitlere tüm kıtaların tortul kayalarında rastlamak mümkündür.

Stromatolit Fosili

Stromatolit Fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.2 – 2.4 milyar yıl
Bölge: Michigan, ABD
Bu fosil, ABD’nin Michigan bölgesinden çıkarılmıştır ve yeryüzünde hayatın ilk belirdiği zamana ait olan stromatolitik materyallerin mermere benzeyen bir örneğidir.

Mermer, kireçtaşının başkalaşım geçirmiş halidir. Göze hoş gelen yeşil renk, kireçtaşında yüksek miktarda magnezyum bulunduğunda meydana gelen serpantin dolayısıyla oluşur. 9

Fosil stromatolitler, bilinen en eski canlı organizmalar olan siyanobakterilere ait kolonilerdir. Kaya katmanları arasında fosilleşmiş olarak görülen, milyarlarca yıl önce yaşamış olan bu bakteriler, son derece kompleks yapılarıyla oksijen üretebilen canlılardır. Gözle görülmeyen bu canlıların mikro bedenlerinde gerçekleştirdikleri işlemler günümüz teknolojisinin yanına bile yaklaşamayacağı mükemmellikte bir yapı sergiler. Darwinistlerin sözde “ilkel ilk canlılar” olduğunu iddia ettikleri siyanobakteriler güneş ışığı kullanarak fotosentez yaparlar ve suyu, oksijen molekülleri ile proton ve elektrona dönüştürürler. Fotosentez için kullandıkları tilakoid adındaki yapılar hücre zarı içindeki kıvrımlarda yer alır. Tilakoidlerin zarında, fikobilizom denilen, fotosistemler için ışık toplama görevi yapan özel antenler mevcuttur. Böyle bir yapının “ilkel” olmadığı açıktır.

Gerek yapısı gerekse gerçekleştirdiği işlemlere bakıldığında, varlığı 3.9 milyar yıl öncesine uzanan bu canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren son derece kompleks oldukları, ilkel canlılar olmadıkları görülmektedir.

Stromatolit Fosili

Stromatolit Fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.4 milyar yıl
Bölge: ABD
Prekambriyen dönemine ait bu 2.4 milyar yaşındaki stromatolit fosili göz alıcı renklere ve desenlere sahiptir. Tiger iron (kaplan gözü) adı verilen bu türün kırmızı rengi, jasporal ve siyah hematitten (demir minerali) oluşur. İnişli çıkışlı ve kontrastlı renk bantları ve adeta cilalı olan yapısı çekici bir motif oluşturur. Genellikle mücevher yapımında ve süslemelerde kullanılır. Kaplan gözü, temelde silikon dioksitten oluşur ve demir oksit ile renklenmiştir. 10

Siyanobakterilerin hareket mekanizması da son derece detaylı ve benzersiz işlemler içerir.

Siyanobakteriler gündüzleri fotosentez için yüzeye yakın durur, geceleri ise dibe batarak besin maddelerini toplarlar. Bunun için gaz vakuollerini (boşluklarını) kullanırlar ve sudaki konumlarını bu şekilde sürekli değiştirirler.

Diğer bakterilerin aksine siyanobakteriler hareket etmek için, yavaş bir kayma hareketi yaparlar; fakat kamçıları olmadığı için bakterinin bu hareketinin mekanizması hala tam olarak anlaşılmış değildir.

Hücrenin yer değiştirmesini sağlayan yavaş kayma hareketi için de kompleks proteinler görev yapar, fakat bu “motorun” yapısı ve bileşenlerinin nasıl çalıştığı henüz bilinmemektedir. Milyarlarca yıldır bu mekanizma aynı şekilde kalmıştır, hiç bir değişim geçirmemiştir.

Dipnotlar

1- http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Cyanobacteria

2- http://www.fossilmuseum.net/Tree_of_Life/Stromatolites.htm

3- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy. 217

4- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy. 271

5- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.200

6- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.273-275

7- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.166

8- “Stromatolites”, David L. Alles, Western Washington University, http://fire.biol.wwu.edu/trent/alles/Stromatolites.pdf

9- http://www.fossilmall.com/EDCOPE_Enterprises/stromatolite/str91/Stromatolites91.htm

http://www.fossilmuseum.net/Fossil_Galleries/StromatolitesAmerica.htm

10- http://www.indiana9fossils.com/Stromatolite/MichiganBandedIron.htm

Stromatolitler: Evrim Teorisini Yalanlayan 3.9 Milyar Yıllık Harika Canlılar

Bilinen en eski canlı fosilleri, yaklaşık 3.9 milyar yıl önce yaşamış olan bakterilere aittir. Bu nedenle evrimciler, cansız maddelerin kendi kedine, kör tesadüflerin sonucunda ilk olarak tek hücreli bakterileri meydana getirdikleri gibi bir iddia ortaya atmışlardır. Bu masalı destekleyebilmek için de Darwinistler söz konusu ilk bakteriyi kendilerince “basit” olarak nitelendirirler. Onlara göre sözde basit özelliklere sahip olan bu canlı, çeşitli ortam ve şartlardan tesadüfen etkilenmeli ve hep olumlu değişimler yaşamalı, bazı mucizevi özellikleri -örneğin kendi besinini üretmeyi, mayoz bölünürken aniden mitoz çoğalmaya başlamayı- yine tesadüfen öğrenmelidir. Bununla da kalmayıp o şuursuz bakteri düşünmeli, çeşitli kararlar vererek koloniler oluşturmalı, ayrıca diğer bakterilerle biyokimyasal haberleşme yapabilmeli ve nihayetinde de şimdiki kapsamlı canlılığı oluşturmalıdır. Darwinistlerin bu akıl ve mantık dışı iddiası bilimin gelişmediği zamanların cehaleti içinde kabul görmüş ve bilimsel bir gerçek gibi lanse edilmiştir. Ancak 21. yüzyılda bu durum değişmiştir.

Günümüzde bilim dünyasında meydana gelen büyük ilerlemeler, “ilkel ilk bakteri” iddiasını bir anda altüst etmiştir. Çünkü gelişen teknolojinin ışığında yapılan araştırmalar, yeryüzünün bu en küçük canlılarının, Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel canlılar olmadığı, çok önemli, kompleks özelliklerinin olduğu ve ancak üstün bir Akıl ve benzersiz bir İlim ile bir anda yaratılmış olabilecekleri gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bilimin ortaya koyduğu gerçek; tüm canlılar gibi bakterileri de Allah’ın yarattığıdır.

Bakteriler yeryüzündeki yaşam için vazgeçilmezdir

stromatolitler
Resimlerde üç tip siyanobakteri görülmektedir. (a: Oscillatoria, b: Nostoc, c: Gleocapsa) Temiz sularda yaşayan bu bakterilerin son derece kompleks bir klorofil sistemi vardır. Neredeyse bitki kloroplastları kadar kompleks olan bu sistem sayesinde siyanobakteriler doğada fotosentez işlemini gerçekleştirmektedirler. Nostoc siyanobakterileri, aynı zamanda nitrojen dönüşümünde de önemli rol oynarlar.

Gözle görmediğimiz elemanlardan oluşan, hiç durmadan çalışan ve yaşamımıza destek olan bir kimya laboratuvarı, bütün doğayı kaplamıştır. Bu bölümde ele aldığımız, her biri birer Yaratılış mucizesi olan bakteriler de, doğayı laboratuvar olarak kullanan uzman kimyacılardandır. Bakterilerin özelliklerinin büyük bir kısmı halen bilinmemektedir. Çünkü bu canlıların 0,001 mm. civarındaki boyutları, iç yapılarının gerektiği gibi incelenmesini çoğu zaman imkansız kılmaktadır, ancak yine de elde edilen veriler bu canlılardaki sistemleri bize tanıtmaktadır.

Bakteriler, evrimcilerin öne sürdükleri gibi ilkel değil, tam tersine aşamalı bir evrim süreciyle meydana gelemeyeceklerini kanıtlayan kompleks yapılara sahiptirler. Doğada her biri farklı bir özelliğe sahip bakteri türleri bulunmaktadır. Siyanobakteriler ise tüm bu farklı özellikleri tek başına taşıyan dünyanın en kompleks bakteri grubunu oluşturmaktadır. Ancak bu tarifin siyanobakterinin sahip olduğu özellikleri ve gerçekleştirdiği müthiş işlemleri açıklamak için çok eksik kaldığını vurgulamamız gerekir. Siyanobakteriler son derece özel hücre yapılarına ve kompleks hücre içi iletişim sistemlerine sahiptirler.

Siyanobakteriler 3.9 milyar yıl önce de ileri kalitede fotosentez yapabilen, nitrojen fiksasyonu (gaz haliyle kullanılamayan azotun kullanılabilir bileşikler haline gelmesi) gerçekleştiren, bakteri kamçısına (flagella) sahip olmadan süzülmeler şeklinde hareket edebilen, bu hareketi gerçekleştirmek için bir dizi protein kullanan kısacası tam teşeküllü harika canlılardır.

Siyanobakterilerin evrimi yalanlayan muhteşem özellikleri

Mavi-yeşil algler olarak da bilinen siyanobakteriler, enerjilerini fotosentez ile elde eden, bilinen en eski prokaryot yani tek hücreli canlılardır.1 Bu canlılar hücre içindeki işlemler için kullandıkları karbonu atmosferde bulunan karbondioksitten üretebilirler. Aynı zamanda azot gazını molekül halinde sabitleyebilirler, ki bu işlemlerin aynı yerde gerçekleşiyor olması önemle düşünülmesi gereken bir durumdur ve evrimcilerin “ilkel” iddiasını temelinden yıkıma uğratmaktadır.

Nitrojen sabitleme işleminden sorumlu nitrojenaz enzimi oksijene karşı ileri derecede hassastır. Bu nedenle siyanobakteri hücrelerinde, nitrojen sabitleme ve oksijen içeren fotosentez işlemleri aynı anda gerçekleşemez. Bu engelin aşılabilmesi için bazı siyanobakterilerin ipliksi yapıları azot sabitleme işlemini özel bir hücre çeşidi olan heterosistler ile sınırlandırırlar.

Heterosist hücreler kendilerine özgü yapılarıyla, birbiriyle uyumlu olmayan iki işlemin siyanobakteriler tarafından yerine getirilmesini sağlar.

Oksijenin girişini kısıtlamak amacıyla heterosist hücreler, glikolipid ve koruyucu homojen bir tabaka olarak polisakarid içeren özel bir kılıf ile kaplanmışlardır. Su geçirmez zincirlerin birbirleriyle etkileşimi yoluyla 4 nanometre genişliğinde bir tabaka oluşur ve bu şekilde gazlar ile çözünmüş maddelerin geçirgenliği kısıtlanmış olur. Heterosistlerde iki katmanlı lipidden meydana gelen dört ayrı zar bulunur ve bunların yapısı ile birlikte işlevleri de farklıdır.

Böylece bir arada gerçekleşmemesi gereken fotosentez yoluyla karbondioksit sabitlenmesi ve oksijen bulunmayan ortamda azot sabitlenmesi görevleri birbirinden ayrılmış ve siyanobakteriler görevlerini yerine getirmiş olur.

Evrimciler için bir açmaz: Siyanobakteri fosilleri

Avustralya Apex Chert bölgesindeki kaya katmanları incelendiğinde yaşları 3.9 milyar yıla kadar ulaşan siyanobakteri fosillerine, yani stromatolitlere ulaşırız.

Stromatolit, siyanobakteri gibi mikroorganizmaların kalıntılarının, tortularla bir araya gelip yapışması, birikmesi ve donması ile sığ sularda oluşur. Prekambriyen döneminde oluşmaya başlayan stromatolitler, deniz suyu aracılığıyla taşınan kalsiyum karbonat (kireç taşı) parçacıklarının, mavi-yeşil alglerin oluşturduğu ipliksi yığınlar üzerinde tutunarak oluşturduğu genişleme eğilimli, katmanlı yapılardır.2 Bu yapılar zengin klorofil içeriğine sahiptir. Jeolojik devirler boyunca deniz yüzeyinin hemen altında çeşitli büyüklüklerde küre ya da kubbe şeklinde yapılar meydana getirmişlerdir.

Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için oksijen ve karbondioksite ihtiyaç duydukları gibi büyüyebilmek için de azota (N2) ihtiyaç duyarlar. Azot, canlı vücudunda özellikle nükleik asitlerin, proteinlerin ve vitaminlerin yapısında temel taşlarından birini teşkil eder. Atmosferin de yaklaşık %78’i azot gazından oluşur. Ancak canlılar havadaki bu azotu, ihtiyaçları olmasına rağmen olduğu gibi bünyelerine alamazlar. Bu gazın bir şekilde canlıların kullanabileceği hale dönüştürülmesi ve tükenmemesi için bir döngü şeklinde atmosfere geri dönmesi gerekmektedir. Bu gereksinim ise yine mikroskobik bakteriler tarafından karşılanır.

Azotu, yani nitrojeni, havadan ilk olarak alması gereken canlılar bitkilerdir. Bitkiler azotu gaz şeklinde kullanamazlar. Azot, nitrit bakterileri tarafından nitrite, nitrit ise nitrat bakterileri tarafından nitratlara dönüştürülerek bitkiler tarafından kullanılabilir hale getirilir.

Evrimcilerin basit olarak nitelendirdiği bakteriler azot döngüsünü gerçekleştirirken, fotosentezde olduğu gibi, canlı bir kimya laboratuvarı olarak çalışırlar ve kimya bilimine yakın olmayanların anlamasının dahi mümkün olmadığı kompleks kimyasal reaksiyonları ilk yaratıldıkları günden itibaren hiç durmadan gerçekleştirirler.

siyanobakteri siyanobakteri
Avustralya’nın Apex havzasında 3.9 milyar yıllık dünyanın en yaşlı mikroorganizma fosilleri bulunmuştur. Üstte ve sol yandaki bu siyanobakteri fosilleri Apex bölgesinde çıkarılmıştır ve 3.5 milyar yaşındadır. Yukarıdaki resimde görülen ipliksi yapıdaki siyanobakterilerde her on hücreden biri heterosist olarak adlandırılır ve azot sabitleme görevini bu oksijenden tamamen yalıtılmış hücreler yerine getirir.
İnsanlar ve hayvanlar Güneş’in enerjisini doğrudan kullanabilecek bir mekanizmaya sahip değildirler. Bu enerjiyi, ancak yeşil bitki ve mikroorganizmaların gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda sentezlenmiş şekilde elde edebilirler. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlasını fotosentez yapan siyanobakteri türleri üretir. Bu canlıların Güneş ışığı ile meydana getirdikleri enerji, basit şekerler şeklinde depolanır. Oluşan bu şeker, yeryüzündeki canlı organizmaların hayatta kalabilmeleri ve büyüyebilmeleri için gerekli olan biyokimyasal reaksiyonlar ve aynı zamanda solunum için gereklidir.

Harika mikro canlı siyanobakterinin, evrim teorisinin canlıların tesadüfler sonucu meydana geldikleri iddiasını çökerten özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

Stromatolitlerin fosil kaydı son derece zengindir ve dört milyar yıldan beri yeryüzünün farklı ortamlarında bulundukları görülmektedir. Avusturalya’da bulunan Shark Bay’de, 1956 yılında keşfedilmişlerdir. Aynı zamanda, Bahamalar, Hint Okyanusu, Afrika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de bulunmaktadırlar.

Stromatolitlerde, her metre karede 3 milyar bakteri nüfusu bulunur. Bunlar tortullar ve organik maddeler ile birleşerek zaman içinde kendi boyutlarının 10 milyon katı büyüklüğünde, 1,5 metre yüksekliğe varan yapılar inşa ederler. Çok yavaş büyüdükleri için 1 metre yüksekliğindeki bir stromatolit yaklaşık 2000 yıl yaşındadır.8

siyanobakteri
Yandaki resimde, siyanobakterilerde bulunan altıgen ve simetrik “S Tabakası”nın yukarıdan ve yandan görünüşü yer alıyor.

Evrim teorisinin, bu canlıların yapılarındaki son derece estetik görünüme ve simetriye verebilecekleri anlamlı bir cevap yoktur. Tesadüflerin, bu simetriyi ve kusursuz düzeni meydana getirmeleri imkansızdır.

Bu en küçük canlılardaki kusursuzluk üstün bir Yaratıcı olan Yüce Rabbimiz Allah’ın yaratmasını açıkça göstermektedir.

Harika mikro canlı siyanobakterinin devasa faaliyetleri:

◉ Siyanobakteriler dünyanın yıllık oksijen miktarının %30’unu tek başlarına üretirler3; bu sayı dünyadaki tüm yeşil bitkilerin ürettikleri miktara eşdeğerdir.

◉ Bu bakterilerin boyutları çok küçüktür, ama miktarları oldukça fazladır. Bir litre suda sayıları 100’den fazladır ve okyanusun verimliliğinin %10-20 kadarını oluştururlar. Görünmemelerine rağmen, yeryüzünün çok geniş bir bölümüne hakimdirler.

◉ Bu bakteri türü fotosentez, azot fiksasyonu (azotun canlılar tarafından kullanılır hale gelmesi için gereken işlem) ve solunum gibi birbirinden farklı işlemleri tek bir hücre içerisinde yapabilmektedir. Bu ise yukarıda anlattığımız eşsiz bir hücre zarı sistemi gerektirir. Örneğin bakterinin azotu sabitlemek için oksijensiz, diğer tüm işlemler için oksijenli ortama ihtiyacı vardır, bunların her biri farklı zar sistemleri gerektirir. Bu yapısı siyanobakterileri, bakteriler aleminin en kompleks üyelerinden biri yapmaktadır.4

◉ 1980 yılında siyanobakterilerin Sirkadian saatine sahip oldukları gözlemlenmiştir.5 Sirkadian saati, çok hücreli canlılarda da görülen, vücudun kendini dış ortama göre otomatik bir şekilde ayarlamasıdır. Siyanobakterilerin, günün 12 saati oksijeni hücre içine alarak fotosentez ve solunum, diğer 12 saatte ise azot fiksasyonu yaptıkları gözlemlenmiştir.

◉ Siyanobakteriler su içinde flagellaları (bakteri kamçısı) olmadan hareket edebilmektedirler. Bu canlıların herhangi bir uzuvları olmadan hareket edebilmelerinin sırrı, 20 yılı aşkın süredir devam eden araştırmalara rağmen hala açıklığa kavuşturulamamıştır. En dış hücre katmanını oluşturan “S Tabaka” isimli altıgen tabaka, 3 boyutlu ve simetriktir. Bu tabakanın hücre hareketinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Zira simetriyi oluşturan “swm6” isimli gen herhangi bir mutasyona uğratıldığında hücrenin hareket edemediği gözlemlenmiştir.6

◉ Antikanser, antivirüs ve UV koruyucu maddeler üretebilen siyanobakteriler, bu özellikleriyle insanlık için faydalı genetik çalışmalarda kullanılmaktadır. Örneğin, Nostoc ellipsosporum türü siyanobakterinin ürettiği Cyanovirin-N adlı antiviral protein, HIV virüsünü etkisiz hale getirmektedir. Bu protein, HIV virüsünün hücrelere tutunmasını sağlayan oligosakkarit yapılarına bağlanabilme özelliğine sahiptir. Bununla ilgili çalışmalar halen geliştirilmeye devam etmektedir.7

Bakteriler sadece denizlerde ya da su kaynaklarında değil, insan vücudundan yer altındaki bir termite hatta bir bitkinin kök tüylerine kadar tüm canlılıkta etkendirler. Bu canlılar, yeryüzünün her yanına yayılmışlardır ve üstlendikleri görevleri milyarlarca yıldır aynı kusursuzlukla yerine getirmektedirler. Bütün bunlar elbette tek bir gerçeğe işaret eder: Yaratılış.

Evrim teorisini savunanlar da, aslında bu canlıların basit bir yapılarının olmadığını çok iyi bilirler. Bu nedenle, söz konusu mükemmel canlıların özelliklerini, sahip oldukları mekanizmaları açıklamaya çalışırken sürekli olarak bir çıkmaz ve tereddüt içindedirler. İşte evrim, mikroskobik bir canlının varlığını açıklamaktan dahi aciz olan bilim dışı bir teoridir.

21. yüzyılın gelişen bilim ve teknolojisi, elektron mikroskobu altında, evrim teorisi yalanını bir kez daha ortaya çıkaran yepyeni bir alemi tanıtmıştır. Darwinistlerin yeryüzündeki canlılık ile ilgili gittikçe uzayan soru zincirine böylelikle bir yenisi daha eklenmiştir. Yapılan her araştırma, elde edilen her bulgu, bu canlılarda karşılaştığımız her özellik, Allah’ın gözle görülmeyen bir canlıda nasıl kusursuz bir sanat meydana getirdiğini keşfedebilmek ve bunu takdir edebilmek için bir yol olacaktır.

stromatolitler
Bakteri tabakaları tortullar nedeniyle zamanla matlaşırlar ve güneş ışığına ulaşmak için yukarı doğru hareket ederler, resimde görüldüğü şekilde katman üstüne katman eklenir ve kuleler meydana getirirler.

Avustralya’nın Pilbara bölgesindeki bu stromatolit fosilleri Prekambriyen dönemine aittir. Açıkça görülebilen gri kıvrımlı katmanlar, stromatolitin yukarı doğru büyüyerek şekillendiğini göstermektedir.

Bu sayfadaki stromatolitler 4000 yıldır Avustralya’nın Köpek balığı körfezindeki (Shark Bay) Hamelin Pool havzasında yaşamlarını sürdürmektedirler.

Avustralya’nın diğer bazı bölgelerinde ise 3.9 milyar yaşında olan stromatolit fosilleri vardır. Bu 3.9 milyar yaşındaki stromatolit fosilleriyle günümüzde halen yaşayanlar arasında hiçbir fark yoktur. Bu organizmalar hiçbir evrim geçirmemiştir.

Stromatolit Fosili

stromatolit fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.2 – 2.4 milyar yıl
Bölge: Michigan, ABD
Fosil kayıtlarındaki bilinen en eski makrofosillerden biri olan bu stromatolit örneği Amerika’nın Michigan bölgesinden çıkarılmıştır.

Yaklaşık 2.4 milyar yıllık bu stromatolit fosili, yeryüzünün bilinen en yaşlı mikro canlıları olan siyanobakteri kolonilerine aittir. Stromatolitlerin incelenmesiyle milyarlarca yıl öncesine ışık tutulmuş ve dönemin iklimi, jeolojisi, canlı çeşitliliği ve coğrafyasına ilişkin veriler elde edilmiştir.

Kalsiyum karbonat (kireçtaşı) büyüyen bakteri lifleri üzerinde biriktikçe zamanla katmanlar oluşturur. Bakterilerin çevrelerindeki sudan karbondioksit kullanarak fotosentez yapmaları bu birikimi başlatır.

Suda çökelen tanecikler ile birlikte mineraller bakteri kolonilerini saran yapışkan sıvı içinde tutsak kalırlar ve tortul madde içerisinde yukarıya doğru büyümeye devam ederek, sürekli yeni bir tabaka meydana getirirler.

Bu süreç defalarca tekrarlanır ve tortul katmanları oluşur. Bu oluşum günümüzde hala devam etmektedir.

3,9 milyar yıl kadar öncesine giden fosilleşmiş stromatolitlere tüm kıtaların tortul kayalarında rastlamak mümkündür.

Stromatolit Fosili

Stromatolit Fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.2 – 2.4 milyar yıl
Bölge: Michigan, ABD
Bu fosil, ABD’nin Michigan bölgesinden çıkarılmıştır ve yeryüzünde hayatın ilk belirdiği zamana ait olan stromatolitik materyallerin mermere benzeyen bir örneğidir.

Mermer, kireçtaşının başkalaşım geçirmiş halidir. Göze hoş gelen yeşil renk, kireçtaşında yüksek miktarda magnezyum bulunduğunda meydana gelen serpantin dolayısıyla oluşur. 9

Fosil stromatolitler, bilinen en eski canlı organizmalar olan siyanobakterilere ait kolonilerdir. Kaya katmanları arasında fosilleşmiş olarak görülen, milyarlarca yıl önce yaşamış olan bu bakteriler, son derece kompleks yapılarıyla oksijen üretebilen canlılardır. Gözle görülmeyen bu canlıların mikro bedenlerinde gerçekleştirdikleri işlemler günümüz teknolojisinin yanına bile yaklaşamayacağı mükemmellikte bir yapı sergiler. Darwinistlerin sözde “ilkel ilk canlılar” olduğunu iddia ettikleri siyanobakteriler güneş ışığı kullanarak fotosentez yaparlar ve suyu, oksijen molekülleri ile proton ve elektrona dönüştürürler. Fotosentez için kullandıkları tilakoid adındaki yapılar hücre zarı içindeki kıvrımlarda yer alır. Tilakoidlerin zarında, fikobilizom denilen, fotosistemler için ışık toplama görevi yapan özel antenler mevcuttur. Böyle bir yapının “ilkel” olmadığı açıktır.

Gerek yapısı gerekse gerçekleştirdiği işlemlere bakıldığında, varlığı 3.9 milyar yıl öncesine uzanan bu canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren son derece kompleks oldukları, ilkel canlılar olmadıkları görülmektedir.

Stromatolit Fosili

Stromatolit Fosili
Dönem: Prekambriyen dönemi
Yaş: 2.4 milyar yıl
Bölge: ABD
Prekambriyen dönemine ait bu 2.4 milyar yaşındaki stromatolit fosili göz alıcı renklere ve desenlere sahiptir. Tiger iron (kaplan gözü) adı verilen bu türün kırmızı rengi, jasporal ve siyah hematitten (demir minerali) oluşur. İnişli çıkışlı ve kontrastlı renk bantları ve adeta cilalı olan yapısı çekici bir motif oluşturur. Genellikle mücevher yapımında ve süslemelerde kullanılır. Kaplan gözü, temelde silikon dioksitten oluşur ve demir oksit ile renklenmiştir. 10

Siyanobakterilerin hareket mekanizması da son derece detaylı ve benzersiz işlemler içerir.

Siyanobakteriler gündüzleri fotosentez için yüzeye yakın durur, geceleri ise dibe batarak besin maddelerini toplarlar. Bunun için gaz vakuollerini (boşluklarını) kullanırlar ve sudaki konumlarını bu şekilde sürekli değiştirirler.

Diğer bakterilerin aksine siyanobakteriler hareket etmek için, yavaş bir kayma hareketi yaparlar; fakat kamçıları olmadığı için bakterinin bu hareketinin mekanizması hala tam olarak anlaşılmış değildir.

Hücrenin yer değiştirmesini sağlayan yavaş kayma hareketi için de kompleks proteinler görev yapar, fakat bu “motorun” yapısı ve bileşenlerinin nasıl çalıştığı henüz bilinmemektedir. Milyarlarca yıldır bu mekanizma aynı şekilde kalmıştır, hiç bir değişim geçirmemiştir.

Dipnotlar

1- http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Cyanobacteria

2- http://www.fossilmuseum.net/Tree_of_Life/Stromatolites.htm

3- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy. 217

4- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy. 271

5- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.200

6- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.273-275

7- The Cyanobacteria. Molecular Biology, Genetics and Evolutin. Edited by Antonia Herrero & Enrique Flores. Sy.166

8- “Stromatolites”, David L. Alles, Western Washington University, http://fire.biol.wwu.edu/trent/alles/Stromatolites.pdf

9- http://www.fossilmall.com/EDCOPE_Enterprises/stromatolite/str91/Stromatolites91.htm

http://www.fossilmuseum.net/Fossil_Galleries/StromatolitesAmerica.htm

10- http://www.indiana9fossils.com/Stromatolite/MichiganBandedIron.htm

Trilobitler: 530 Milyon Yıl Önce Yaşamış Harika Canlılar Evrimi Yalanlıyor

Kompleks Sistem Nedir?

Kambriyen canlılarında ortaya çıkan göz, duyarga, ayak, ağız, mide gibi organlar, aynı zamanda birer kompleks sistemdirler. Kompleks sistemi şöyle özetleyebiliriz:

Kompleks sistem, birbiriyle ilişki halinde olan çok sayıda küçük parçadan meydana gelir. Aynı zamanda bu sistem, çevresindeki yapılarla da sürekli olarak alışveriş içindedir. Kompleks sistemin işlev görebilmesi için tek bir parçanın çalışması yeterli değildir. Tüm parçalar bu uyumun ve karşılıklı ilişkinin gerektirdiği şekilde aynı anda, en kusursuz haliyle görevini yapmak zorundadır.

trilobitler
Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan araştırmalar, Kambriyen dönemine ait tüm fosillerin, farklı özelliklerini ortaya çıkaracak niteliktedir. Bu canlıların kafaları, gövdeleri, çeşitli kompleks parçalardan oluşan sindirim sistemleri bulunmaktadır. Bazılarının bir düzine ayağı vardır. Bazılarının kabukları, bazılarının antenleri, bazılarının ise solungaçları bulunmaktadır. Kısacası, günümüz canlılarının sahip olduğu hemen her özellik, hatta daha da fazlası, tüm kompleks özellikleriyle,
Kambriyen dönemi denizlerinde varlık göstermiştir.

Kompleks yapıya “göz”ü örnek verebiliriz: Göz, pek çok alt parçadan meydana gelir. Bu parçaların her biri birbiriyle bağlantı halindedir. Gözün alt parçaları, görme işlevini tek başlarına yerine getirecek özelliklere sahip değildirler. Gözün görebilmesi için, tüm parçaların aynı anda, aynı kusursuz şekilde üstlendikleri görevleri yerine getirmeleri gerekmektedir.

“Göz” örneği üzerinden tanıtmaya çalıştığımız komplekslik, yaşam formlarının tek bir hücresinde hatta hücrenin bir proteini kadar temel seviyesinde dahi kendini gösterir. Ve bu gerçek, Darwinizm’in “tesadüfe dayalı küçük değişimler” iddiasının önündeki en büyük engeldir. Çünkü bilindiği gibi rastlantısal etkiler daima yıkıcıdır.

Kompleks bir sisteme isabet eden herhangi bir rastlantısal mutasyon, onun tek bir parçasını bile bozulmaya uğratsa, sistem tam anlamıyla çökecektir. Dolayısıyla bu durum, gözün tüm sistemine etki edecek ve onu işlevsiz hale getirecektir.

Bir radyoya isabet eden aşırı akım onu bozar. Akıl sahibi hiç kimse bunun radyoyu bir televizyona dönüştürmesini beklemez. Bir radyodan çok daha kompleks yapıda olan bir göze isabet eden rastlantısal etki de, gözü kaçınılmaz olarak bozulmaya uğratacaktır.

Bu bölümde ele alınacak olan Kambriyen dönemi canlıları da kompleks yapılarıyla evrimin iddialarının geçersizliğini ortaya koymakta ve bu canlıların yaratıldıklarını bize göstermektedir.

Günümüzde yaşayan pek çok canlıdan çok daha kompleks yapılara sahip olan Kambriyen canlıları evrimcileri çaresiz bırakıyor

Evrim teorisinin iddialarına göre, Kambriyen dönemi, sergilediği biyolojik komplekslik seviyesi için fazlasıyla “erken” bir dönemdir. Çünkü Darwinist teorinin iddiası, canlıların sahip oldukları kompleks yapıları, uzun zaman dilimlerinde, kademeli olarak kazandıkları şeklindedir. Buna göre yaşam formları, hayali evrimsel tarihlerinin başında “ilkel” özelliklere sahip olmalı, kompleks özellikler ancak uzun bir evrim sürecinden sonra kazanılmış olmalıdır.

Oysa canlılığın tarihi, bunun tam tersi bir tablo ortaya koyar. İlk canlılar, günümüz canlılarıyla aynı beden yapısını; göz, duyarga, ayak, ağız, mide gibi kompleks organları paylaşmaktadırlar. Dolayısıyla “komplekslik”, canlılığın tarihinde “geç” değil, “ilk anda” gelen bir özelliktir. İlk ortaya çıktıkları andan itibaren vardır. Kuşkusuz bu, Darwinistler adına büyük bir açmazdır. Marshall Kay ve Edwin H. Colbert isimli evrimci araştırmacılar, bu konunun Darwinistler açısından büyük bir açmaz olduğunu şu sözlerle ifade etmişlerdir:

Trilobitler gibi arthropodların kompleks formlarını da içeren ilk Kambriyen’de, çeşitli organizmaların başlangıcı şaşırtıcıdır… Eğer bu canlılar basit olsalardı, kayıtlarda fazla miktarlarda organizmanın belirmesi şaşırtıcı olmayacaktı. Neden bu tür kompleks organik formlar 600 milyon yıl önceki kayalarda bulunuyorlar ve sonra yok oluyorlar veya iki milyar yıl öncesine ait kayıtlarda farkına varılmıyorlar?… Eğer hayatın evrimi gerçekleştiyse, Kambriyen’den daha eski kayaların içinde olması gereken fosillerin yokluğu akıl karıştırıcıdır.11

Bu evrimci araştırmacıların “akıl karıştırıcı” kavramına sığınarak örtbas etmeye çalıştıkları gerçek şudur: Tüm bu kompleks organların, günümüzden yüz milyonlarca yıl önce, “bir anda” ortaya çıkması, Darwinizm’i başlı başına geçersiz kılmaktadır. Erken dönemlerde görülen kompleksliklerin, Darwinizm’e etkisinin neden böyle yıkıcı olduğunu göstermesi açısından, trilobiti ve onun sahip olduğu mükemmel gözü tanıtmak da faydalı olacaktır.

trilobitler
Devoniyen dönemine ait, 417 – 354 milyon yaşındaki bu trilobit fosili Fas’ta bulunmuştur. Fosildeki göz yapısı tüm detaylarıyla korunmuştur.

Londra Doğa Tarihi Müzesi paleontologlarından evrimci Richard Fortey, bazı trilobitlerin gözünde bulunan çok fazla sayıdaki merceklerle ilgili olarak şunları söyler:

Kalkıştığım en zor işlerden biri, bir trilobit gözündeki mercekleri saymaktı. Gözlerin farklı açılardan pek çok fotoğrafını çektim ve daha sonra her bir lensi görebilmek için fotoğrafları oldukça büyüttüm. İlk önce ‘bir, iki üç…’ diye saymaya başladım ve sonra bunu 100’ler, 200’ler takip etti. Ancak sorun şu ki, tek bir saniye başka bir yere baksanız veya öksürseniz, nerede olduğunuzu unutuyor ve saymaya tekrar baştan başlıyordunuz, ‘bir, iki, üç…’ Bir daha bir gözdeki merceklerin sayısını saymam gerektiğinde, en iyi aritmetik bilgimi kullanıp sayıyı sadece tahmin edeceğime dair kendi kendime söz verdikten hemen önce ulaştığım sayı üç binden daha fazla idi.12

Üç binden fazla mercek, üç binden fazla farklı görüntünün bu canlıya ulaşması anlamına gelmektedir. Bu da, 530 milyon yıl önce yaşayan bir canlının, göz ve beyin yapısının ne kadar muazzam bir kompleksliğe sahip olduğunu ve evrimle hiçbir şekilde meydana gelemeyecek kusursuz bir yapı sergilediğini açıkça göstermektedir. Bu durumu Harvard, Rochester ve Chicago Üniversitelerinden jeoloji profesörü David Raup şu şekilde açıklamıştır:

Trilobitlerin gözü, ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma sahipti.13

Trilobit Fosili

Kambriyen canlılarının fosillerinin özelliklerinden biri, çok iyi saklanmış olmalarıdır. Normal şartlarda meydana gelen fosilleşmelerde, canlıların dış kabuklarındaki kitin ve kalsiyumdan oluşan sert kısmın dağılması gerekmektedir. Fakat Kambriyen katmanlarından toplanan örneklerin büyük bir kısmında dış iskeletin neredeyse tamamı orijinal görüntüyü korumakta, bunun dışında canlıların en temel iç sistemleri bile açıkça görülebilmektedir.
trilobit fosili
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 417 – 354 milyon yıl
Bölge: Fas
Trilobitin gövdesi, birbirlerine bağlanmış eklemlerden oluşur. Her biri diğerine önden ve arkadan küçük menteşe tarzı bağlarla bağlanmıştır. Bu, dışarıdan bakıldığında bir tren görünümü oluşturmaktadır. Arka kısımları denizin dibinde oturur vaziyette olsa da bu canlılar, özel eklemler sayesinde kıvrılarak yukarı doğru kalkabilirler. Trilobit, raylara ihtiyacı olmayan bir tren gibi engeller üzerinde hareket edebilir, bükülebilir, dilediği tarafa dönebilir. 14

Trilobit, günümüz sineklerinin ve yusufçuklarının üstte görülen petek gözlerinin yapısına sahiptir. Merceklerin sayısı, kimi trilobitlerde binlercedir. Her bir mercek, odaklandığı bölgenin görüntüsünü algılar. Mercek sayısı ne kadar fazla ise, görüntünün çözünürlüğü de o kadar iyidir. Günümüzden yarım milyar yıl öncesine ait mükemmel trilobit gözleri bir yaratılış harikasıdır.

Trilobitin gözündeki en önemli özelliklerden biri, “kalsit kristalleri”dir. Kalsit kristali yani kalsiyum karbonat, piramitlerin, amfitiyatroların ve günümüze kadar ulaşmış tarihi sütunların yapı taşıdır ve bu canlıda petek gözleri oluşturmuştur. 15

Trilobit Fosili

Bu trilobit fosili Ordovisyen dönemine ait olup, 480 milyon yıllıktır. Rusya’da çıkarılmıştır.

Trilobitin başının üst kısmındaki antenlerin hem bir burun işlevi gördüğü, hem de çevresinde olup biteni çok iyi bir şekilde algılamasını sağladığı düşünülmektedir.

trilobitler
Dönem: Ordovisyen dönemi
Yaş: 480 milyon yıl
Bölge: Rusya
Bir canlının tüm özelliklerinin taş bir zemin üzerinde kalabilmesi, Allah’ın yarattığı çok büyük bir mucizedir. Ölümünün ardından çürüyüp gitmesi, toprağa karışıp yok olması gereken bir canlı, kimi zaman sahip olduğu dokungaçlardan sindirim sistemine ve hatta sinir uzantılarına kadar tüm detayları ardında bırakabilmektedir. Varlığının tüm delilleri milyonlarca yıllık kayalar üzerinde bu vesileyle sergilenmektedir. Allah’ın muhteşem yaratışı ve hayranlık uyandırıcı sanatı, milyonlarca yıl geçmesine rağmen Allah’ın dilediği şekilde gözler önündedir. Bu mükemmel sanatın en büyük delillerinden biri de Kambriyen canlılarıdır.

Bu canlıların üzerinde durmamızın bir diğer amacı da, Kambriyen canlılarının 500 milyon yıl önce ortaya çıkışlarıyla şaşkına dönen evrimcilerin, gerçeği görmelerini sağlamak ve evrime körü körüne uyan insanları aydınlatmaktır. Bilimsel deliller bize canlıların tarihinde gerçekleşen herhangi bir evrim süreci olmadığını açıkça göstermektedir. Canlıların tümü, hiçbir ataları olmadan aniden ortaya çıkmış, hiçbir gelişim aşaması göstermeden kompleks özelliklere sahip olmuşlar yani yaratılmışlardır.

Herşeyin Yaratıcısı olan Rabbimiz Allah bir ayetinde canlıların yaratılışını şöyle haber verir:

Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

Trilobit Fosili

trilobit fosili
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Trilobit, Kambriyen döneminde yaşamış son derece kompleks özelliklerde ve eksiksiz bir canlıdır. O dönemin dünyasını mükemmel gözleri ile görebilmiş, mükemmel yapısı ile yeryüzüne yayılmıştır. Canlıların en kompleks organlarından “göz”, hiçbir ara aşama geçirmeden, hiçbir hayali “ilkel forma” sahip olmadan aniden ortaya çıkmıştır. Bu canlının, sahip olduğu mükemmel gözün de bir evrimsel kökeni yoktur, çünkü bu canlı da, onun mükemmel gözleri de evrim geçirmemiştir.

Trilobit sahip olduğu tüm mükemmellikler, tüm kompleks yapılar, hayranlık uyandırıcı gözler ve şu anda göremediğimiz renkleriyle bundan tam 530 milyon yıl önce yaratılmıştır.

Trilobitin nasıl özelliklere sahip olduğunu, nasıl yaşadığını, nasıl gördüğünü ve nasıl göründüğünü tam olarak bilen, onu yoktan var edip yaratan Allah’tır.

Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)

Kambriyen döneminin iz bırakan kompleks canlıları ve evrimci panik

Kambriyen kayalıklarında ortaya çıkan canlılar üzerinde yapılan araştırmalar, kesinlikle evrimsel bir sürecin yaşanmadığını ortaya koymaktadır. Bu gerçek, Darwin de dahil olmak üzere, tüm evrimcileri yoğun bir paniğe sürüklemiş ve onları, şimdiye kadar savundukları tüm iddiaları tekrar gözden geçirmek zorunda bırakmıştır.

Kambriyen’deki bu ani patlamayı beklemeyen Darwinistlerin bir kısmı, savundukları teoriden şüphelenmeye başladılar. Ancak diğer bir kısmı da, bu deliller ile kesin olarak yalanlanmış olan evrim teorisini ayakta tutma çabasını hızlandırdılar. Bunun sonucunda da, birbirinden tümüyle farklı, hiçbir tutarlılığı olmayan, hiçbir bilimsel delile dayanmayan, akla ve mantığa uymayan birbirinden abartılı ve saçma teoriler ürettiler. Amaçları, uzun yıllar yok saydıkları, fakat delillerin çokluğu nedeniyle kabul etmek zorunda kaldıkları Kambriyen patlamasına evrimi bir şekilde dahil edebilmekti.

Zooloji, popülasyon genetiği, moleküler biyoloji ve hücre biyolojisi konularında uzmanlığı olan ve yaratılışı savunan bilim adamlarından Dr. Raymond G. Bohlin, bu şaşırtıcı ve boş çabayı şöyle anlatmaktadır:

O halde bu canlıların (sözde) evrimlerinin uzun tarihinin kanıtları nerede? Buna verilen alışılmış cevap Kambriyen devrinden öncesine ait bulunması gereken fosil tabakalarının henüz keşfedilmemiş olduğu idi. Fosiller sadece kayıptı! Ne kadar da uygun! Sonuçta bu, Darwin’in ve onu takip eden pek çok evrimcinin bahanesiydi. Ancak Kanada, Grönland, Çin, Sibirya ve Namibia’daki son keşiflerle, jeolojik bir an içinde meydana gelen söz konusu biyolojik yaratıcılık döneminin tüm dünyayı sarmış olduğu anlaşıldı. Bu durumda her zaman kullanılan bahanenin artık tutar yanı kalmamaktaydı. (…) Darwinizm (evrimciler tarafından) her zaman, “bizim zaman algımız dahilinde idrak edilemeyecek kadar ağır bir aşamalı değişim” şeklinde ifade edilirdi. Evrim teorisi, büyük evrimsel değişikliklerin sadece, türler ve büyük gruplar arasındaki ara formların sayılarını ve tiplerini belirleyen fosillere baktığımızda görülebileceğini iddia ediyordu. Ama Kambriyen patlaması aşamalarla oluşum dışında her şeydi ve tanımlanamayan ara formlar tamamen kayıptı.16

Tüm bilimsel deliller göstermektedir ki; yeryüzünde ortaya çıkan ilk canlılar evrimleşerek gelişim göstermemiş, birbirlerinden dönüşerek türleri meydana getirmemişlerdir. Kambriyen canlıları hiçbir sözde ilkel ataya sahip olmadan birden bire tarih sahnesinde yer almışlardır. Evrimciler, 150 yıldır hikayesini anlatıp durdukları sözde “evrim süreci”nin en büyük dayanağı ve en büyük şahidi olması gereken fosil kayıtlarından “tek bir delil” bile getirememişlerdir. Evrim teorisinin öne sürdüğü mekanizmalardan “tek bir tanesinin” bile evrim sağladığı görülmemiştir. Bilimin hiçbir dalı, hiçbir şekilde evrim teorisini desteklememekte, aksine sürekli olarak onu çürütecek deliller sunmaktadır.

Hayvanlar aleminin tüm temel yapılarını içine alan 50’ye yakın filumun sergilendiği, 530 milyon yıl önceki Kambriyen canlıları da, evrim teorisini temelden çökertmiştir. Evrimciler hala bunun şokunu atlatmaya, bu olağanüstü olayı geçiştirmeye çalışmaktadırlar. Oysa Kambriyen patlaması bir gerçektir ve evrim, bu gerçek karşısında eriyip yok olmuştur.

Geçmiş yüzyıllarda insanların canla başla savundukları Dünya’nın dev bir kaplumbağanın sırtında durduğu hikayeleri şu anda bizlere ne kadar mantıksız geliyorsa, Darwinizm de gelecek nesiller için aynı şekilde komedi unsuru olacaktır. İnsanlar, Nobel ödüllü profesörlerin, öğretim üyelerinin, bilim adamlarının böyle bir komediye nasıl inandıklarına ve nasıl böyle bir safsatanın peşinden sürüklendiklerine anlam veremeyeceklerdir. 20. yüzyıl, tüm Darwinist bilim çevreleri için bir utanç yüzyılı olarak anılacaktır.

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

trilobit fosili
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Trilobit Fosili
Dönem:  Ordovisyen dönemi
Yaş: 480 milyon yıl
Bölge: Rusya

Dipnotlar

11-  Marshall Kay ve Edwin H. Colbert, Stratigraphy and Life History, 1965, sayı 736, s.102-103

12- Richard Fortey, Trilobite, “Eyewitness to Evolution”, Vintage Books, 2000, s. 98

13- David Raup, “Conflicts Between Darwin and Paleontology”, Bulletin, Field Museum of Natural History, cilt 50, Ocak 1979, s. 24

14- Richard Fortey, Trilobite, “Eyewitness to Evolution”, Vintage Books, 2000, s. 30-31

15- Richard Fortey, Trilobite, “Eyewitness to Evolution”, Vintage Books, 2000, s. 30-31

16- http://www.leaderu.com/orgs/probe/docs/bigbang.html

Işıklı Canlılar: Milyonlarca Yıldır Işık Üreten Harika Canlılar, Evrimi Yalanlıyor

Denizlerin 1000 metreden derin bölgeleri “siyah derinlik” olarak tanımlanır ve bu sularda kesinlikle ışık yoktur. Çok yakın zamana kadar, bu derinliklerde hiçbir canlının yaşamadığı sanılıyordu. Oysa, son 25 yıl içinde gelişen teknoloji sayesinde yapılan dalışlarda, bu derinliklerde canlılık olduğu ortaya çıkmış ve yaklaşık 50 bin yeni canlı türü keşfedilmiştir.

Derinlerdeki yaşamı inceleyen araştırmacılar bu karanlık suların aslında o kadar da karanlık olmadığını fark etmişlerdir. Bu siyah derinliğin içinde yaşayan canlıların, çok çeşitli amaçlar için rengarenk ışıklar kullandıkları görülmüştür. Biyoışıklı organlara sahip olan bu canlıların, farklı frekanslarda ve renklerde ışık üretip, bunu ustalıkla kullanmaları, bilim insanlarını hayrete düşürmüştür.17

Işıklı Canlılar Soğuk Işık Üretirler:
Derin denizlerde yaşayan canlıların bazıları kendi biyoışıklı organlarıyla ışık üretirken, bazıları da ışık üretimi için vücutlarında barındırdıkları bakterileri kullanırlar. Biyoluminesans adı verilen bu soğuk ışık üretimi, kompleks kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşur. Bu canlılar kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor olmak üzere farklı renklerde ve frekanslarda ışık yayabilirler.
ışıklı canlılar
Balta balığı

Balta balığı ürettiği ışığı kamuflaj için kullanır, vücudunun alt kısmında, çift sıra ampuller gibi sıralanmış bir ışık şeridi bulunur.

El feneri balığı

Bu balığın ışıklı organı gözünün alt kısmındadır. Işığını hem cinsleriyle haberleşmek ve avlamak istediği diğer canlıların dikkatini çekmek için kullanır.

 

Olta balığı

Olta balığı ismini başının üst kısmındaki ışıklı oltasından alır. Avının dikkatini çekmek için oltasının uç kısmındaki mavi ışığı yakıp söndürür. Avı oltaya yaklaşır yaklaşmaz bunu algılar ve güçlü çenesi hemen harekete geçer.

Fosil kayıtlarını incelediğimizde, bilim dünyasının yeni tanıştığı bu canlıların, aslında milyonlarca yıl öncesinde de yaşamış olduklarını görürüz. Işıklı balıklar, kaya katmanları arasında detaylı izler bırakmıştır. Fosiller, milyonlarca yıl öncesine dayanan, doğru bilimsel veriler sunar. Bu taşlaşmış fotoğrafların bize bildirdiği gerçek; bu canlıların, milyonlarca yıldır kapkaranlık sularda ışık ürettikleri ve milyonlarca yıldır hiç değişmedikleri, yani evrim geçirmedikleridir.

Teorilerini bilimsel verilere değil, tesadüf gibi batıl bir inanca dayandıran Darwinistler, milyonlarca yıl önce ışığın ne olduğunu bile bilmeyen, akıl ve bilgiden yoksun bu canlıların  nasıl olup da ışık üretmeye başladıklarını açıklayamazlar.

Binlerce yıl boyunca okyanusların derinliklerinde bir sır olarak kalmış bu canlıların, bugün kendilerini gözlemleyebilen insanlar için, büyük bir anlamı vardır. Bu çeşitlilik, insanoğlunun tüm bunları Yaratan Yüce Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu bir kez daha görmesi ve kavraması için birer vesiledir.

BALTA BALIĞININ IŞIKLI STRATEJİSİ
Işık üretebilen harika canlılardan bir tanesi de 1000 metre derinliklerde yaşayan balta balığıdır. Yaklaşık 10 cm boyundaki bu balık, iri gözlere sahiptir ve bu gözler yukarı bakacak şekilde yerleştirilmiştir. Çünkü bu derinlikteki balıklar, genellikle üstlerinden geçen canlıları avlarlar.

Bu arada kendileri de görünmez olmak zorundadırlar. Vücutları da bunu sağlayacak biçimde yaratılmıştır. Bedenleri yassıdır ve gümüş renkli vücutları bir ayna gibi suyun rengini yansıtır ve karanlıkta kamufle olmalarını sağlar. Ancak yine de aşağıdan bakan bazı balıklar onları fark edebilir, çünkü bu derinlikteki balıklar iri gözleri sayesinde yüzeyden süzülen ışığa karşı avlarını ayırt edebilirler.

Fakat balta balığı, aşağıdan bakan bir çift göz tehlikesine karşı oldukça şaşırtıcı bir yanıltma düzeneğine sahiptir.

Karnının alt kısmında fotofor adı verilen ve ışık üreten çok özel organlar mevcuttur. Bu organlarda farklı iki kimyasal madde biraraya getirilip bir kimyasal reaksiyon başlatılır ve biyolojik ışık elde edilir.

Balığın karnındaki organlar yukarıdan süzülen ışığın rengini taklit eder ve tamamen aynı renkte ışık üretirler. Böylece balta balığının gölgesinin aşağıdan görünmesi engellenmiş olur.18

Bu şaşırtıcı savunma sisteminin çok üstün bir akıl ürünü olduğu açıktır. Balta balığı aşağıdan nasıl göründüğünün farkında olamaz. Işığın nasıl üretileceğini bilemez. Böylesine  hassas bir sistemin balığın vücudunda tesadüfen ortaya çıkması da imkansızdır.

Balta balığının bu harika özellikleri, evrimcilerin iddia ettikleri gibi canlıların kör tesadüfler sonucu değil, sonsuz akıl sahibi Yüce Allah tarafından yaratıldığını gösteren kainattaki sayısız örnekten biridir.

balta balığı
Solda görülen 23- 37 milyon yıllık balta balığı fosili, canlıların aşamalar geçirerek, evrimsel bir süreç neticesinde oluşmadığını çok açık şekilde göstermektedir. Balta balığı günümüzde nasıl ışık üretiyorsa bundan milyonlarca yıl önce de aynı şekilde ışık üretiyordu.

Biyoışıklı organlar (fotofor)

1- Balta balığı fotofor adında biyoışık üretebilen organlara sahiptir. Bu organlar alt karın bölgesinde boydan boya sıralanır.

2- 1000 metre derinde yaşayan balta balığı, düşmanlarından saklanmak için yüzeye doğru yakınlaşır ve biyoışıklı organlarını yakar.

3- Biyoışıklı organların içerisindeki kimyasal maddeler tepkimeye girer ve deniz yüzeyinden süzülen ışığa benzer soluk, mavi bir ışık üretir. 20

4- Tıpkı ateş böceğinde olduğu gibi, bu ışık, ‘lusiferin’ isimli bir proteinin parçalanması ve aynı anda lusiferaz enziminin harekete geçmesiyle oluşur. 19

5- Işıklar tam olarak devreye girdiğinde balık, yüzeyden gelen ışıkla aynı renge bürünür. Bu durum aşağıda kendisini avlamak için bekleyen avcıların kafalarını karıştırır ve balta balığını artık fark edemezler. Bu, tıpkı gün ışığında bir ampul yakmak gibidir. Kimsenin varlığını dahi bilmediği bu küçük balık Allah’ın kusursuz yaratışının bir eseri olarak, harika bir taktik ve mükemmel bir teknoloji kullanarak kendini savunmuş olur.

Deniz Diplerindeki Canlılardaki İleri Teknoloji

deniz dibi

1879 yılında Edison yüzlerce denemenin ardından elektrik ampulünü icat etmişti. Edison’un tekniği kolay bir mantığa dayanıyordu ve tabi ki ilk günlerdeki ampullerin ömürleri çok kısaydı. Günümüzde bu sorun çözülmüştür ve kimi elektrik ampulleri uzun yıllar dayanabilmektedir, ancak henüz çözülememiş bir sorun vardır: Normal ampuller %10 verimle çalışırlar, enerjinin yaklaşık olarak %90’ı ise ısı olarak açığa çıkar, bu ise önemli bir enerji kaybı demektir.

Evrendeki tüm ışıklar temelde aynı şekilde üretilir. Işığın oluşumunda elektronlar başrolü oynar. Elektron enerjiyi soğurduğu zaman bir üst yörüngeye foton isimli enerji paketini bırakır ve bir alt yörüngeye geçer. Güneş’te veya akkor haline gelmiş ampul telinde elektronlar termal olarak etkilenirler. Bu yüzden ışık aynı zamanda ısı da verir. Gelen enerjinin %3’ü ışığa dönüşürken, %97’si ise ısıya dönüşerek kaybolur.

İşte bu sorunun çözümü doğada aranmaktadır, çünkü doğada %100’lük bir verimle ışık üreten canlılar vardır. Doğadaki birçok canlının ürettiği “soğuk ışık” yani biyolüminesansta elektronlar hiç ısı çıkartmayan kimyasal bir reaksiyon gerçekleştirirler. Ampulün aksine, biyolüminesansın kimyasal sürecinde üretilen enerjinin %100’e yakını ışığa çevrilir ve enerji kaybı yaşanmaz.

Biyolüminesans ışık teknolojisinin en çarpıcı örneklerine ise okyanuslarda rastlamak mümkündür. Işıklı balıklar, deniz anaları, planktonlar, deniz kestaneleri ve bazı kabukluların kullandıkları ışık teknolojisi bilim adamlarında hayranlık uyandıracak kadar mükemmeldir.

Tüm bu canlıların ışık yaymak için faydalandıkları teknik birbirlerine benzese de tamamen aynı değildir. Ancak ortak noktaları, hiçbirinin ışık üretmek için insanlar gibi dev elektrik santralleri, jeneratörler ya da pil kullanmamalarıdır. Derin denizlerde yaşayan canlılardaki ışık teknolojisinde, insanların kullandıkları sistemlerde karşılaşılan hiçbir dezavantaj bulunmaz: Ne gürültü, ne kesinti, ne ısı yayma, ne de zararlı atıklar vardır.

Evrendeki küçük büyük her canlının böylesine yüksek bir ilim ve akıl gerektiren özelliklerle donatılmasının çok önemli bir anlamı vardır. Doğada sergilenen bu üstün aklın kaynağını şuur sahibi olmayan canlılarda arayanlar kuşkusuz ki büyük bir yanılgı içindedirler. Varolan bir “eser”, daima onu meydana getirenin “aklına” işaret eder. Bu hayranlık uyandırıcı özelliklere sahip canlılar da kendilerini yaratan Yüce Allah’ın üstün aklının ve benzersiz gücünün güzel birer tecellisidir.

Işık üretebilen canlılar sadece balıklarla sınırlı değildir; bazı mürekkep balıkları, denizanaları, karidesler, deniz yosunları, planktonlar, deniz kurtları, ateş böcekleri ve bazı mantar türleri, ilk yaratıldıkları andan itibaren kendi bendenlerinde ışık üretmeyi Allah’ın ilhamıyla bilirler.
deniz canlıları
Işıklı mürekkep balıkları
Işıklı mantar
Ateş Böceği
Işıklı deniz anası
Elektrik üretme işi tamamen özel bir eğitim ve uzmanlık gerektirir. Elektrik üretmek için kullandığınız kaynak ister bir pil, isterse bir elektrik santrali olsun bu konuda belli bir bilgi birikimi ve deneyim olması gereklidir. Oysa burada bir elektrik mühendisinden değil, bilinç sahibi olmayan canlılardan söz edilmektedir. Şüphesiz bu canlılar, lüsiferin, lüsiferaz, ATP gibi kavramların hiçbirini bilmemektedir. Bunların kimyasal yapısı, formülü ve birbiri ile etkileşimleri bir yana, tek bir atomdan bile haberdar değillerdir.

Elektriği oluşturan zincirin tamamının kademe kademe oluşması bir yana, lüsiferin gibi tek bir kimyasalın bile tesadüfen oluşması imkansızdır. Kimyasal işlemler zincirinin her halkasının tek tek gerçekleşmesinin de bir anlamı yoktur. İşlemlerin hepsinin belli bir sırada arka arkaya, tam olarak gerçekleşmesi şarttır. Şuur sahibi olmayan, biyokimyadan habersiz bu canlılara ışık üretmeyi öğreten, hiç şüphesiz üstün ilim ve kudret sahibi olan Allah’tır.

Işık Üretme Ustası Bakteriler

ATP, lusiferin, lusiferaz
Bakterilerin ışık üretiminde kullandıkları kimyasal reaksiyon:

Bu kimyasal reaksiyonun formülü;
FMNH2 + O2 + RCHO ==> FMN +RCOOH + H2O + Işık

Bakterilerin ışık üretimi sırasında gerçekleşen temel reaksiyonda gerekli olan enerji, bakteri hücresinin ATP’sinden alınır. Lusiferin adlı bir moleküle oksijen bağlanarak yeni molekül oluşturulur, burada harika olan, bu reaksiyon neticesinde yan ürün olarak ışık meydana gelmesidir.

Evrimci mantık, canlı türlerin ilkelden gelişmişe doğru sözde aşamalı bir evrim geçirerek ortaya çıktığını iddia eder. Oysa doğada en az kompleksliğe sahip canlılar dahi, insanın taklit edemeyeceği harika özelliklere sahiptir. Örneğin, bakteriler evrimci mantığa göre sözde “en ilkel” canlılardandır. Fakat, bu mikro canlılar yüksek teknoloji kullanarak milyonlarca yıldır ışık üretmeyi bilirler.21

Kimya bilgisi olmayan kişilerin anlamayacağı bu formül, bakterideki ışık üretim sisteminin sadece kısa bir özetidir. Gerçekte sistem çok daha detaylı ve komplekstir.

Işık üretimi esnasında oluşan reaksiyonlar zincirini, birbiri içine geçmiş çarklar halinde çalışan bir saate benzetebiliriz. İşte bu çarkların birbirine değdiği yerde yukarıda formülünü verdiğimiz kimyasal reaksiyon gerçekleşir. Ancak sürekli ışık yayımının olabilmesi için kullanılan moleküllerin eski hallerine çevrilmeleri gerekmektedir. Çünkü mumun eriyip bitmesi gibi bu moleküller de başka moleküllere dönüşerek tükenirler. İşte çark şeklinde işleyen bu kimyasal reaksiyonlar zinciri, moleküllerin eski haline dönmesini sağlar.

Hücrelerdeki süreklilik gerektiren çoğu işlem, bu tür moleküler sistemlerden yapılma çarkların adeta birbirini döndürmesiyle gerçekleşir.

Görüldüğü gibi ışık üretimi için, pek çok farklı parçanın var olması şarttır. Bu parçaların doğru zamanda, doğru yerde, doğru işleri yapmaları ile ışık üretimi gibi üstün bir ürün ortaya çıkmaktadır.

Yukarıdaki sistemde yer alan parçalarda tek bir eksiklik ya da bu işte görevli enzimlerin birinin eksikliği ya da yapısındaki ufacık da olsa bir kusur, bu çarklardan oluşan sistemi durdurur. Bu durum saatinizin iç yapısında bulunan mekanik çarklardan birindeki bir hasarın saatin çalışmasına zarar vermesi gibidir.

Birbiri içine geçmiş çarkların ahenkli çalışmasıyla oluşan bir saat nasıl tesadüfen meydana gelemezse, kimyasal reaksiyonların oluşturduğu çarkların meydana getirdiği ışık da tesadüfen meydana gelmez.

Canlılardaki hayranlık uyandıran ışık mucizesi Allah’ın bir sanatıdır, sonsuz ilminin ve kudretinin büyüklüğünü gösteren delillerden biridir.

Hayran olunacak diğer önemli bir husus ise bütün bu bahsettiğimiz işlemlerin ve reaksiyonların, boyutları yaklaşık 0.001 mm civarında olan mikro canlılarda meydana gelmesidir. Bu mükemmel sistemin olağanüstü küçük bir alana hatasız paketlenmesi, hiç kuşkusuz bu canlıların çok yüksek akıl sahibi Yüce Allah tarafından yaratıldığını göstermektedir.

Balık ve Bakterinin Ortak Çalışması: Işık

Bazı balıkların gözlerinin hemen altındaki beyaz plaka, bakterilerin toplandığı ışıklı organdır. Balık bu araba farına benzeyen ışıklı organını kullanarak, ışığa gelen avlarını yakalar, ayrıca ışığını eş bulmak amacıyla sinyaller göndermek için de kullanır.22

Bakterilerin bu ışığı kendileri için değil de üstünde yaşadıkları balık için üretiyor olması son derece dikkat çekici bir durumdur. Çünkü, bu ışığın bakteriye bir faydası yoktur. Bunu, evrim teorisi kesinlikle açıklayamamaktadır. Evrim teorisinin iddiasına göre, canlı türlerinde uğradıkları mutasyonlar sonucunda meydana gelen değişikliklerden, canlıya faydalı olanlar seçilir ve türlerin sözde evrimi böyle gerçekleşir. Oysa, hem rastgele mutasyonların ışık üretimi gibi son derece kompleks bir sistemi oluşturmalarına imkan yoktur, hem de ışık üretimi canlının, yani bakterinin kendisine bir yarar sağlamamaktadır.

Ne bakteri böyle bir teknolojiyi akıl edip uygulayabilir ne de balık bakterilerde böyle bir özelliği keşfedip, bunu bünyesine mükemmel bir şekilde katabilir. Bakterilerin kendilerinden farklı bir canlı için elele verip üstün bir teknoloji ile ışık yaymaları, Allah’ın kusursuz ve benzersiz yaratışının eseridir.

ışıklı balık
Soldaki 95 milyon yıllık el feneri balığı fosili, bu canlıların milyonlarca yıldır hiç değişmediğini gösterir.

Balığın gözünün alt kısmındaki bakteri plakası, aynı bugünkü haliyle fosilleşmiştir. Darwinistler saklamaya çalışsalar da bu fosiller bize, balığın 95 milyon yıl önce de bünyesinde barındırdığı bakterilerden gelen ışığı kullandığını, 95 milyon önce de aynı kompleks işlemleri yapabildiğini bize göstermektedir.

Bakteriler Arasındaki İletişim

Bilimsel adı Vibrio fischeri olan bakterilerde yapılan araştırmalar çok ilginç gerçekleri ortaya çıkarmıştır. Bakterilerin birbirleriyle iletişim halinde olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmalara göre hücreler birbirlerine özel haberci moleküller yollayarak komşu hücreleri çeşitli işlevleri yerine getirmeye teşvik ederler.

Bakteriler diğer bakterileri uyarmak için AHL adlı bir haberci molekül salarlar. Bu AHL molekülü, LuxR adlı bir proteini aktif hale geçirir. Aktif hale geçen LuxR, DNA’ya bağlanıp ışık üretimi için yaratılan Lux Operonu adlı harika bir sistemi harekete geçirir. Bu sistem hem ışık üretimi için gerekli molekülleri ve enzimleri hem de ek AHL haberci moleküllerini üretir. Bu ek AHL’ler de başka bakterileri uyararak ışık üretimini katlayarak artırırlar.23

Buradaki önemli bir detay da balıkta, bakterilerin paketli bir şekilde bulunması ve AHL moleküllerinin birikmesidir. Bakteriler bu sayede balığın kullanımı için çok parlak ışık yayabilirler. Nitekim bu bakteriler denizde kendi başlarına bulunduklarında AHL birikmesi olmadığı için, balıktaki gibi ışık üretim malzemesi yapılamaz ve ışık oluşmaz.24

Dipnotlar

17- http://www.bbc.co.uk/nature/habitats/deep_sea#p006v478

18- BBC, “Deep Sea Creatures”, documantary film.

19- http://www.lifesci.ucsb.edu/~biolum/chem/

20- Anita Ganeri, “Creatures That Glow in The Dark”, s. 22

21- http://www.lifesci.ucsb.edu/~biolum/chem/

22- Neil A. Campbell, Jane B. Reece, Biology, Altıncı Baskıdan Çeviri, Sayfa 540 / (Anita Ganeri, Creatures That Glow in The Dark, s. 12-13)

23- http://www.bio.cmu.edu/Courses/03441/TermPapers/97TermPapers/lux/bioluminescence.html

Saraçlı M. “Quorum sensing”: Mikro-organizmalar iletişim mi kuruyor? Gülhane Tıp Dergisi 2006; 48: 244-250.

Devine, J.H. et al. “Identification of the operator of the lux regulon from Vibrio fisheri strain ATCC 7744,” Proc. Natl. Acad. Sci. USA 86:5688-5692 (1989).

24- Hastings, J. W. and Greenberg, E. P. (1999) “Quorum Sensing: The explanation of a curious phenomenon reveals a common characteristic of bacteria”. J. Bacteriol. 181: 2667-2668

Uçan Böcekler:
Milyonlarca Yıl Öncesinde Yaşamış, Kusursuz Kanatlara Sahip Harika Canlılar, Evrimi Yalanlıyor

Uçmak binlerce yıldır insanlığın ideali haline gelmiş, sayısız bilim adamının ve araştırmacının emek, zaman ve para harcadığı bir alan olmuştur. Çok ilkel bazı denemeler dışında, uçabilen araçlar ancak 20. yüzyılda yapılabilmiştir.

Bilim dünyası son 40 yıldır böceklerdeki üstün uçuş performansını anlama konusundaki çalışmalara ağırlık vermiştir. Böceklerin sahip olduğu uçuş mekanizmalarındaki hassas ve kusursuz yapılar araştırmacıları hayran bırakmıştır.

Bu küçük canlıların bazıları havada asılı durabilir, geriye uçabilir, aniden saatte 150 km’nin üstünde hız yapabilir ve bir savaş pilotundan daha üstün nitelikli uçuş akrobasisi sergileyebilirler. Böcekler, mükemmel kanatlar, hafif bir iskelet, denge sağlayıcı organlar, yön bulmalarını ve havalanmalarını sağlayacak uyarı sistemleri gibi son derece ileri uçuş tekniklerine sahiptirler. Ayrıca vücutları, bacaklarını ve kanatlarını hareket ettiren güçlü kaslarla çevrilidir.

Uçaklar motorlar yardımıyla ileri doğru itilerek, kanatlarının üstündeki hava akımı ile çalışırlar. Böceklerin ise havalanmak için motorları yoktur, ancak kanatlarını çırparak oluşturdukları türbülanslı hava akımı sayesinde çok kuvvetli bir kaldırma kuvveti elde ederler.25 Çoğu böceğin yerden havalanmak için, ince kanatlarını hızla çırpması gerekir. Bir böcek uçarken saniyede ortalama birkaç yüz defa kanat çırpar. Kanatlarını saniyede 600 defa çırpabilen böcekler bile vardır.26 Bu muazzam hareketin bir saniye gibi kısa sürede yapılması, söz konusu yapının teknolojik olarak taklit edilmesini imkansız kılmaktadır.

21. yüzyıl teknolojisi böceklerden örnek alarak gelişiyor

Son yıllarda bazı bilimsel araştırma grupları ve önemli üniversiteler, böceklerin uçuş mekanizmalarını taklit ederek, mikro uçuş araçları üretmeye çalışmaktadır. Bunlardan önemli bir tanesi de Oxford Üniversitesi Mühendislik ve Fizik Bilimleri Araştırma Konseyi tarafından desteklenen ve yeni hava araçlarının geliştirilmesinde önemli bir rol oynayan çalışmadır.27

Zooloji departmanından Dr. Richard Bomphrey, böcek kanatlarının yapılarının incelenmesi ile ortaya çıkan bulguların yeni nesil gözetleme kameraları yapılabilmesine olanak sağlayacağını, böcek kadar küçük ve uçabilme yeteneğine sahip bu araçların bulundukları ortama tam olarak uyum göstereceklerini belirtmektedir.

uçan böcekler
Fosil kayıtlarında kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıkan böceklerin önemli bir özellikleri de olağanüstü uçuş teknikleridir. Bu uçan harika böcekler, ilk yaratıldıklarında nasıl bir kanat yapısına sahiplerse, 125 milyon sonra yani günümüzde de aynı mükemmel kanat yapısına sahiptirler. Hiçbir evrim geçirmemişlerdir. 125 milyon önce yaşayan bu kınkanatlı böcek, kaya üzerinde her detayıyla birlikte taşlaşmıştır.

Araştırma ekibi böcek kanat tasarım ve performanslarını araştırabilmek için en yüksek hız ve çözünürlükte kamera teknolojileri ve son model bilgisayar modelleme cihazlarından yararlanmaktadır. Burada önemli olan konu, böcek kanatlarının çevresinde oluşan hava akım hızlarının hesaplanmasıdır. Bu hesaplama bir hava tüneline yerleştirilen böceklere hafif duman verilmesi sonra da partiküllerin lazer ışığı ile aydınlatılması ile gerçekleştirilmektedir. Bu tekniğe Partikül Görüntü Hızmetresi adı verilmiştir.28

Dr. Bomphery’e göre her bir böceğin kanadı farklı bir amaca hizmet etmektedir. Örneğin arı kanatları yük taşımaya yönelik kanatlardır, helikopter böceği gibi bir avcı, hızlı ve manevra kabiliyeti olan kanatlara sahiptir, ağustosböceği gibi canlılar uzak mesafeleri kat edebilmelidirler. Farklı böceklerin, farklı amaçlara hizmet eden kanat özellikleri, mikro uçabilen robotların yapımında temel unsur olarak alınmıştır. Bu ekolojik farklar yapılması gereken görevlere bağlı olarak pek çok kanat tasarımının modellenmesini sağlamıştır. Böcek büyüklüğünde mikro uçuş araçları ve onun üzerine yerleştirilecek olan mikro kameralar pek çok alanda kullanılabilecektir.29

Tüm teknolojik imkanlar ve konusunda uzman kişilerin çalışmalarına rağmen, böcek boyutlarında uçan makinelerin ancak önümüzdeki 20 sene içerisinde gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.

yusufçuk
Dünyanın önde gelen helikopter üreticisi Skorsky, asker ve mühimmat taşımak için ürettiği modelinin tasarımını yusufçuğu örnek alarak gerçekleştirmiştir. Yusufçuğun uçuş tekniğini gösteren fotoğraflar bilgisayara (IBM 3081) yüklenmiş, ardından yusufçuğun havadaki manevraları da göz önüne alınarak bilgisayarda 2000 adet özel çizim gerçekleştirilmiştir.

Evrimcilerin sözde ilkel bir dünyanın olduğunu iddia ettikleri bir devirde, bundan 125 milyon yıl önce, yusufçuklar günümüz teknolojisiyle elde edilemeyen bir uçuş sistemine sahipti.

Yusufçukların uçuş sistemi bir yaratılış harikasıdır. Gövdenin üzerinde çaprazlama yerleşmiş iki çift kanat bulunur. Kanatlar karşıt zamanlı olarak çalışır. Yani öndeki iki kanat yükselirken, arkadaki iki kanat alçalır. Kanatların hareketi iki karşıt kas grubunun hareketi ile sağlanır. Kasların bir ucu gövdenin içinde kaldıraç şeklindeki uzantılara bağlıdır. Bir kas grubu kasılarak bir çift kanadın yükselmesini sağlarken, öteki kas grubu da aynı oranda esneyerek ikinci çiftin alçalmasını sağlar.

Yusufçukların hızı böcekler için son derece kısa bir zamanda, saatte 30 ila 60 km gibi bir hıza ulaşır. Yusufçuk aynı zamanda çok iyi bir manevra yeteneğine sahiptir. Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir. Veya havada sabit durup, uygun bir pozisyonda bekleyebilir.

Bir hava aracının uçması için ne kadar çok unsurun göz önünde bulundurulduğu düşünülürse, yusufçuk gibi uçan böceklerin ne denli zor hesaplara dayanan bir eylemi gerçekleştirdikleri daha iyi anlaşılmaktadır:

Bir hava aracının uzunluğu, yüksekliği, kanat uzunluğu, kanat yüzey alanı, maksimum kalkış ağırlığı, maksimum iniş ağırlığı, motor sayısı ve gücü, yakıt kapasitesi, maksimum menzili, seyahat hızı, kalkış mesafesi… Tüm bunlar tam gerektiği gibi olmalıdır.

Uzayıp giden bu hesaplar uçuş esnasında da devam eder: Hava aracının hangi yükseklikte uçacağı, nasıl manevra yapacağı, alçalacağı ya da savrulmadan dengede kalacağı, yakıt kullanımı, yön tayini, zorlu hava koşullarında nasıl tedbir alınacağı…

Böcekler ise hiç bu tür hesaplar yapmazlar. Onlar doğdukları andan itibaren bu ince hesapları en mükemmel şekilde uyarlayan kusursuz mini uçuş makineleri gibi hareket ederler. Uçuşları son derece kontrollü, dengeli ve ustacadır.

Böcekler gibi kanatlarını çırpan bir robot yapmak, bilim adamları için zordur. Ancak onları asıl çözümsüz bırakan, bu robota uçmayı sağlayacak “aklı” kazandırmalarının imkansızlığıdır. Bu konuda, Kaliforniya Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden profesör Ron Fearing, “Kanatların ne yapması gerektiğini bilmemiz iyi bir haber. Fakat kötü olan bunu nasıl yaptıklarını bilmiyoruz” demektedir.30 Berkeley Üniversitesi’nden biyoloji profesörü Michael Dickinson, meyve sineğini örnek vererek, bu canlının kanatlarını saniyede 200 kez çırptığını ve her bir hamle sırasında kalkışı sağlamak için üç farklı mekanizmanın kullandığını belirtmektedir. Böylece bir meyve sineği sadece sekiz kanat hamlesinde ve 40 milisaniye kadar kısa bir sürede, havada U dönüşü yapabilmektedir.31 Dickinson’a göre, bu kontrol düzeyinin aynısını başarabilmek için Berkeley’deki böcek robotun yaklaşık üç hamlelik bir hata payı vardır, dördüncüsünde ise robot ölüm düşüşü yaşayacaktır. Georgia Teknoloji Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacı mühendis Robert Michelson, denge ve kontrol için sadece kanat çırpan bir robot inşa etmenin çok zor olduğunu belirterek, “Yaratılışta gördüğümüz gibi şeyler icat edene kadar, farklı tekniklere başvurmanız gerekir.” demektedir.32

Görüldüğü gibi insanlığın elinde her türlü imkan -bilim, teknoloji, akıl, şuur, enerji, finansal kaynak, kısacası ihtiyaç duyulan herşey- vardır. Ancak insanlar doğada gördükleri sistemleri, tüm bu imkanlara rağmen, birebir aynı olacak şekilde, taklit dahi edememektedirler. İnsanın taklit etmekte bile aciz kaldığı yaratılış harikaları, bizlere Allah’ın üstün ve benzersiz yaratma sanatını tanıtmaktadır. Küçük büyük her ne boyutta olursa olsun böcekler, dünya üzerinde var oldukları 250 – 300 milyon yıldan bugüne kadar Allah’ın ilhamı ile kusursuzca uçabilmektedirler. Hatta doğada gördüğümüz birçok böcek türünün uçma yeteneği, kuşlardan da üstündür. Böcek kanatlarındaki mükemmellik, Allah’ın kusursuz yaratışının delillerinden biridir.

Darwinistler Geç Olmadan Hatalarından Dönmelidirler

Bilim dünyası böceklerin vücut yapılarını ve uçuş tekniklerini bile henüz tam açıklayamazken, bunların kör tesadüflerle ortaya çıktığının iddia edilmesi son derece akıl dışıdır. Darwinizm’in bu sistemlerin sözde mimarlarından olarak gösterdiği mutasyonlar sadece bir canlıyı sakat bırakan, vücut organlarına kalıcı hasarlar veren ve hatta canlının ölümüyle sonuçlanan zararlı etkilerdir. Tamamen rastlantıya dayalı gerçekleşen mutasyonların bir böceğin kanatlarını, gözlerini, kaslarını, sinirlerini, antenlerini, solunum, sindirim gibi kompleks sistemlerini meydana getirdiğini iddia etmek kesinlikle mümkün değildir. Bu safsataya “inanmak” büyük bir aldanıştır.

Hiç bir tesadüf bir uçan makine, örneğin bir helikopter meydana getiremez. Helikopter yapımında kullanılan tüm parçalar dağınık halde açık bir alana bırakılsa dahi, doğa olayları tesadüf eseri ortaya bir helikopter çıkaramaz. Bunu savunmak ne kadar mantık dışı ise, bir böceğin kanatlarının veya vücudundaki herhangi bir organ ve sistemin kör tesadüflerin sonucunda ortaya çıktığını savunmak da aynı derecede mantık dışıdır. Çok açıktır ki, canlılardaki bu harika sistemler ancak hepsi bir arada olduğu zaman tam olarak çalışabilir ve canlı hayatını rahatlıkla devam ettirebilir.

Uçmanın nasıl bir şey olduğunu bilmeyen bir böceğin bunu istemesi, kendisini uçuracak mekanizmaların ne olduğunu bilip bunları tasarlaması, şuursuz hücrelerin böyle detaylı işlemler yapması imkansızdır.

uğur böceği
Uçabilen canlıların başka canlılardan evrimleştiğine dair hiçbir kanıt yoktur. Aksine, sahip oldukları kompleks yapılar ve bunların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkışı, tüm bu canlıların gerekli uçuş sistemleriyle birlikte yaratıldıklarını göstermektedir.
Milyonlarca yıl önce de kusursuz kanat sistemine sahip gelin böceklerinin, çift kanatlarını uçuşa hazırlaması tam bir Yaratılış mucizesidir.

Kitin içeren sert dış kanatlar, zar şeklindeki elastik uçucu kanatları bir kılıf gibi örter. Böcek uçmak istediğinde, dış kanatlar adeta bir hidrolik kapı gibi açılır, altından paketlenmiş halde duran daha büyük uçucu kanatlar çıkar. Buruşuk haldeki uçucu kanatlar kısa sürede bir yay gibi elastik ve düzgün hale gelir. Ardından bu güzel böcek hızla kalkışa geçip uçmaya başlar.

Fosillerin oluştuğu ortamlardan biri de amberlerdir. Ağaçlardan çıkan amberin canlının üzerine akıp donması ve canlının o haliyle muhafaza edilmesiyle oluşan amber içindeki fosiller, bulunan diğer pek çok fosil gibi çok önemli bir gerçeği göstermektedir.

İşte bu yaklaşık 25 milyon yıllık gelin böceği, amber içersinde her türlü yumuşak dokusuyla birebir fosilleşmiştir. Amberin içindeki gelin böceği ile günümüzde yaşayanlar arasında en ufak bir fark yoktur. Gelin böcekleri bugünkü halleriyle yaratılmışlardır.

Böceklerde gördüğümüz şuurlu sistemler açıkça yaratılışı göstermektedir. Özellikle fosillere baktığımızda bu kesin gerçekle karşılaşırız: Yusufçuklar, sinekler, kınkanatlı böcekler daha önce hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan bugünkü harika özellikleriyle fosil kayıtlarında aniden belirmişlerdir. Fosiller bize evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını göstermektedir.

Bilimsel verilerin ve fosil kayıtlarının ortaya çıkardığı gerçekler, hem 150 yıl önce Darwin’in ortaya attığı iddialarla hem de evrim teorisinin  günümüzdeki her türlü versiyonu ile çelişmektedir.

Bütün bu gerçeklere rağmen hala evrim teorisini savunanların bulunması elbette ki düşündürücüdür. Bu gibi kişiler körü körüne Darwin’in izinden gitmeye devam etmekte ve gerçeklere yüz çevirmektedirler. Ancak bu yalnızca kısa süreli bir aldatmacadır. Gerçekler, artık Darwin dönemindekinden daha açık ve daha fazla saptanabilir durumdadır. Gerçekleri gören ve kabul eden insanların sayısı artmakta, evrimci hikayelere inanıp bunları sorgulamadan kabul eden insanların sayısı da azalmaktadır. Bilimsel deliller, artık Darwin döneminde olduğu gibi gizlenebilir ve ihmal edilebilir durumda değildir. Yapılan araştırmalar her geçen gün canlılardaki harika özelliklerin yenisini ortaya çıkararak evrimcilerin tesadüf mantığını geçersiz kılmaktadır. Her yeni bilimsel bulgu, evrendeki her şeyin üstün bir Akıl tarafından yaratıldığını bize göstermektedir. Genetik, mikrobiyoloji, paleontoloji, jeoloji ve diğer tüm bilim dalları bütün açıklığıyla Yaratılış Gerçeğini sürekli olarak ortaya çıkarmaktadır.

Şüphesiz bilimdeki bu gelişmeler daha da artarak devam edecektir ve bilim, Allah’ın yaratma sanatını anlatan en güzel araçlardan biri haline dönüşecektir; çünkü tüm ilmin sahibi Allah’tır. Darwinizm ise, yenilmeye mahkum bilim dışı bir teori olarak tarih sayfalarına geçecektir.

İnsanlar, bir zamanlar nasıl olup da böyle bir teoriye inandıklarını hayretle okuyup şaşıracaklardır.

ateş böceği
Üstte görülen ateş böceği fosilinin mikroskop altında çekilmiş bu fotoğrafı, bize 50 milyon yıl öncesine dayanan sayısız bilimsel veri sunmaktadır.

İlk olarak böceğin duyargalarının, bacaklarının, eklem yapısının, petek gözlerinin, kanat yapısının kısacası her uzvunun tam yerli yerinde, muntazam düzgünlükte ve eksiksiz olduğunu görürürz. İkincisi, evrimcilerin iddia ettiği gibi, böcekte evrimleşmek üzere olan hiç bir yarım organ veya yapıya rastlamayız.

Geçen 50 milyon yıl boyunca bu böcek hiç değişim geçirmemiştir. Ateş böcekleri, harika kanat yapıları, kendi bedenlerinde ışık üretebilmelerini sağlayan sistemleri ve kompleks petek göz yapılarıyla, mükemmel bir yaratılış harikasıdır.

Kısacası bu muhteşem canlı bize “evrim yoktur” demektedir.
Akıl ve mantık sahibi olan hiç kimse bir uçaktaki tasarıma bakıp, bunun kendiliğinden tesadüfler sonucunda oluştuğunu düşünmez. Parçaların tesadüf eseri biraraya gelip uçabilen bir araç oluşturduğunu iddia etmez. Aksine uçaktaki tasarıma bakanlar, her aşamasında çok ince bir plan olduğunu, pek çok mühendis ve teknisyenin bilgi ve tecrübelerini kullandıklarını, emek ve zaman harcadıklarını düşünür. Uçan canlılar ise uçaklardan çok daha üstün özelliklerle donatılmışlardır. Uçma yeteneğine sahip olarak yaratılan bu canlılara bakıp, onların tesadüf eseri var olduklarını söylemek en başta akıl ve mantıkla çelişir. Evrimcilerin klasik senaryoları ise, uçmanın gerektirdiği koşulların, hassas hesapların nasıl olup da bilinç sahibi olmayan bu canlılarda, bu kadar yüksek bir teknolojiyle çalıştığını açıklayabilecek gerçeklikte değildir. Aslında Darwinistlerin verebilecek cevapları yoktur. Çünkü evrim diye birşey yaşanmamış, canlıları Yüce Allah yaratmıştır.

Dipnotlar

25- “How Flies Fly”, Nature, Jeremy Thomson, 22 Ağustos 2001; http://www.nature.com/nsu/nsu_pf/010823/010823-10.html

26- Michael Dickinson, “Solving the Mystery of Insect Flight”, Scientific American, Haziran 2001; http://www. sciam. com/2001/0601issue/0601dickinson.html

27- http://www.biomimicrynews.com/research/Tiny_flying_machines_inspired_by_nature_will_revolutionize_ surveillance_work.asp

28- http://www.biomimicrynews.com/research/Tiny_flying_machines_inspired_by_nature_will_revolutionize_ surveillance_work.asp

29- http://www.biomimicrynews.com/research/Tiny_flying_machines_inspired_by_nature_will_revolutionize_ surveillance_work.asp

30- Andrew Bridges, Associated Press, 28 Temmuz 2002; http://www.augustachronicle.com/stories/072802/tec_124-3110.shtml

31- Andrew Bridges, Associated Press, 28 Temmuz 2002; http://www.augustachronicle.com/stories/072802/tec_124-3110.shtml

32- Andrew Bridges, Associated Press, 28 Temmuz 2002; http://www.augustachronicle.com/stories/072802/tec_124-3110.shtml

Kara Hayvanları ve Kuş Fosillerinden Örnekler (1/2)

hayvanlar
Yaşayan Fosiller

Kaplumbağa

kaplumbağa fosili
kaplumbağa fosili
140 milyon yıllık kaplumbağa fosili ve günümüzde yaşayan canlısı

Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 140 milyon yıl
Bölge: Çin

Fosiller, canlıların milyonlarca yıl önce nasıl bir görünüme sahip olduklarını gösteren en önemli bilimsel kaynaklardır. Kayaların bu kadar detaylı şekil alıp, canlıları en ince ayrıntısına kadar göstermesi, Allah’ın bir harikasıdır.

140 milyon yaşındaki bu kaplumbağanın iskelet yapısı, kabuğunun şekli, kuyruğu, kafatası, en ince ayrıntısına kadar görülebilmektedir ve günümüzde yaşayan canlısıyla birebir aynı özelliklere sahiptir. Canlı milyonlarca yıldır hiç değişmemiş, ne yeni organ eklenmiş, ne de yeni bir uzvu çıkmıştır. İlk yaratıldığı andan itibaren nasılsa, bu kaplumbağalar günümüze kadar öyle gelmişlerdir. Bulunan her fosil ile kanıtlandığı üzere yeryüzünde, hiç bir zaman diliminde evrim yaşanmamıştır.

Altın Maymun Kafatası

altın maymun kafatası
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 36 milyon yıl
Bölge: Si Chuan Bölgesi, Çin
Darwinistlerin, insanların sözde maymun benzeri bir ortak atadan türedikleri iddialarına dayanak göstermeye çalıştıkları bilgilerden biri de, bazı maymun türlerinin taklit kabiliyetleridir. Maymunlar, karşılarında gördükleri hareket ve tavırları taklit edebilme yeteneğine sahiptirler. Ama bu, günün birinde insana dönüşmelerini sağlamaz. Eğer böyle olsaydı zeki olduğu bilinen diğer hayvan türlerinin de zamanla insan olmaları gerekirdi. Örneğin papağanların maymunlara ek olarak, sesleri taklit ederek konuşma yetenekleri de vardır. Bu durumda, Darwinistlerin mantıksız iddialarına göre, papağanların insana dönüşme ihtimali çok daha yüksek olmalıdır.

Resimdeki 36 milyon yıllık maymun kafatası fosili gibi sayısız bulgu, canlıların hep aynı kaldıklarını, hiç değişmediklerini ve bir başka canlıya dönüşmediklerini ispatlamışken, mantık dışı evrimci iddialarda ısrar etmek anlamsızdır.

Penguen Kafatası

penguen kafatası
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 10 milyon yıl
Bölge: Şili
Bir tür deniz kuşu olan penguenler, kutuplarda buz üstünde yaşayan en kalabalık topluluktur. Bu canlılar, yaklaşık -40C’lik bir ortamda yaşamak zorundadırlar. Ancak sahip oldukları özel donanımlar ile hiçbir sorun olmadan bu zorlu koşullarda yaşamlarını rahatlıkla sürdürürler. Penguenlerin vücutlarının büyük bölümü, sahip oldukları su geçirmez tüyleri sayesinde soğuktan korunur. Derilerinin altında bulunan kalın yağ tabakası ve tüyler, birlikte son derece iyi bir ısı izolasyonu sağlar. Penguenlere ait fosiller bize bu canlıların milyonlarca yıldır aynı beden yapısına sahip olduklarını göstermektedir. 10 milyon yaşındaki penguen fosili de bunun delillerindendir.

Havada uçan kuşlar hafif olmak zorundadırlar, bu yüzden kemiklerinin içi boş olacak şekilde yaratılmıştır. Oysa penguenler derinlere dalabilmek için ağırlığa ihtiyaç duyarlar. İşte bu nedenle farklı bir yaratılışları vardır: Kemiklerinin içi doludur. Böylece rahatlıkla balıkların peşinden derin sulara dalabilirler.

Bu, milyonlarca yıl öncesinde yaşayan pelikanlarda da aynı şekilde var olan bir özelliktir. Bunu bize gösteren en önemli kanıt ise fosillerdir. Burada görülen 10 milyon yıllık penguen fosili bu canlıların değişmeden günümüze kadar geldiklerini kanıtlamaktadır.

Kendisini Darwinist bir ön yargı ile şartlandırmayan, akıl ve mantık sahibi herkes, canlılardaki yaratılış delillerinin bilinçsiz doğa mekanizmalarının ürünü olamayacağını kolaylıkla fark edecektir. Bütün canlıları yaratan Allah’tır. Bu deliller de Yüce Allah’ın sonsuz kudretini ve sanatını gözler önüne sermektedir.

Step Kedisi Kafatası

Step Kedisi Kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 73 milyon yıl
Bölge: Xian, Shan Xi, Çin
Step kedisi, kedigiller ailesinden bir türdür. Bir ev kedisi büyüklüğündedir. 73 milyon yıllık step kedisi kafatası fosili üzerinde tespit edilen özellikler, günümüzde yaşayan step kedilerinin on milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediklerini ortaya koymuştur. Kafatası üzerinde canlının evrim geçirdiğini gösteren tek bir delil bile bulmak mümkün değildir. Step kedileri evrim teorisini yalanlayan sayısız türden bir tanesidir.

Resimde fosilin günümüzdeki türdeşleriyle birebir aynı özelliklerde olan çene ve diş yapısı bütün detaylarıyla net olarak görülmektedir.

Tazmanya Canavarı Kafatası

tazmanya kafatası
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 31 milyon yıl
Bölge: Jiang Xi, Çin
Dinozorların Sessiz Gecesi kitabının yazarı, evrimci Hoimar Von Ditfurth şöyle söylemektedir:

“Geri dönüp baktığımızda, neredeyse ızdırapla aranan o geçiş biçimlerini bir türlü bulamamış olmamıza şaşırmamamız gerektiğini anlıyoruz. Çünkü büyük olasılıkla böyle bir ara aşama hiç var olmadı. (“Wasserstoff, “Secret Night of the Dinosaurs”, Vol. 2 (pp. 22-23 in Turkish edition).

Von Ditfurth, evrimcilerin içinde bulunduğu durumu kendince kurtarmaya çalışarak, her ne kadar “büyük olasılıkla” diye ifade etmiş olsa da, ara aşama diye bir sürecin hiç yaşanmamış olduğu net bir gerçektir. Canlılık tarihi, aşama aşama oluşan varlıkların değil, tarihin her döneminde tüm yapı ve uzuvlarıyla eksiksiz olarak bir anda ortaya çıkan ve varlığını devam ettiren mükemmel canlıların izleriyle doludur. Bu izlerden biri de, resimdeki 31 milyon yıllık Tazmanya canavarı kafatasıdır.

Jaguar Kafatası

Jaguar Kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 87 milyon yıl
Bölge: Shan Gong, Çin
Darwin’in insanlarla maymunların ortak bir atadan geldikleri tezi, ortaya ilk atıldığı dönemde de sonraki dönemlerde de bilimsel bulgularla desteklenemedi. O zamandan bu yana, yaklaşık 150 yıldır, insanın evrimi masalını desteklemek için gösterilen bütün gayretler sonuçsuz kaldı. Elde edilen fosiller, maymunların hep maymun, insanların da hep insan olarak var olduklarını, maymunların insanlara dönüşmediklerini ve maymunla insanın ortak bir ataya sahip olmadıklarını ispatladı. Fosil kayıtlarının kendilerini hayal kırıklığına uğratması ve içinde bulundukları delilsizlik karşısında, evrimcilerin yaptıkları tek şey, hiçbir gerçekliği olmayan kafataslarını tekrar tekrar sıralamak, sahteliği çoktan belgelenmiş fosiller üzerinde spekülasyonlar yapmak oldu. Ancak resimdeki 87 milyon yıllık jaguar kafatası fosili gibi fosiller bu spekülasyonları tamamen geçersiz kılmaktadır. Hiçbir canlının kafatasında on milyonlarca yıl boyunca en küçük bir değişiklik olmadığı gibi, maymunlarda ve insanlarda da evrimsel bir değişiklik olmamıştır.

Kızıl Panda Kafatası

Kızıl Panda Kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 67 milyon yıl
Bölge: Qing Hai, Çin
Allah’ın sanatı eşsizdir. Bu sanat yeri, göğü ve tüm varlık alemini kaplamıştır. Allah’ın üstün ve muhteşem yaratması, yoktan var ettiği her varlıkta tecelli etmektedir.

Allah’ın benzersiz yaratışını kavrayamayan evrimciler, canlıların kökenine dair birçok senaryo ortaya koyarlar. Ancak bu senaryolar, bilimin hiçbir dalı tarafından teyit edilmemiştir. Darwinizm’e en ciddi darbe indiren bilim dallarından biri ise paleontoloji olmuştur. Elde edilen milyonlarca fosil, evrimin yaşandığına dair en küçük bir iz bile taşımamaktadır. Bugün doğada gördüğümüz kızıl pandalardan hiçbir farkı olmayan resimdeki 67 milyon yıllık kızıl panda kafatası fosili de bu gerçeği teyit etmektedir.

Pelikan Kafatası

Pelikan Kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 75 milyon yıl
Bölge: Çin
Pelikanlar, ılıman bölgelerde, çoğunlukla toplu halde yaşar ve koloniler halinde yuvalanırlar. Hiç güç sarf etmeden kanatları açık bir biçimde su yüzeyinin hemen üstünde uzun süre süzülerek uçabilen pelikanların çok özel ve büyük kanatları vardır. Tüy yapılarından, içi boş hafif kemiklerine kadar pelikanların bedenlerindeki her detay kusursuzdur. Bu mükemmel yapılar onların su üzerindeki ince bir hava tabakası üzerinde bile tutunarak süzülebilmelerini sağlar.

Resimde görülen pelikan fosili bu yapıların 75 milyon yıldır aynı şekilde var olduğunu bize göstermektedir.

Pelikanların uçmasını sağlayan muhteşem yapılar, Boeing’in uçak mühendislerini harekete geçirmiş ve pelikanınki gibi dev kanatlara sahip bir uçak yapmayı düşünmüşlerdir.

Allah doğada yarattığı örneklerle insanlara yaratma sanatını tanıtmakta ve üzerinde düşünülmesini istemektedir.

Fok Kafatası

fok kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 68 milyon yıl
Bölge: Yun Nan, Çin
Foklar, büyük göz çukurlarına ve özel burun sistemine sahip canlılardır. Bu canlının 68 milyon yıl önceki haliyle günümüzdeki halinin aynı olduğunu, milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediğini görmek, Yaratılış gerçeğini gösteren büyük bir delildir. Nitekim canlının fosili detaylı incelendiğinde, günümüzde var olan fokların, aynı şekilde 68 milyon yıl öncesinin denizlerinde var olduğunu görürüz. İşte bu ve bunun gibi sayısız delil, evrim teorisinin tarihin tozlu sayfalarına gömülmekte olduğunu belgelemektedir.

Fosil oluşumu esnasında, kemikler ve dişler gibi sert yapılar, yumuşak dokulara kıyasla, daha kolay muhafaza edilir. Yumuşak doku yok olurken, kemiksi yapılar uzun dönemler içinde inorganik yapılara dönüşürler. Diğer bir deyişle canlı kemik dokusunun mineralleri, kayalardaki inorganik minerallerle aynı yapıya sahip olur. Böylece on milyonlarca yıl önce yaşamış canlılar, en ince detaylarına kadar korunurlar. Resimlerde de, 68 milyon yıllık fok dişlerinin yapısal detayı ve kemik dokusunun iç yapısı görülmektedir. Bundan on milyonlarca yıl önce yaşamış canlılar da, tıpkı bugünkü canlılar gibi mükemmel bir kemik dokusuna ve yapısına sahiptirler.

Panda Kafatası

Panda kafatası
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 4.6 milyon yıl
Bölge: Gan Su, Çin
Pandaların hep panda olarak var olduklarını gösteren bu fosil, canlıların evrimi iddialarını yalanlamaktadır. Bugüne kadar pandaların, sözde ortak atasını gösteren veya günümüzdeki hallerini alana kadar farklı ara aşamalardan geçtiklerini kanıtlayan bir tane bile fosil bulunmamıştır. Bulunan her fosil, yaşı kaç olursa olsun, günümüzdeki pandaların sahip oldukları özelliklerin aynısını taşımaktadır. Bu gerçek karşısında Darwinistler açıklamasız kalmaktadırlar.

Leopar Kafatası

leopar kafatası
Dönem: Miyosen dönemi
Yaş: 6.3 milyon yıl
Bölge: Çin
Darwinistlerin tuzakları, insanları aldatma yöntemleri, artık bir anlam taşımamaktadır. İnsanlar, Yaratılış gerçeğini açıkça gösteren Yaratılış Atlası gibi kitaplar, canlıların hiçbir değişim geçirmediklerini belgeleyen sayısız fosil örneği gibi deliller karşısında tüm varlıkların yoktan yaratılmış olduğunu net olarak görmüşlerdir. Darwinist aldatmaca deşifre olmuş, etkisini yitirmiştir.

6.3 milyon yıllık bu leopar kafatası fosili, canlıların değiştiğine dair hikayelerin tümüyle geçersiz olduğunu görmek için yeterli bir delildir.

Yabani Kedi Kafatası  (Felis Silvestris)

Yabani Kedi Kafatası
80 milyon yıl önce yaşamış yabani kedilerin diş yapılarıyla, günümüzde yaşamakta olanların diş yapıları arasında hiçbir fark yoktur.
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 80 milyon yıl
Bölge: Qing Dao, Shan Dong, Çin
Darwinizm’in sahte ilahı kör tesadüflerdir. Darwinistler, kör tesadüflerin cansız maddeleri canlı varlıklara çevirebileceğine, canlı türlerini birbirine dönüştüreceğine inanırlar. Bu batıl inanç, tam 150 yıl boyunca bir gerçek gibi sunulmuş, adeta bir din gibi anlatılmıştır. Ancak artık bu batıl inanış tamamen çökmüştür. Elde edilen sayısız fosil, canlıların yoktan var olduklarını ve hiçbir şekilde evrim geçirmediklerini kanıtlamaktadır. Evrim teorisinin savunulabilecek bir yönü kalmamıştır.

Resimde görülen yabani kedi kafatası fosili, Allah’ın yarattığı sayısız delilden bir tanesidir. 80 milyon yıllık bu fosil, canlının milyonlarca yıldır değişmediğini, dolayısıyla Darwinist iddiaların tümünün yalan olduğunu ilan etmektedir.

Confuciusornis Sanctus

Confuciusornis Sanctus
Kuşların ve diğer
uçucu canlıların
kara canlılarından evrimleştiğine dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Aksine, sahip oldukları kompleks yapılar ve bunların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkışı, tüm bu canlıların gerekli uçuş sistemleriyle birlikte yaratıldıklarını göstermektedir.
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Çin
125 milyon yıl önce yaşamış, sık rastlanan gagalı kuşlardan biri olan Confuciusornis’in dişleri yoktur, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermektedir. İskelet yapısı da günümüz kuşlarıyla aynı olan bu kuşun kanatlarında pençeler bulunmaktadır. Ayrıca kuyruk tüylerine destek olan “pygostyle” isimli yapı bu kuşta da görülmektedir.

Bütün bunlar günümüzde yaşayan kuşlarda da var olan özelliklerdir.

Bu ve benzeri fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermez. Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlamaktadır. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryx’in soyları tükenmiş, günümüze ancak belli sayıda kuş türü gelebilmiştir. Soyu tükenen kuşlar evrimciler tarafından spekülasyon konusu haline getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak Darwinistlerin çabaları nafiledir çünkü fosil kayıtlarında çok detaylı olarak görüldüğü gibi Confuciusornis günümüz kuşlarından farksızdır.

Kuşların ve diğer uçucu canlıların kara canlılarından evrimleştiğine dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Aksine, sahip oldukları kompleks yapılar ve bunların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkışı, tüm bu canlıların gerekli uçuş sistemleriyle birlikte yaratıldıklarını göstermektedir.

125 milyon yıllık kuş fosili, Confuciusornis Sanctus

Confuciusornis Sanctus
125 milyon yıllık kuş fosili, Confuciusornis Sanctus
Kuşların evrimi hikayesi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları olan tutarlı bir tez değil, Darwinist ön yargılardan kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır. Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi sevdikleri kuşların evrimi iddiaları, felsefi nedenlerle ayakta tutulan bir masaldan ibarettir.

Fosillere baktığımızda çok somut bir gerçekle karşılaşırız: Evrim hiçbir zaman yaşanmamıştır; tüm canlılar, kendilerine has vücut yapılarıyla, hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan fosil kayıtlarında aniden belirmişlerdir. Yani fosiller, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını göstermektedir.  Özellikle de kuşlar, fosilleri çok iyi korunduğu için, evrim iddialarını çürüten deliller açısından oldukça zengindir.

Bilimin gösterdiği gerçek, kuşlardaki kusursuz yaratılışın sonsuz bir aklın eseri olduğu, yani kuşları Yüce Allah’ın yarattığıdır.

Darwinistlerin kuşların ve uçuşun kökeni aldatmacası

Evrim senaryosunun iddialarından biri de kuşları kapsamaktadır. Bu senaryoya göre sudaki canlılardan -amfibiyenlerden- bir kısmı sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Bu canlılardan bir kısmı da kuşlar grubunu oluşturmuşlardır.

Evrimci iddialara göre kuşlar, günümüzden yaklaşık 150-200 milyon yıl önce, sözde sürüngen atalarından türemişlerdir. Kuş adayı olan bu hayali canlılar, tam birer kuş olana kadar aşama aşama yeni özellikler kazanmışlardır. Dolayısıyla uçma yeteneği de senaryo gereği aşama aşama bugünkü mükemmel halini almıştır. Ancak evrimcilerin yaşadıklarını varsaydıkları yarı kuş-yarı sürüngen canlıların izine -1.5 asırdır süren çabalara rağmen- hiçbir yerde rastlanmamıştır. Yeryüzü katmanlarında yarısı pul yarısı tüy kaplı derileri olan ya da tek kanatlı veya yarım kanatlı ara geçiş formlarına rastlanmadığı gibi, iddiaların tersine sadece mükemmel yapılardaki, kusursuz, tam canlılara ait fosiller bulunmuştur.

Elbette ki bu durum evrimcilerin iddiaları açısından son derece düşündürücüdür. Çünkü bu bilim dışı hikayeyi doğrulayan hiçbir delil olmamasına rağmen, evrimciler bu iddialarını ısrarla sürdürürler; bir gün bu hayallerinin gerçek olacağı umudunu taşırlar. Evrimcilerin bir türlü gerçekleşmeyen hayallerine destek sağlama çabaları, ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değineceğimiz çarpıtmalardan, taraflı yorumlardan öteye gidememiştir.

papağan Archaeopteryx
Yıllar boyunca sürüngenlerin kuşa dönüştüğü masalının sözde delili gibi gösterilmeye çalışılan Archaeopteryx evrimcilerin halkı nasıl yanıltmaya çalıştıklarının bir örneğidir. Archaeopteryx 150 milyon yıllık bir kuş fosilidir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak Archaeopteryx’in tam bir uçucu kuş olduğunu gösteren tüm bilimsel bulgular bu iddiayı geçersiz kılmıştır.

Archæopteryx’in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısıdır. Archæopteryx’in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini göstermektedir.

hayali kuş çizimleri
DİNO- KUŞLAR SADECE HAYAL ÜRÜNÜDÜR

HAYALİ ÇİZİMLER

(1) Fosil kayıtlarında çok sayıda örneklerini gördüğümüz tam bir dinozor.

(2, 3, 4) Böyle yarı gelişmiş canlıların geçmişte yaşadıklarına dair en ufak bir delil yoktur.

(5) Binlerce örneğini gördüğümüz tam bir kuş.

Evrimcilerin, kuşların dinozorlardan evrimleştiklerini ispatlayabilmeleri için, yukarıdaki resimlerde görülen sözde ara geçiş formlarının fosillerini bulmuş olmaları gerekirdi. Ancak, fosil kayıtlarında dinozorlara ve kuşlara ait birçok fosil bulunmasına rağmen, hayali dino-kuşlardan eser yoktur.

Evrimcilerin iddiasına göre çok sayıda rastlanması gereken yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan kusurlu, eksik organlı garip canlıların hiçbiri yeryüzü katmanlarında yer almamaktadır.

Fosil kayıtlarında bulunan canlılar hep kusursuz ve tamdırlar. Hiçbiri bu resimlerde görüldüğü gibi ara aşamada değildir. Bu gerçek, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının önemli bir delilidir.

Evrimcilerin “ara geçiş formu çıkmazı”, kuşların kökeni için de söz konusudur. Evrimcilerin iddialarına göre kuşlardan evvel, “tek kanatlı”, “yarım kanatlı” canlıların yaşamış olması gerekmektedir. Oysa böyle canlılar yaşamış olsaydı, fosil kayıtlarının bunu destekliyor olması gerekirdi. Ancak evrimci senaryoların kahramanı bu canlılar, hayali çizimlerden ve hiçbir bilimsel delile dayanmayan haberlerden öteye gidememiştir. Canlılar tarihin her döneminde bir anda ortaya çıkmışlar ve eksiksiz ve tam organlara sahip olmuşlardır.

Kuşlarda gördüğümüz harika özellikler evrimi yalanlıyor

Yeryüzünde on binden fazla kuş türü yaşamaktadır. Bu kuşların her biri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Şahinin keskin gözleri, geniş kanatları ve sivri pençeleri vardır. Yüzlerce metre yükseklikte süzülürken, yukarıdan yavru bir tavşanı fark edebilecek kadar keskin gözlere sahiptir.

Birkaç yüz gramlık yağmur kuşları, her yıl kışı geçirmek üzere 4.000 kilometrelik yolu 88 saat boyunca kanat çırparak ve okyanus üzerinde rotalarını şaşırmadan katederler.

kuş tüyü
Tüylerin yapısı
Sap
Tüy (barb)
Kanca
Tüycük (barbule)
Uçucu kuşların tüyleri merkezi bir gövdeden çıkan tüy, tüycük ve kancalardan oluşur. Kenarlardaki tüycükler bu kancalarla adeta birbirlerine kilitlenirler. Bu kompleks tasarım kuşa güçlü, esnek ve su-geçirmez kanatlar kazandırır. Birbirine sanki bir fermuar gibi
Günümüzde hangi kuş bilimciye sorsanız size bir kuş kanadının, kendine özgü en verimli uçuş şekline sahip olduğunu söyleyecektir. Örneğin şahin, avını hedef alan dalış uçuşu sırasında 300 km hızla uçmasına rağmen dengesi bozulmaz, hedefini şaşırmaz ve uçuş kontrolü mükemmeldir. Bazı kartallar ise aniden saatte 185 kilometre hızla avına saldırıp, sonra kanatlarını açarak, havada altı metrelik bir mesafede tamamen durabilmektedir.

Avının peşinde olan bir kuş kilometrelerce yüksekte, avının üzerinde daireler çizebilir ve keskin gözleriyle onu izleyebilir. Aşağıya doğru aniden saldırırken gözleri odak noktasını kaybetmeden ve göz kırpmadan hedef için otomatik ayar yapar. Böyle bir uçuş için gözle kanatların, dolayısıyla beyin, sinir ve kas sistemlerinin birbirleriyle kusursuz bir uyum ve zamanlama ile çalışması gerekmektedir. Peki bu mükemmel koordinasyon nasıl mümkün olmaktadır? Tüm bu olağanüstü yapıların bilinçsiz doğa güçlerinin ürünü olamayacağı açıktır. Kuşlar herşeyin Yaratıcısı olan Rabbimiz’in kendilerine verdiği üstün özelliklerle uçarlar.

Papağanlar ses taklidi yetenekleri ile en zeki birkaç canlıdan biridir. Papağanlar, çok farklı bir ses organı anatomileri olduğu halde -örneğin dişleri ve dudakları olmamasına rağmen- insanların çıkardığı seslere çok benzer sesler çıkarabilmektedirler.

Bilinen en küçük kuş olan sinek kuşu, uzun gagasıyla çiçek nektarları ve çiçeklerin içinde bulunan küçük böceklerle beslenebilir. Besin alabilmek için çiçeğin önünde havada asılı olarak kalması gerekir ve sahip olduğu özel yaratılışla bunu yapabilen tek kuş sinek kuşudur.

Baykuş ise ince ama keskin olmayan tüylerindeki özel yaratılış sayesinde, geceleri yaptığı av uçuşları sırasında tam bir sessizlik elde eder. Bugün baykuşun kanatları, hava türbülansını -gürültüyü- engellemesiyle bilim adamlarının taklit etmeye çalıştıkları tasarımlar arasında yerini almıştır.

3.5 metrelik kanatları ile en uzun kanat sahibi olan albatroslar yaşamlarının %92’sini açık denizlerde geçirirler ve neredeyse hiç karaya inmezler. Albatrosların çok uzun süre hiç durmadan uçabilmeleri ise, kanatlarını olabildiğince geniş açıp, kanat çırpmadan, hava akımlarını kullanmalarıyla mümkün olur.

Kuşların sahip oldukları özellikleri zaman içinde yavaş yavaş kazanmış olmaları mümkün değildir, çünkü böyle bir sürecin ara aşamalarında hayatta kalmaları imkansızdır. Nitekim evrimcilerin iddia ettikleri gibi aşama aşama mükemmelleşen bir canlı yoktur; aksine farklı canlı grupları, yeryüzü katmanlarında ilk belirdikleri andan itibaren şu anki mükemmel halleriyle bulunmaktadır.

Tüm bunlar, kuşların yaratıldığının bilimsel kanıtlarıdır. Bu kanıtlar, insanlara Kuran’da öğretilen bir gerçeği teyit etmektedir: Bu canlıları, sahip oldukları yeteneklerle ve buna uygun tasarımlarla yaratan, herşeyin Yaratıcısı olan Allah’tır. Kuran’da Allah “… O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur…”(Hud Suresi, 56) ayetiyle canlılar üzerindeki hakimiyetini bildirmektedir.

Kuşlar da sahip oldukları kusursuz özellikleriyle göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın sanatının ve ilmininin örneklerini sergilemektedir.

Confuciusornis Sanctus

Confuciusornis Sanctus
Confuciusornis Sanctus
125 milyon yıllık kuş fosili, Confuciusornis Sanctus
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Çin
Evrim teorisi, kuşların küçük yapılı ve etobur theropod dinozorlardan, yani bir sürüngen türünden türediği iddiasındadır. Oysa hem kuşlarla sürüngenler arasında yapılan anatomik karşılaştırmalar hem de fosil kayıtları bu iddiayı yalanlamaktadır. Resimlerde görülen fosil, ilk örneği 1995 yılında Çin’de bulunan, Confuciusornis olarak adlandırılan soyu tükenmiş bir kuş türüne aittir.

Confuciusornis’in 125 milyon yıllık fosili bu canlı hakkında bize çok önemli bilgiler vermektedir. Dişleri olmayan, gagası, tüyleri ve iskelet yapısı günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri  gösteren Confuciusornis’te uçuşta kuyruk tüylerine destek olan yapı da bulunmaktadır.

Archæopteryx ile yaklaşık olarak aynı dönemde yaşamış olan Confuciusornis günümüzde yaşayan kuşlarla çok büyük benzerlik gösterir. Confuciusornis, kuşların evrimi senaryosunu kesin olarak yıkmıştır.

Darwinistlerin kamuoyuna  “en eski uçan dinozor” olarak lanse ettikleri bu fosil, gerçekte çok sık rastlanan gagalı bir kuş türüne aittir.

125 milyon yıl öncesinden günümüze kadar ulaşan Confuciusornis’in bütün özellikleri canlının evrimleşmediğini, ilk ortaya çıktığı andan itibaren uçucu bir kuş olduğunu bize göstermektedir.

Milyonlarca yıl öncesinden günümüze ulaşan Confuciusornis benzeri fosiller dinozor-kuş evrimi senaryolarını kesin olarak geçersiz kılmaktadır.

Evrimcilerin bu gerçeği kabullenmemekte direnmeleri, teorinin körü körüne savunulan bir iddiadan ibaret olduğunu ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.

Fosil kayıtları, canlı türlerinin hem bir anda ve tamamen farklı yapılarda ortaya çıktıklarını, hem de çok uzun jeolojik dönemler boyunca değişmeden sabit kaldıklarını göstermektedir. Canlıların evrim geçirmiş olmaları mümkün değildir, çünkü doğada onları evrimleştirebilecek bir mekanizma yoktur. Aşağıdaki 125 milyon yıllık fosilin de bize gösterdiği gibi fosil kayıtlarına baktığımızda bir evrim süreci ile değil, aksine evrime tümüyle ters bir tablo ile karşılaşırız. Tüm canlılar bir anda ortaya çıkmışlardır, Allah onları bugünkü halleriyle, eksiksiz olarak yaratmıştır.

Kızıl Kurt Kafatası

kızıl kurt kafatası

Kızıl kurtların, diğer tüm fiziksel özellikleri gibi, diş ve çene yapıları da on milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramamıştır.

Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 51 milyon yıl
Bölge: Gao Xiong, Tayvan
Resimdeki, 51 milyon yıl öncesine ait kızıl kurt kafatası, sahip olduğu mükemmel detaylarla bu canlılara ait özellikleri olduğu gibi yansıtmaktadır.

Eğer böyle bir fosil örneği ortaya çıkmamış olsaydı, Darwinistler hiç kuşkusuz kızıl kurtların hayali evrimi üzerinde de sayısız senaryolar üretmeye devam ederlerdi. Sayısız sahte ara form öne sürer, sayısız masallar anlatırlardı. Fakat bu fosil örneği, Darwinist masallara geçit vermemektedir. Bu durum, diğer tüm canlılar ve insan için de geçerlidir. Darwinistler tarafından üretilen her senaryo, tümüyle yalan üzerine kuruludur ve bu artık herkesin kabul ettiği bir gerçek haline gelmiştir.

Aslan Kafatası

Aslan Kafatası

Fosilin dişleri en ince detayına kadar milyonlarca yıldır muhafaza olmuştur.

Güçlü çene yapısı ve yırtıcı dişler aslanların en bilinen özelliklerindendir. 82 milyon yaşındaki bu kafatasında da görüldüğü gibi milyonlarca yıl önce yaşamış aslanlar da bugünküler gibi güçlü dişlere ve kuvvetli bir çeneye sahiptir.

Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 82 milyon yıl
Bölge:He Zheng, Gan Su, Çin
Darwinistlerin iddiasına göre, 82 milyon yıl öncesine ait bu fosilin, eksikliklerle, yarı gelişmiş organlarla dolu olması gerekirdi. Fosilin göz çukurlarında, çene yapısında, kulak yerlerinde pek çok pataloji olması lazımdı. Fakat durum hiç de böyle değildir. Resimdeki milyonlarca yıllık aslan kafatası mükemmel bir şekilde korunmuştur ve sahip olduğu detaylar, canlının kusursuz görünümde, tıpkı günümüzdekiler gibi bir aslan olduğunu göstermektedir.

Darwinistlerin insanın hayali evrimine dair iddialarının sebeplerinden biri, üzerinde spekülasyon yapabilecekleri maymun fosillerinin sayıca fazla oluşudur. Oysa fosil kayıtlarının verdiği sonuç, spekülasyon değil, hiç kimsenin inkar edemeyeceği kesin bilimsel sonuçlardır. Buna göre canlılık hiçbir değişim geçirmemiş, ara aşamalardan geçmemiştir. Bilim, evrim teorisini inkar etmektedir.

Bozayı Kafatası

Bozayı Kafatası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 74 milyon yıl
Bölge: Liao Yang, Liaoning, Çin
Tıpkı 82 milyon yıllık aslan kafatası, 51 milyon yıllık kızıl kurt kafatası, 78 milyon yıllık benekli geyik kafatası, 90 milyon yıllık sırtlan kafatası ve daha bunlar gibi pek çok kafatası gibi resimde görülen 74 milyon yıllık bu bozayı kafatası da mükemmel şekli ve detaylarıyla kusursuz görünümdedir. Darwinizm’e göre milyonlarca yıl öncesine ait bu fosiller yarı gelişmiş olmalı, çeneleri farklı yerde, göz çukurları başka yerde bulunmalıdır. Burunları daha oluşmamış olmalı, beyni içine alan kafatası boşluğunda derin bozukluklar bulunmalıdır. Ama bu kafatasları mükemmel yapıda oldukları gibi, günümüz canlılarının anatomik özelliklerinin de aynısını barındırmaktadırlar.

Aslında tek bir delil yani yalnızca 74 milyon yıllık bu bozayı kafatası bile, evrimi çürütmeye yeterlidir.

Yabani Köpek Kafatası

Yabani Köpek Kafatası
Olağanüstü tutarsızlıklar barındıran ve bilimsel hiçbir delili olmayan evrimci iddiaları milyonlarca yıllık kafatası fosilleri tam anlamıyla yalanlanmış durumdadır.
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 5.3 milyon yıl
Bölge: Xi An, Çin
Darwin, teorisinin içinde bulunduğu açmazı kitabında şu satırlarla ifade ediyordu:

“Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz (Darwin, The Origin of Species, New York: Oxford University Press, , 1998, p. 140, 141, 227.)

Darwin’in ardından, yaklaşık 150 yıl sonra, evrimcilerin karşısındaki soru halen aynıdır: Bugüne kadar milyonlarca fosil örneği elde edilmişken, neden bir tane dahi ara form fosili bulunamamıştır? Darwinist ön yargılarla düşünmeyenler için bu sorunun cevabı açıktır: Çünkü “ara canlılar” hiçbir zaman yaşamamıştır. Canlılar birbirlerinden türeyerek oluşmamışlardır. Canlıların her birini sahip oldukları üstün özelliklerle, Yüce Allah yaratmıştır.

Kutup Tilkisi Kafatası

kutup tilkisi

Milyonlarca yıllık fosiller bize canlıların evrim geçirmediği gerçeğini göstermektedir. Darwinistlerin teorilerini desteklemesini umut ettikleri fosiller, evrim teorisini tümüyle yalanlamış, canlılığın kökeninin Yaratılış olduğunu ortaya koymuştur.

Dönem: Paleosen dönemi
Yaş: 59 milyon yıl
Bölge: He Zheng, Gan Su, Çin
Fosil kayıtları, Darwinistlerin bilimsel ve akılcı cevap vermelerinin mümkün olmadığı pek çok bilgi ortaya koymuştur:

– Tüm canlı örnekleri gibi, kutup tilkisinin de sözde aşama aşama gelişerek, yani evrimleşerek bugünkü halini aldığını gösteren bir tane bile ara form fosili yoktur.

– On milyonlarca yıl önce yaşamış olan kutup tilkileri, tıpkı bugünküler gibi tam ve kusursuz yapıya sahiptirler. Herhangi bir sözde ilkel görünümleri veya yapıları yoktur.

– Bugün yaşayan kutup tilkilerinin 59 milyon yıl önce yaşamış olanlardan en küçük bir farklılığı yoktur. Bu da söz konusu canlıların on milyonlarca yıldır hiç değişmediğini göstermektedir.

Tüm bu bilgiler, Darwinistleri büyük bir açmazın içine sürüklemekte ve canlıların kökeninin Yaratılış olduğunu bize göstermektedir.

Sazlık Kedisi Kafatası

Sazlık Kedisi Kafatası

63 milyon gibi uzun bir süre içinde hiçbir değişikliğe uğramadığı alttaki kafatası fosilinde açıkça görülen bu canlı, evrimi yalanlayan milyonlarca delilden yalnızca biridir.
Evrim diye bir süreç yaşanmamış, tüm canlıları Allah bir anda, şu anki halleriyle yaratmıştır.

Dönem: Paleosen dönemi
Yaş: 63 milyon yıl
Bölge: Yun Nan, Çin
Kafatası fosilleri tarih boyunca hiçbir canlının değişmediğinin, bir başka canlıya dönüşmediğinin, her canlı türünün hep sahip olduğu özelliklerle birlikte var olduğunun delillerindendir. Bu deliller, Darwinist düşüncenin açmazlarını ve mantıksızlıklarını vurgulamaktadır. İnsanın sözde maymundan türediğini öne süren evrim teorisinin, maymunların yaşadığı hayali insana dönüşüm sürecinin bir benzerini, neden diğer canlıların yaşamadığını da açıklaması gerekir. Neden bir sazlık kedisinin de günün birinde iki ayağı üzerinde yürümeye karar vermediği, bir tilkinin neden zekasını geliştirip bir profesöre dönüşmediği, bir pandanın neden etkileyici eserler yapan bir sanatçı olmadığı sorusuna evrimcilerin verebileceği bir cevap yoktur. Bu birkaç örnekte görüldüğü gibi bilimsel bir teori gibi sunulan Darwinizm, aslında, inanılmaz derecede mantıksız bir ideolojidir.

Tay Kafatası

tay
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 3.2 milyon yıl
Bölge: Yun Nan, Çin

“Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin’in Türlerin Kökeni‘ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Darwin ise gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur… Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin’in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.”(N. Eldredge, and I. Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, pp. 45-46.)

Evrimci paleontolog Niles Eldredge’in bu sözlerini resimde görülen 3,2 milyon yıllık tay kafatası doğrulamaktadır. Milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişime uğramamış olan bu canlı, Darwinistlerin aslında Darwin’den beri bildikleri bir gerçeği teyit etmekte ve evrimin olmadığını bize göstermektedir..

Grizly Ayısı Kafatası

Grizly Ayısı Kafatası
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 29 milyon yıl
Bölge: Çin
Canlılık tarihinde insanlar her zaman insan, maymunlar her zaman maymun olarak kalmışlardır. İkisi arasında bir geçiş olduğunu gösteren tek bir ara form örneği bulunmamaktadır. Bu durum tüm canlılar için geçerlidir. Tıpkı resimde görülen Grizly ayısı kafatasında olduğu gibi.

Bu canlı da yaratıldığı ilk andan itibaren bugünkü görünümündedir, bir başka canlıdan evrimleşmemiştir. Resimdeki 89 milyon yıllık kafatası, bu gerçeğin en önemli delillerindendir.

29 milyon yıllık ayı kafatası, evrimin olmadığının bilimsel delillerinden biridir ve bu gerçek aynı zamanda Darwinistlerin canlıların kökeniyle ilgili tüm iddialarına önemli bir cevap oluşturmaktadır.

Deniz Canlıları Fosillerinden Örnekler (1/3)

deniz canlıları
Yaşayan Fosiller

Yayın Balığı

Yayın Balığı
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Green River, Wyoming, ABD
Resimde gördüğünüz 50 milyon yıllık yayın balığı günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bu balık tıpkı yaratılan diğer milyonlarca balık gibi evrim geçirmemiştir. Evrimcilerin iddia ettiği sudan karaya geçiş de hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Diğer canlılar gibi bu yayın balığı da, 50 milyon yıl önceki görüntüsü ve şekliyle hala yaşamaktadır.

Balta Balığı

Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.

Balta Balığı

Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37 – 23 milyon yıl
Bölge: Çek Cumhuriyeti
Gümüş renkli, baltayı andıran bu parlak ve küçük balıkların diğer birçok derin deniz balığı gibi, karınlarının alt kısmında ışık üreten organları vardır.  Bu balıklar, vücutlarının altında mavimsi ışık yayabilen 100 kadar ışık organına sahiptirler. Bu mükemmel yaratılışla milyonlarca yıldır denizlerde yaşayan balta balığı başka bir canlıdan türememiş, başka bir canlıya da dönüşmemiştir. Resimde gördüğünüz 37-23 milyon yıllık Oligosen dönemine ait balta balığı fosili Çek Cumhuriyeti’nde bulunmuştur ve günümüzde yaşayan örneğiyle tamamen aynıdır.

Denizanası

Denizanası 500 milyon yıl öncesine ait olan ve bu canlıların hiç değişmeden günümüze kadar ulaştığını kanıtlayan bu denizanası fosili, evrimin geçersizliğini gösteren yüzmilyonlarca fosilden yalnızca biridir.
Dönem: Kambriyen dönemi
Yaş: 500 milyon yıl
Bölge: Visconsin, ABD
Resimde görülen 500 milyon yıllık denizanası fosilinin günümüze kadar gelmesi adeta bir mucizedir. Çünkü denizin altında yaşayan bu canlının balıklar gibi bir iskeleti yoktur, tamamen jölemsi bir yapıya sahiptir. Normal şartlarda bu hayvanın günümüze kadar gelen bir fosilinin kalmaması gerekir. Ancak Allah, evrimcilerin iddialarını geçersiz kılmak için bu canlının da fosilleşmesini sağlamış ve 500 milyon yıl öncesinden günümüze bir delil sunmuştur.

Denizanalarının kalpleri, beyinleri, kemikleri, pulları ve gözleri yoktur. Sinir sistemleri sinir ağı biçiminde şekillenmiştir. Denizanalarının bazı türleri zehirlidir. Zehirsiz olanlarda da savunma amacıyla kullanılan biyolüminesans denen, kimyasal bir reaksiyon sonucunda meydana gelen ışığı yayma özelliği vardır. Denizanaları da tıpkı diğer canlılar gibi Allah’ın muhteşem yaratma sanatının birer tecellisidir.

Mürekkep Balığı

Mürekkep Balığı
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 148 milyon yıl
Bölge: Solnhofen, Almanya
148 milyon yıllık bu mürekkep balığı diğer yaratılmış canlılar gibi hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Bu da evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğinin ve tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığının apaçık delilidir. Onkollular grubunda yer alan mürekkep balıklarının ağız bölgesinden çıkan 10 tane kolu vardır. Mürekkep balıkları son derece hassas bir koku ve tat alma duyusuna ve gözlere sahiptirler. Gözleri o kadar kuvvetlidir ki tam 70 milyon hücreyle yaptıkları görme işlemi sonucu, arkalarından gelen bir tehlikeyi dahi hemen fark edebilir ve çok seri hareket ederek kendilerini koruyabilirler. Allah bu balıkta mükemmel bir savunma sistemi yaratmıştır. Saldırıya uğradığında mürekkep kesesinden koyu renkli bir sıvı püskürten mürekkep balığı, düşmanını bu şekilde aldatarak hizla tehlikeden uzaklaşabilir.

Kemikli Turna

Kemikli Turna
Dönem:  Jura dönemi
Yaş: 152 milyon yıl
Bölge: Regensburg, Almanya
Kemikli turna balığı uzun ince koni biçimli, güçlü dişlerle donanmış uzun ve gagamsı bir çeneye sahiptir. Bu canlının Almanya’da bulunan 150 milyon yıllık fosiliyle günümüzde yaşayan örneği karşılaştırıldığında özel görünümlü çenesinden, kemik ve kuyruk yapısına kadar hiçbir değişikliğe uğramadığı çok net bir şekilde görülmektedir. Kemikli turna balıkları, evrimin geçersizliğini gözler önüne seren sayısız canlıdan biridir. Bilinen en eski örnekleri Jura döneminde (206 – 144 milyon yıl) yaşamış olan kemikli turna balıkları milyonlarca yıldır aynı kalmışlardır.

Mercan

Mercan
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 150 milyon yıl
Bölge: Almanya
Mercanlar denizin derinliklerinde yaşayan omurgasız canlılardır. Yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar gibi çeşitleri vardır. Mercan kuruyup katılaştığında taş gibi bir yapıya sahip olur, denizin dibinde ise adeta bitki gibidir. Mercanlar denizin diplerinde rengârenk çiçek bahçelerini andırırlar.

Resimde görülen 150 milyon yıllık mercan fosili tüm detaylarıyla korunacak şekilde fosilleşmiştir. İki resimde açıkça görüldüğü gibi fosillerdeki mercanlar, günümüzde yaşayan örnekleriyle birebir aynıdırlar. Bunun anlamı ise, mercanların aradan geçen 150 milyon yıla rağmen hiç değişmedikleri, yani evrim geçirmedikleridir.

Istakoz

Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.

Istakoz

Dönem: Karbonifer dönemi
Yaş: 300 milyon yıl
Bölge: İllinois, ABD
Fosil kayıtları son derece zengindir ve canlılığın kökenini anlamak için yeterli sayıdadır.  Fosilleri incelediğimizde farklı canlı türlerinin, aralarında hayali evrimsel “geçiş formları” olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıktılarını görürüz.  Bu da tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığının delillerinden biridir. Yaratılışın açık bir gerçek olduğunu gösteren fosillerden biri de resimde görülen tam 300 milyon yıllık ıstakoz fosilidir. Yengeç, karides ve kerevit gibi Onayaklılar (Decapoda) takımından olan ıstakozun bedeninin detayları 300 milyon yıllık fosilinde de çok net bir şekilde görülmektedir. Bu canlı da diğer canlılar gibi yaratıldığı ilk günden bu yana aynı kalmış, en ufak bir değişikliğe bile uğramamıştır.

Boynuzlu Köpekbalığı

Boynuzlu Köpekbalığı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Boynuzlu köpekbalığının günümüzde yaşayan canlı örneğini incelediğimizde balığın uzun gövdesinde geniş çıkıntılar olduğu görülür. Balığın 95 milyon yıllık fosiline baktığımızda da uzun gövdesinde yer alan çıkıntıların, kafa ve kuyruk yapısının en ufak bir değişikliğe uğramadığı açıkça görülmektedir. Boynuzlu köpekbalığı denizin derinliklerinde yaşar, bazen karın kanatçıklarını kayalara sürter. Mağara veya resiflerde avlarına pusu kurarlar. Yaklaşık 1 metre boyları vardır. Resimdeki 95 milyon yıllık boynuzlu köpekbalığı fosili de, Darwinistlerin yenilgisini bir kez daha vurgulamakta, tüm canlıları Rabbimiz’in yarattığı gerçeğini ispat etmektedir.

Coelacanth

Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.

Coelacanth

coelacanth

210 milyon yıllık Coelacanth fosili

Dönem: Trias Dönemi
Yaş: 210 milyon yıl
Bölge: Madagaskar
Resimde 210 milyon yıllık fosili görülen Coelacanth balığının günümüzde yaşayan örneğinin bulunması evrimcilere çok büyük darbe indirmiştir. “Canlıların sudan karaya geçişi” tezlerine delil arayan evrimci biyologlar, Coelacanthların fosillerinden yola çıkarak, akıl dışı iddialar ortaya attılar. Balıkta sözde ilkel (tam işlev görmeyen) bir akciğer bulunduğunu ileri sürdüler. Bu, pek çok bilimsel kaynakta anlatılıyor, hatta Coelacanth’ı denizden karaya çıkarken gösteren çizimler yayınlanıyordu. 1938 yılına kadar birçok evrimci zoolog bu canlının, gövdesindeki iki adet çiftli yüzgeci kullanarak deniz tabanında yürüdüğünü ve deniz-kara hayvanları arasında bir geçiş formu olduğunu varsayıyordu. Evrimciler bu iddialarına dayanak olarak ellerinde bulunan Coelacanth fosillerinin yüzgeçlerindeki kemikli yapıları gösteriyorlardı.

Ancak 22 Aralık 1938’de Hint Okyanusu’nda yaşanan bir gelişme bu ara tür iddiasını tamamen çürüttü. 70 milyon yıl önce soyu tükenmiş bir ara geçiş formu olarak tanıtılan Coelacanth ailesinin Latimeria türüne ait canlı bir üyesi, okyanusun açıklarında ele geçti! Kuşkusuz Coelacanth’ın “kanlı-canlı” bir örneğinin bulunması, evrimciler açısından büyük bir şoktu. Üstelik en az 70 milyon yıl önce ortadan kalktığı düşünülen bu canlı türü üzerinde yapılan incelemeler, Coelacanthların 400 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramadıklarını gösteriyordu. İlerleyen yıllarda (başta 1939’da Chalumnea Nehri açıklarında ve Madagaskar kıyılarında, 1952 ve 1953’te Komor Adaları’nda olmak üzere) başka bölgelerde de evrimcilerin “nesli tükenmiş” dedikleri 200’den fazla Coelacanth yakalandı.

Bu balıkların yakalanmasıyla beraber evrimci bilim adamlarının o güne kadar hayali yorumlar yapmakta ne kadar ileri gidebilecekleri de anlaşılmış oldu. Coelacanthlar ne ilkel bir akciğere, ne de büyük bir beyne sahiptiler. Evrimci araştırmacıların ilkel akciğer olduğunu düşündükleri yapı, balığın vücudunda bulunan bir yağ kesesinden başka bir şey değildi. Ayrıca iddia edilenin tersine balık büyük bir beyin hacmine de sahip değildi, balığın büyük bir kafatası vardı ancak içinde ufak bir beyni vardı. Böylece balıklar ve amfibiyenler arasındaki tek ciddi sayılabilecek ara form iddiası da “geçersiz” hale geldi.

Bunun üzerine, Coelacanth’ın evrimci yayınlardaki popülaritesi bir anda yok oldu. Francis Hitching bu durumu şöyle açıklıyor:

“Eski formlarından hiçbir farklılık sergilemeyen, doğal deniz ortamına tam adapte olmuş ve karaya çıkmaya hiç eğilim göstermeyen birkaç düzine Coelacanth ele geçirilince, bu tür, derhal ara-geçiş formu olarak gösterildiği ders kitaplarından çıkarıldı.” (Jacques Millot, “The Coelacanth”, The Scientific American, Aralık 1955, Sayı 193, s. 39)

Evrimcilerin çabaları nafiledir. Bütün deliller evrimi yalanlamakta ve Yaratılışın bir gerçek olduğunu göstermektedir. Bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:

De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” (İsra Suresi, 81)

Yılan Yıldızı

Yılan Yıldızı
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 400-380 milyon yıl
Bölge: Almanya
Yılan yıldızının gövdesi diğer deniz yıldızlarından farklıdır. Yılan yıldızının ince kolları çiçeği andıran küçük bir gövdeden çıkmaktadır ve bu yönüyle diğer deniz yıldızlarından ayırt edilmektedirler. Evrimcilerin iddia ettiği gibi kademeli şekilde evrim sürecinin hiçbir şekilde yaşanmadığını kanıtlayan fosillerden biri de resimde görülen 400-380 milyon yıllık yılan yıldızı fosilidir. Yılan yıldızı 400 milyon yıl önce de tıpkı bugün yaşayan canlı örneği gibi yılan yıldızıdır ve en ufak bir değişikliğe uğramamıştır. Fosiller karşısında ağır yenilgiye uğrayan evrim teorisinin geçersizliğini ünlü evrimcilerden Norman Macbeth şöyle itiraf eder:

“Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur.” (Norman Macbeth, Darwin Retried: An Appeal to Reason, Boston: Gambit, 1971, s. 147)

Sardalya

Sardalya
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Sardalya balıkları sürü halinde, yazın orta, kışın derin sularda yaşayan gezici balıklardır. Boyları, ortalama 15 santimetre en çok 20-22 santimetre olur. Bu balıklar Karadeniz, Marmara, Çanakkale Boğazı ve Kuzey Ege’de sıkça bulunur. Resimde sürü şeklinde yaşayan bu türün 95 milyon yıllık fosili görülmektedir. Tıpkı Allah tarafından yaratılan diğer canlılar gibi, bu canlı da yaratıldığı ilk günden itibaren hiçbir değişikliğe uğramadığından, evrim teorisine büyük darbe indirmiştir.

Somon Balığı

Somon Balığı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 110 milyon yıl
Bölge: Brezilya
Resimde 110 milyon yıllık Kretase dönemine ait Brezilya’da bulunan somon balığı fosili görülmektedir. Paleontoloji bilimi milyonlarca yıl önce yaşayan canlılarla bugün yaşayan canlı örneklerinin hiçbir değişiklik geçirmediklerini bilim dünyasına ispat etmiştir. Yaratılışı ispat eden milyonlarca fosil artık bilim adamlarının evrim teorisini savunmalarını imkansız hale getirmiştir. Somon balıkları Allah tarafından çok özel yaratılmış balıklardır. Somon türleri yumurtadan çıkar çıkmaz denize doğru göç etmeye başlar. Köpek somonları birkaç hafta beslendikten sonra, Kral ve Atlantik somonları ise akarsularda 1 ila 3 yıl arasında değişen gelişim sürelerini tamamladıktan sonra denizlere açılırlar.

Genç somon balıkları hayatlarının ilk göçlerinde içinde bulundukları ırmakta akıntı boyunca ilerler; denize doğru yaptıkları bu yolculukta çağlayanlar, kirli sular ve kendilerini avlamak isteyen büyük balıklar gibi türlü tehlikelerle karşı karşıya gelirler. Bunları atlatıp denize ulaşanlar göçlerini tamamlamış olurlar. Denizlerde birkaç yıl geçirdikten sonra iyice gelişip üreme olgunluğuna erişenler hayret verici yeni bir göçe başlar. Bu yolculukta, akıllara durgunluk veren ilk gerçek; balığın yol alması gereken mesafenin uzunluğudur. Açık denizlerde seyreden somonların amaçlarına ulaşmaları için binlerce kilometre yüzmeleri gerekmektedir. Örneğin, bir köpek somon balığı sonbahardaki yumurtlama döneminde, Yukon Nehri boyunca 3.200 kilometreden fazla yüzer. Somonlar da diğer tüm canlılar gibi Allah’tan aldıkları ilhamla hareket ederler ve O’nun yaratışındaki ihtişamı gözler önüne sererler.

Taraklı Denizanası

Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.

Taraklı Denizanası

Dönem: Kambriyen dönemi
Yaş: 525 milyon yıl
Bölge: Utah, ABD
Resimde 525 milyon yıllık, Kambriyen dönemine ait taraklı denizanası fosili görülmektedir. Bilimsel adı ‘ktenefor’ olan bu canlılara taraklı denizanası denilmesinin sebebi sekiz sıra halinde kirpiklere sahip olmalarıdır.

Taraklı denizanalarında öteki türdeşlerinde bulunan “nematosist” denen ve kıvrılmış tüp şeklindeki yakıcı yapı bulunmaz. Denizanalarının ve ktenoforların çoğunda biyolüminesans denen biyolojik ışıma olayı görülür. Bu da denizin derinliklerinde bu canlının muhteşem ışık ve renk gösterisi sergilemesini sağlar. Kuşkusuz bu özellik canlıya yaratıldığı andan itibaren Allah tarafından verilmiştir. Bu canlının 525 milyon yıl önceki halini gösteren fosili de evrim teorisinin geçersizliğini ispat etmektedir.

Bivalve

Bivalve
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 206-144 milyon yıl
Bölge: Majunga Havzası, Madagaskar
Madagaskar adasında bulunan 144 milyon yıllık bivalve fosiline bakıldığında bu canlının bugün yaşayan canlı örneğiyle tamamen aynı olduğu açıkça görülmektedir.

Bivalvenin yüzeyindeki en ince detaylar ve enine çizgiler dahi fosilde gözlemlenebilmektedir. Gördüğünüz gibi aradan 144 milyon yıl geçmesine rağmen canlıda en ufak bir değişiklik gerçekleşmemiş, canlı evrim geçirip başka bir canlıya dönüşmemiştir.

Güneş Mercanı

güneş mercanı
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Nobel ödüllü ünlü evrimci Dr. Robert Milikan evrim teorisinin geçersizliğini şöyle itiraf etmektedir:

“Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.” (Vital topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland)

Gerçekten de 21. yüzyılda gelişen fosil bilimi ve paleontoloji, evrim teorisini tam anlamıyla yıkmış ve canlıların kademeli olarak birbirlerinden türemediklerini ortaya koymuştur. 150 milyon yıl önce bir istakoz, bir ahtapot, bir mürekkep balığı ve bunun gibi milyonlarca tür nasıl bir görüntüye sahipse bugün de aynı görünüme sahiptir. Resimde görülen mercan da aradan 350 milyon yıl geçmesine rağmen hiç değişmemiştir.

Mercanların yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar, gerçek mercanlar gibi çeşitleri vardır. Deniz şakayıkları da bu sınıftandır. Polip vücutlu bu canlıların mineral maddelerinden karışmış boynuzsu iskeletlerine de mercan denir. Mercan iskeletlerinin binlerce yıl boyunca belli bir bölgede toplanması sonucunda da, mercan kayalıkları meydana gelir. Son derece estetik görünümlü bu canlı Allah’ın sanatını yansıtmaktadır.

Kaplan Köpekbalığı

Kaplan Köpekbalığı
Kaplan Köpekbalığı
95 milyon yaşındaki kaplan köpek balığı fosili
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Kaplan köpek balıklarının tıknaz ve silindir şeklinde bir görünümleri vardır ve bu canlı yaklaşık 3.5 metre uzunluğundadır. Tek başına yaşar ve bir çok deniz hayvanını avlar. Hatta diğer köpek balığı cinslerine bile saldırır. Kaplan köpek balığı ismini, sırtındaki koyu renkli şeritlerinden almıştır, yaşlandıkça sırtındaki bu şeritler kaybolur. Bu canlının 95 milyon yıllık fosiline bakıldığında silindir şeklindeki kafatası ile yüzgeç detayları ve iskelet yapısı çok net bir şekilde görülmektedir. Kaplan köpek balığı fosillerinin de ispat ettiği gibi canlılar evrim geçirmemiştir. Tüm canlıları Allah yaratmıştır.

Yaşayan fosiller, günümüzdeki örnekleriyle aralarında farklılık bulunmayan, dolayısıyla türlerin milyonlarca yıl boyunca hiçbir evrim geçirmediği gerçeğine ayna tutan kanıtlardır. Bu yönleriyle evrim teorisine ağır bir darbe oluştururlar.

Bilindiği gibi evrim teorisi, ancak değişen çevre şartlarına uyum sağlayabilen canlıların hayatta kalacağını, hayali bir takım rastlantısal değişimlerin etkisiyle canlıların bu süreçte başka canlılara evrimleşeceğini iddia etmektedir. Yaşayan fosiller ise, teorinin, türlerin zaman içinde değişen şartlara göre değişim geçireceği iddiasının asılsız bir hikayeden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihte yüz milyonlarca yıl geriye uzanan, çok eski yaşayan fosil örnekleri mevcuttur. Yaklaşık 400 milyon yıllık olduğu halde hiçbir değişim izi ortaya koymayan köpek balığı ve evrimcilerin soyu tükenmiş bir ara geçiş canlısı olarak ortaya attıkları ama günümüzde halen yaşayan bir dip balığı olduğu anlaşılan Coelacanth gibi canlıların fosilleri, evrim teorisinin değişim senaryosunu yalanlayan çok çarpıcı bir tablo çizmektedir.

Mürekkep Balığı

Mürekkep Balığı
Dönem: Jurasik dönemi
Yaş: 150 milyon yıl
Bölge: Solnhofen, Almanya
Kafadanbacaklılar (Cephalopoda) sınıfının, Onkollular (Decapodiformes) grubundan olan mürekkep balığı denizlerde yaşayan bir yumuşakçadır ve günümüze kadar soyunu devam ettirmiştir. Mürekkep balığı hep mürekkep balığı olarak var olmuştur. Başka bir canlıdan türememiş, başka bir canlıya da dönüşmemiştir. Bu gerçeğin teyidi olan fosil bulguları, diğer tüm canlılar gibi mürekkep balıklarının da evrim geçirmediklerini söylemektedir. Mürekkep balıkları Allah’ın bedenlerine koyduğu tehlike anında mürekkep püskürtme yöntemi ile düşmanlarından korunur ve mükemmel bir kamuflaj örneği sergilerler.

Iskarmoz (Barracuda)

Iskarmoz (Barracuda)
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 5 milyon yıl
Bölge: Marecchia Nehri Oluşumu, İtalya
Iskarmoz balığı bütün sıcak ve ılık denizlerin sığ sularından 100 metre derinliğe kadar olan bölgede yaşayan bir balıktır. Sürü halinde dolaşırlar ve son derece yırtıcıdırlar, öyle ki köpek balıklarına bile hücum ederler. Balığın 5 milyon yıl önce İtalya’da bulunan, Miosen dönemine ait fosili, canlının kafasının tam altında ve kuyruklarında olan küçük yüzgeçlerini, ince ve uzun kafa yapısını, uzun ince gövdesini çok net bir şekilde göstermektedir. Tüm bu detaylar ıskarmoz balığının aradan geçen 5 milyon yıla rağmen hiç değişmediğini, yani evrim geçirmediğini ispatlamaktadır.

Mantis Istakozu

Mantis Istakozu
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Karbonifer döneminden (354 – 290 milyon yıl) beri hiç değişmeden varlıklarını devam ettiren mantis ıstakozları, evrim teorisini geçersiz kılan canlılardan biridir. Bir canlının yaklaşık 300 milyon yıl boyunca hiç değişmemesi evrimcilerin mantıksız izahlarıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Resimdeki mantis ıstakozu fosili ise 95 milyon yaşındadır ve hem 300 milyon yıl önce yaşamış hem de günümüzde yaşayan mantis ıstakozlarının tamamen aynısıdır.

Mantis ıstakozunun boyu 30 santimetreye ulaşabilir ve üzerinde çok farklı renkler barındıran bir kabuğa sahiptir. Tehlikeli kıskaçları sebebiyle dalgıçlar tarafından “parmak yaran” olarak adlandırılan mantis ıstakozları, hayvanlar âlemindeki en kompleks göz sistemine sahip canlılardandır. Mantis ıstakozu, insanlardan dört kat fazla olmak üzere, 12 ana rengi görebilir ve aynı zamanda farklı tip ışık kutuplanmalarını yani ışık dalgalarındaki titreşimlerin yönünü algılayabilir.

Mene Balığı

Mene Balığı
Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.
Geniş gövde, küçük kuyruk, özel iskelet yapısı ve bedenin alt kısmından çıkan iki uzun yüzgeç… Bunlar Mene balığının milyonlarca yıldır değişmeyen ve onu bize tanıtan tipik özelliklerindendir. Fosil kayıtları bu balığın milyonlarca yıl önceki halini adeta bizim için resmetmekte ve canlının hiç değişmediğini göstermektedir.
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 54 – 37 milyon yıl
Bölge: Monte Bolca, İtalya
Menidae familyasına dahil olan Mene balığına özellikle Pasifik Okyanusu’nda sıkça rastlanır. Canlının, Senozoik zamana (65 milyon yıl – günümüz) ait pek çok fosil örneği elde edilmiştir. Resimde görülen, 54-37 milyon yıllık Eosen dönemine ait fosili bu canlının hiçbir şekilde değişmediğini gösteren önemli bir kanıttır. Fosil günümüzde yaşayan canlı örneğiyle tamamen aynı olup balığın geniş gövdesini, küçük kuyruk yapısını, iskelet yapısını ve bedeninin altından çıkan iki uzun yüzgecini çok net bir şekilde göstermektedir. Fosil kayıtları canlıların milyonlarca yıl önceki hallerinin adeta resmini yansıtır. Eğer bir canlı on milyonlarca yıl boyunca en küçük bir değişiklik dahi geçirmemişse, o zaman canlıların evrimi senaryosundan bahsetmek mümkün değildir.

Ahtapot

Ahtapot
Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.
Dönem: Kretase  dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Ahtapot gibi kabuksuz ve omurgasız hayvanların dahi tüm detaylarıyla fosil kayıtlarında bulunması Allah’ın mucizelerinden biridir. Bu yumuşakçaların kafa yapısı, kolları ve göz çukurları dahi, bulunan fosillerde çok net bir şekilde görülmektedir. Böylece insanlar Allah’ın yarattığı bütün türlerin fosil kayıtlarını görerek bütün canlıların hiçbir değişikliğe uğramadığına şahit olmaktadırlar. Ahtapot Kafadanbacaklılar sınıfından bir yumuşakçadır. Vücutları kısa ve yuvarlak yapıdadır. Bir çift gelişmiş gözleri vardır. Başının çevresinden 8 adet kol çıkar. Bu kolların uzunlukları aynı olup, dipte kısa bir zarla birbirlerine bağlıdır. Her kolda iki sıra vantuz bulunur. 2-3 santimetreden 10 metreye kadar ulaşan değişik büyüklükte türleri vardır. Zeminde emici kolları üzerinde sürünerek hareket eder veya emdiği suyu bedeninden basınçla püskürterek jet sistemiyle hızla geri giderler. Ahtapotların üstün bir renk değiştirme kabiliyetleri de vardır, bu sayede rahatça gizlenirler. Midye ve istiridyelerin kabuklarını açıp, tekrar kapanmalarına mani olmak için kabukların arasına taş sıkıştırıp, içlerini yerler. Kemiksiz olduklarından vücut ve kollarını iyice inceltip çok dar aralıklardan geçebilirler. Ahtapot da tıpkı diğer hayvanlar gibi Allah’ın muhteşem yaratışının eseridir.

Dikenli Çütre Balığı

Dikenli Çütre Balığı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Hakel, Lübnan
Evrimciler, balıkların omurgasız deniz canlılarından, amfibiyenlerin ve günümüz balıklarının sözde “atasal” bir balıktan, sürüngenlerin amfibiyenlerden, kuşların ve memelilerin ayrı ayrı sürüngenlerden ve en son olarak insanların ve günümüz maymunlarının ortak bir atadan evrimleştiklerini iddia ederler. Fakat fosil kayıtlarında bu iddiaları doğrulayan tek bir ara geçiş formu bile bulunamamıştır.

Bu sayfada görülen 95 milyon yıllık dikenli çütre balığının fosili ile günümüzde yaşayan örneği tamamen birbiriyle aynıdır. Dolayısıyla bu canlı da diğer türler gibi yaşadığı milyonlarca yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramamış, evrim geçirmemiştir. Bulunan her fosil, evrim teorisinin hiçbir zaman gerçekleşmediğini ve tüm canlıların Allah tarafından mükemmel halleriyle yaratıldıklarını ispat etmektedir.

Spatula Balığı

Spatula Balığı

Soldaki ve aşağıdaki resimde görülen, Eosen dönemine ait 50 milyon yıllık spatula balığının alttaki resimde yer alan ve günümüzde yaşayan örneğinden hiçbir farkı yoktur. Balığın spatulaya benzeyen ağız yapısı, kendine özgü yüzgeçleri aynen durmaktadır. Bunun gibi fosiller bizlere canlıların evrimleşmediklerini, tümünü Allah’ın bir anda, eksiksiz olarak yarattığını göstermektedir

Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Green River Formasyonu, Wyoming, ABD
Spatula balığının, neredeyse vücudunun uzunluğuna yakın son derece belirgin, spatulaya benzeyen ağız ve burun yapısı ile küçük yüzgeçleri 50 milyon yıllık fosilde de son derece net bir şekilde görülmektedir. Canlı aradan 50 milyon yıl geçmesine rağmen en ufak bir değişikliğe uğramamış, evrim geçirmemiştir. Charles Darwin evrim teorisini ortaya atarken canlıların mutasyonlar yoluyla birbirlerinden türediklerini iddia etmiştir. Fakat bulunan milyonlarca fosil canlıların birbirlerinden evrimleşmediklerini, ilk yaratıldıkları halden günümüze kadar aynı şekilde kaldıklarını göstermektedir. Bilim adamı Stephen Jay Gould mutasyonlarla türler arasında geçiş olamayacağını şöyle ifade etmektedir:

“Bir mutasyon büyük ve yeni bir ham malzeme (DNA) oluşturmaz. Türleri mutasyona uğratarak yeni bir tür elde edemezsiniz.” (Stephen Jay Gould, “Is a New and General Theory of Evolution Emerging?”, Lecture at Hobart&Wm Smith College, 4 Şubat 1980)

Dikenli Vatoz

Dikenli Vatoz
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Dikenli vatoz (Dasyatis pastinaca), Dasyatidae familyasından, kuzeydoğu Atlantik Okyanusu’na ve Akdeniz’e özgü bir balık türüdür. Madeyra ve Fas’tan Britanya Adaları’na, Norveç’in güneyinden Baltık Denizi’ne, Atlantik’ten Akdeniz ve Karadeniz’in tamamına kadar geniş bir bölgede yaşar. Burnu kısa ve geniştir. Vücudun ön tarafları oldukça düzdür. Arka taraflar ise hafif yukarıya kıvrılmış durumdadır. Kuyruk uzunluğu vücut uzunluğunun ortalama 1,4 katıdır. Kuyruklarında zehirli bir diken bulunur.

Bu balığın 95 milyon yıl önce yaşamış olan fosili incelendiğinde, günümüzde yaşayan canlı örneğiyle fizyolojik olarak tamamen aynı olduğu görülmektedir. Bu balık türü uzun ince kuyruk yapısını ve yana doğru kanat şekline açılan gövdesini aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen korumuş, en ufak bir değişikliğe uğramamıştır. 95 milyon yıllık dikenli vatoz fosili, canlıların evrim geçirmediklerini, tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığını ispat etmektedir.

Deniz Canlıları Fosillerinden Örnekler (2/3)

Tarpun

Tarpun
Fosil bulgularının gösterdiği gerçek, canlıların sahip oldukları tüm özelliklerle birlikte fosil kayıtlarında bir anda belirdikleri
ve o türün yaşamı devam ettiği müddetçe de hiçbir değişikliğe uğramadıklarıdır. Tüm canlılar Allah’ın ‘Ol’ demesiyle bir anda yaratılmışlardır.
Dönem: Kreatese dönemi
Yaş: 110 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Brezilya
Tarpunlar, genişliği 8 santimetreye ulaşabilen kalın ve gümüşsü pullarla kaplı, iri yapılı balıklardır. Uzayarak yukarı doğru kıvrılmış alt çeneleri de ayırt edilmelerini kolaylaştırır. Mekik biçimindeki gövdeleri ve güçlü kuyrukları sayesinde çok iyi yüzerler. Tarpun en çok Amerika’nın Atlas Okyanusu kıyılarındaki sıcak denizlerde bulunur. Bazen Afrika’nın batı kıyılarına da gelir. Atlantik tarpunu (Tarpon atlanticus) 2,5 metre uzunluğa ve 130 kg ağırlığa ulaşabilir.

Tarpun açık denizlerde ürer ve 12 milyonu aşkın yumurta dökebilir. Ama yavrular kıyıya göç ederek çamurlu sığlıklarda ve akarsu ağızlarında yaşarlar. Erişkinler de küçük balıkları avlamak için sığ kıyılara yaklaşabilir ve bazen akarsulara bile girerler. Tarpunlar çok güçlü olmaları, oltaya yakalandıktan sonra büyük direnç göstermeleri ve metrelerce havaya sıçrayabilmeleri nedeniyle amatör balıkçıların avlamak istedikleri balıklar arasında yer alırlar. Tarpun balığının fosili de tıpkı diğer türlerde olduğu gibi canlıların hiçbir değişikliğe uğramadıklarını, evrim geçirmediklerini ispat etmektedir.

Zargana

Zargana
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Fosil kayıtlarının her açıdan evrim teorisini açıkça çürüttüğü görülmektedir. 95 milyon yıl önce Lübnan’da bulunan, Mezozoik zamana ait zargana fosili evrim teorisine darbe indiren fosillerdendir. Canlı, aradan 95 milyon yıl geçmesine rağmen hiç değişmemiş, uzun ince ağız yapısını, ince gövdesini yaratıldığı günden bu yana tam anlamıyla korumuştur. Belonidae familyasına ait uzun ve ince vücutlu bir deniz balığı olan zargananın boyu bazen 1 m uzunluğa varır ve ortalama 18 yıl yaşar. Zargana, çaça, hamsi, kıraça ve çamuka gibi küçük balıklarla beslenir. Bu balığın günümüzde yaşayan canlı örneği ile 95 milyon yıllık fosili karşılaştırıldığında, canlıların evrim geçirmedikleri ve tüm canlıları üstün güç ve akıl sahibi Rabbimiz’in yarattığı açıkça görülmektedir.

Ranila Yengeci

Ranila Yengeci
Diğerlerine göre son derece küçük bir gövdeye sahip olan bu yengeç türünün, kıskacı olmayan beş çift ayağı vardır. Bu tipik özellik 50 milyon yıl öncesinin Ranila yengeçlerinde de aynen mevcuttur. Fosillerin bize gösterdiği, canlıların hiç değişmedikleri yani evrimleşmedikleridir.
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Tuscany, İtalya
Ranila yengeci yaratılmış tüm canlılar gibi, milyonlarca yıldır hiç bir değişikliğe uğramamıştır. Allah tüm canlıları oldukları gibi muhafaza etmiştir. Bu da evrimin gerçekleşmediğinin ve tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığının delilidir. Aradan 50 milyon yıl geçmesine rağmen canlıda hiçbir değişiklik olmaması evrimcilerin iddialarını geçersiz kılmakta, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını tüm bilim dünyasına ispatlamaktadır.

Bu canlı türü diğer yengeçlere göre son derece küçük bir gövdeye, kıskacı olmayan beş çift ayağa sahiptir. Sürekli arkaya doğru hareket eder. Denizde gel git akıntıları olduğunda bu yengeçler kendilerini avlamak isteyen kuşlara karşı korunma olarak, kendilerini kuma gömerler. Kuşkusuz bütün bu özellikleri canlıya Allah vermiştir. Canlının aradan 50 milyon yıl geçmesine rağmen değişmemesi evrimcilerin doğru söylemediklerini ve tamamen hayali bir senaryo öne sürdüklerini göstermektedir.

Çamur Balığı (Amia Calva)

Çamur Balığı (Amia Calva)
50 milyon yıl öncesine ait bu çamur balığı fosilinde canlının sivri dişleri, çene yapısı, yüzgeçleri, kuyruk yapısındaki detaylar olduğu gibi korunmuştur. 50 milyon yaşındaki bu fosil, balığın hiç değişmediğini bize göstermekte ve evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koymaktadır.
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Messel Oluşumu, Almanya
Evrim teorisi bilimsel delillere dayalı olmayan, uydurma senaryolar ve propaganda yöntemleriyle ayakta tutulan bir teori olduğu için, bu hayali teoriyi destekleyen bir fosil bulmak imkânsızdır. Darwinistler hayali bir doğa tarihi yazmış, fosillerin de bu tarihe uymasını istemişlerdir. Oysa bunun tam aksi gerçekleşmiş, bulunan her yeni fosil evrim teorisini biraz daha açmaza sokmuştur.

Resimde görülen çamur balığı fosili 50 milyon yıl öncesine aittir. Canlının sivri dişleri, çene yapısı, bedeninin altındaki yüzgeçleri, bedeninin üstündeki büyük ve uzun yüzgeci, istiridyeye benzeyen kuyruğu herhangi bir bozulmaya uğramadan korunmuş ve balığın iskelet yapısının günümüzdeki çamur balıklarıyla hiçbir farklılığı olmadığı anlaşılmıştır. Çamur balığı Orta ve Doğu Anadolu’nun göl ve akarsuları çamurlu, kumlu ve sazlı zeminlerinde yayılış gösterir. Zeminlerde emdiği çamurdan küçük hayvanlar, böcekler ve larvaları seçerek beslenir. İsmi de buradan gelmektedir. Çok sığ suların yüksek ısısına dayanabilir. Bu canlının 50 milyon yıllık fosili de evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koymaktadır.

Peri Balığı

Peri Balığı

Alttaki resimde görülen 37-23 milyon yıllık peri balığının sağda görülen ve bugün yaşayan örnekleriyle tıpatıp aynı olması, evrimin büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren en önemli delillerden biridir.

Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37 – 23 milyon yıl
Bölge: Polonya
Yaklaşık 150 yıldır devam eden paleontolojik çalışmalar sonucunda bir tane bile evrime delil olabilecek fosil bulunamamıştır. Elde edilen tüm fosiller, canlıların evrim geçirmediğini göstermektedir.

Peri balığının bugün yaşayan örneği ile, 37-23 milyon yıllık fosili karşılaştırıldığında balığın sırtından çıkan yüzgeçlerin, kafatası yapısının ve kuyruğunun hiçbir değişikliğe uğramadığı açıkça görülmektedir. Balığın boyu ve eni neredeyse birbirine eşittir. Bu balığın 6 türü de Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusunun derinliklerinde yaşar. Bu balık türünü de diğer tüm balıklar gibi Allah yaratmış ve canlı günümüze kadar en ufak bir değişiklik geçirmeden soyunu sürdürmüştür.

Ringa

Ringa
Resmin sağında görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir..

Büyük sürüler halinde dolaşıp, planktonlarla beslenen ringalar uzun mesafeler katederler. 50 milyon yıl öncesine ait bu ringa fosillerinde çok detaylı olarak görüldüğü gibi balığın yapısında en ufak bir değişiklik yoktur.

Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Monte Bolca, İtalya
Ringa balıkları yaklaşık 30 cm. boyunda olup Kuzey denizlerinde yaşan Hamsigiller ailesinden olan balıklardır. Balığın vücudu yandan basık, sırtı mavi-yeşil, karnı gümüşi renktedir. Büyük sürüler halinde dolaşır ve planktonlarla beslenir. Balığın ömrü ortalama 18 yıldır. İki türü vardır. Bir çeşidi denizlerden ayrılmaz, diğeri üreme zamanı nehir ağızlarına gelir.

Ringalar planktonların yer değiştirmesine bağlı olarak uzun mesafeler kat ederler. Üreme zamanlarında, milyonlarca bireyden oluşan sürüler meydana getirirler. Taş ve yosunlara yapışan yumurtalar, bazı yerlerde 1 cm. kalınlığında tabakalar ortaya çıkarır. Yumurtadan çıkan yavru ringalar diğer hayvanlar tarafından avlanır. Bu sebepten çok azı büyüyebildiği halde yine de büyük sürüler meydana getirirler. Balığın 50 milyon yıllık fosili ile günümüzde yaşayan örneğinin birbiriyle tamamen aynı olması balığın evrim geçirmediğini bilim dünyasına ispat etmektedir.

Karides

Karides
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 150 milyon yıl
Bölge: Almanya
150 milyon yıl önce yaşayan bir canlının fosil kayıtlarında bu kadar net teşhis edilebilmesi, canlının vücudunun tüm detaylarının gözlemlenmesi evrim teorisine çok büyük darbe indirmiştir. Resimdeki 150 milyon yıl önce yaşamış karidesin vücut yapısı, bedeninin altından çıkan ayakları, kafa yapısı ile çok net bir şekilde görülmektedir. Tam 150 milyon yıl boyunca hiç değişmeden varlıklarını devam ettiren karidesler, canlıların sürekli değişerek sözde ilkelden gelişmişe doğru ilerledikleri iddiasındaki Darwinistlerin gerçekleri söylemediklerini açıkça göstermektedir.

Avrupa denizlerinde ve Kuzey Amerika kıyılarında yaşayan karides, kabuklular sınıfındandır. Silindirik vücutlu, uzun duyargalıdır. Vücudu kalsiyum karbonattan meydana gelen bir zırhla örtülüdür. Gövdesi eklemlidir. Geniş yüzgeçimsi kuyruğunu sallayarak geri geri yüzer. Kuyrukları belirgin olup, yelpazeye benzer. İki çift olan duyargaları ise çok uzun ve iki çatallıdır. Bu çatallardan en az bir tanesi geriye kıvrılarak, karidesin yarıkların içine geri geri girmesini sağlar ve arkadan gelen tehlikeyi haber verir. Tehlike karşısında karidesin en belirgin tepkisi, ani bükülmeyle kendini korumaya çalışmasıdır. Vücut renkleri, bulundukları çevreye uyacak biçimde değişebilmektedir. Küçük balıklarla beslenen büyük kıskaçlı avcı türleri olduğu gibi, kumlar arasındaki besin parçacıklarıyla beslenen çöpçü türü de vardır. Bunların bazı türlerinde besin parçacıklarını rahat toplamak için kıskaçları üzerinde fırçamsı kıllar mevcuttur.

Mezgit

Mezgit
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37-23 milyon yıl
Bölge: Polonya
Darwinistler tüm canlıların değişim geçirdikleri ve birbirlerinden türedikleri iddiasındadırlar. Milyonlarca yıl önceye dayanan fosil örnekleri işte bu nedenle çok önemlidir. Canlılar aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiç değişmemişlerdir. Tek bir yaşayan fosil bile bu gerçeği ispat etmek için yeterliyken, yeryüzü sayısız yaşayan fosil örneği ile doludur.

Evrim teorisini geçersiz kılan örneklerden bir tanesi de yaklaşık 37-23 milyon yıllık mezgit balığıdır. Canlının şu anki iskelet yapısı, kafa, kuyruk ve yüzgeç yapısı incelediğinde anatomik özelliklerinin günümüzde yaşayan örneğiyle tamamen aynı olduğu görülmektedir. Mezgit balıkları ılıman ve oldukça soğuk denizlerde 30-300 metre arasındaki derinliklerde yaşayan gezginci balıklardır. İnce uzun gövdeli bir balık olan mezgitin boyu çeşitlerine göre 20-50 cm. arasında değişir. Ağırlığı 1-2 kilogramı bulanlar vardır. Mezgitler sürü halinde yaşarlar. Denizdeki küçük balık ve diğer kabuklu deniz hayvanları ile beslenirler. Bir dişi mezgit yaklaşık olarak 200.000 yumurta yumurtlar. Mezgit balığının fosili de tıpkı diğer türlerin fosillerinde olduğu gibi evrim teorisinin hiçbir zaman yaşanmadığını ispat etmektedir.

Kerevit

Kerevit
Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir..

Resimde gördüğünüz 160 milyon yıllık kerevit vücudunun ön tarafındaki büyük kıskaçları, kafa ve ayak yapısı, arkaya doğru hafif bükey duran bedeni ile günümüzde yaşayan canlı örneğiyle tamamen aynıdır ve hiçbir değişikliğe uğramamıştır.

Dönem: Jura dönemi
Yaş: 160 milyon yıl
Bölge: Yixian Oluşumu, Liaoning, Çin
Ortalama olarak yetişkin bir kerevit 10-15 cm boyunda 2-3 cm genişliğinde ve 40-50 gr ağırlığındadır. Yaşam ortamları genellikle çamurlu ve kumlu bölgelerdir. Gündüzleri bu bölgelerde açtıkları oyuklarda veya su içindeki bitkilerin aralarındaki kayalıkların altında gizlenirler, geceleri ise dışarı çıkarak beslenmeye başlarlar. Hem hayvansal besinleri hem de bitkisel besinleri tüketirler. Kerevitler gerek yavru döneminde (8 defa) gerek yetişkin dönemde (yılda 1-2 defa) üzerlerindeki kabuğu değiştirirler.

Fosil kayıtlarında, evrimcilerin yaklaşık 150 yıldır öne sürdükleri ara geçiş formlarından bir tanesine bile rastlanmamıştır. Resimde gördüğünüz 160 milyon yıllık kerevit de hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Farklı canlı türleri, aralarında evrimsel “geçiş formları” olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıkmışlardır. Bu gerçek tüm canlıları Allah’ın yarattığını bir kez daha ispat etmektedir.

Sinagrit

Sinagrit
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Monte Bolca, İtalya
Resimde görülen Eosen dönemine ait 50 milyon yıllık Sinagrit balığının fosilinde balığın kafa yapısı, gövdesinin üzerindeki kısa yüzgeçler, çift parçaya ayrılmış kuyruk yapısı ve gövdesinin altındaki küçük yüzgeçler mükemmel bir şekilde görülmektedir.

Fosillerin tüm detaylarıyla taşların üzerinde belirmesi evrimcilerin tüm senaryolarını altüst etmiştir. Allah milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların fosillerini adeta bir fotoğraf gibi taşların üzerine yerleştirmiştir. Böylece canlıların en ufak bir değişikliğe bile uğramadıkları, evrim geçirmedikleri bilim dünyası tarafından gözlemlenmiştir. Nitekim Darwin de bunun teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu Türlerin Kökeni kitabının “Teorinin Zorlukları” adlı bölümünde şöyle itiraf etmiştir:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz… Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır. (Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280 )

Chimaera Balığı

Chimaera Balığı
Evrimin yaşandığını gösteren tek bir tane bile delil yoktur. Bugüne kadar on binlerce farklı canlı türüne ait milyonlarca fosil elde edilmiştir. Bunların tümü tam, eksiksiz, mükemmel görünüme sahip ve kompleks canlılardır.

Chimaera isimli bu balık da 320 milyon yıldır ilginç görünümüyle denizlerde yaşamakta ve günümüze kadar hiç değişmeden geldiğini bize göstermektedir.

Dönem: Karbonifer dönemi
Yaş: 320 milyon yıl
Bölge: Montana, ABD
Resimde yüzgeçleriyle, kafa ve kuyruk yapısıyla mükemmel bir şekilde korunmuş tam 320 milyon yıllık Chimaera balığının fosili görülmektedir. Muntazam diş yapısına, her iki yanında yüzgeçlere, insan gözüne benzeyen göz yapısına ve ip şeklindeki 30 santim uzunluğunda kuyruğa sahip olan bu balıklar, tam 320 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramamışlardır. Canlının tüm detayları ve hiçbir değişime uğramadığı fosil resminde açıkça görülmektedir. Evrimin geçersizliği, fosil kayıtlarının sunduğu kanıtlarla, her geçen gün daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Tüm canlıları Allah sonsuz bir ilimle ve sanatla yaratmıştır.

Grinner Balığı

Grinner Balığı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Evrimcilerin, yaratılış gerçeğine karşı delil olarak getirebilecekleri tek bir ara fosil yoktur. Evrimcilerin iddiaları doğru olsa, kâinattaki milyonlarca tür birbirinden evrimleşmiş olsa fosil kayıtlarında milyonlarca ara geçiş formu bulunması gerekirdi. Fakat fosil kayıtlarında tek bir ara geçiş formu olmadığı gibi bulunan milyonlarca fosil canlıların hiç değişmediklerini, evrim geçirmediklerini ispat etmektedir. 95 milyon yıllık Kretase dönemine ait Grinner balığının fosili de bu canlının aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiç değişmediğini gösteren örneklerden biridir. Evrim teorisinin açmazlarını evrimci bilim adamı Gordon Taylor şöyle itiraf etmektedir:

“Bu çok çarpıcı, ama bir o kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.” (Gordon R. Taylor, The Great Evolution Mystery, New York, Harper & Row, 1983, s. 48)

Mersin Balığı

Mersin Balığı
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 150 milyon yıl
Bölge: Çin
Mersin balığı, Acipenseridae familyasını oluşturan, sekiz metre uzunluğa ve 1,6 ton ağırlığa kadar ulaşan bir tatlı su balığıdır. İskeletleri sadece kısmen kemikleşmiştir. Yan taraflarında beş sıralı dizili olan büyük pullar vardır. Kuyrukları asimetriktir, ağızları aşağıya yönelmiştir ve gerekli olduğunda çenelerini dışarıya çıkarabilirler. Dört bıyıkları vardır. Bunlarla suyun dibinde yem arayabilirler. Çoğu türleri sadece yumurtlamak için tatlı suya gelir ve aslında tuzlu suda yaşarlar. En büyük mersin balığı türü olan mersin morinası neredeyse sadece tuzlu suda yaşar ve yumurtlamak için denizden ırmaklara geçer. Resimdeki 150 milyon yıllık mersin balığının fosili evrimcilerin canlıların birbirlerinden evrimleştiği iddiasını tamamen çürütmektedir. Fosil, canlının bugün yaşayan örneğinde olduğu gibi balığın kuyruk yapısının, kafasının tam yanında olan yüzgeçlerin, bedeninde yer alan diğer yüzgeçlerin hiçbir değişikliğe uğramadığını ispat etmektedir. Kâinattaki tüm canlılar gibi mersin balığı da Allah tarafından sonsuz bir ilimle yaratılmıştır.

Ringa

Ringa
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 144-65 milyon yıl
Bölge: Fas
New York Üniversitesinden kimya profesörü ve DNA uzmanı olan Robert Shapiro, sadece basit bir bakteride bulunan 2.000 çeşit proteinin rastlantısal olarak meydana gelme ihtimalini hesaplamıştır. Elde edilen rakam, 10 üzeri 40.000’de 1 ihtimaldir. Prof. Chandra Wickramasinghe bu rakam karşısında şu yorumu yapar:

Bu rakam (10 üzeri 40.000) Darwin’i ve tüm evrim teorisini gömmeye yeterlidir. Bu gezegenin ya da bir başkasının üzerinde hiçbir zaman (hayatın doğabileceği) bir ilkel çorba olmamıştır ve yaşamın başlangıcı rastlantısal olarak gerçekleşemeyeceğine göre, amaçlı bir aklın ürünüdür. (F.Hoyle, C.Wickramasinghe, Evolution from Space, Simon and Schuster, s.148)

Resimdeki 144-65 milyon yıllık ringa balığı da, balıkların hep balık olarak yaratıldıklarını, evrim geçirerek başka bir canlıya dönüşmediklerini çok net bir şekilde ispatlamaktadır. Yer katmanlarından çıkan milyonlarca fosil evrim teorisine çok ağır darbe indirmiş ve teorinin geçersizliğini kanıtlamıştır.

Dülger Balığı

dülger balığı
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37 – 23 milyon yıl
Bölge: Karpatya Havzası, Polonya
Fosil kayıtları tüm balık türlerinin kendilerine has özelliklerle var olduklarını, diğer türlerle aralarında sözde evrimsel bir ilişki olmadığını, “balıkların ortak atası” kavramının da bir hayal ürününden ibaret olduğunu göstermektedir. Yerli evrimcilerden Ali Demirsoy, farklı balık türlerinin birbirlerinden meydana geldiklerine dair iddiaların “varsayıma dayandığını” şöyle itiraf etmektedir:

“Bilinen erken Paleozoik çenelilerden, kemikli balıkların ayrılması konusunda sadece varsayımlar vardır.” (Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları, Cilt III, Kısım I, sf. 248)

Dory fish
Resimde görülen dülger balığının fosili de tıpkı canlı örneğinde olduğu gibi balığın üst gövdesinden ve alt gövdesinden çıkan diken şeklinde yüzgeçleri ve kuyruk yapısını çok net bir şekilde yansıtmaktadır. Bu fosil de Darwinistlerin tüm iddialarının geçersiz olduğunu ispat etmektedir. Evrendeki tüm canlılar Rabbimiz olan Allah’ın eseridir ve hepsi benzersiz bir sanatla yaratılmışlardır.

Dülger balığının vücudu yassı ve yüksek, ağız derinliği geniş, vücut ve yanakları da ufak pullarla örtülüdür.

Dibe yakın yerlerde bulunan dülger balığının 37-23 milyon yıldır hiç değişmemesi evrimcilerin balıkların kökeni hakkındaki iddialarını geçersiz kılmakta ve tüm canlıları olduğu gibi balıkları da Allah’ın yarattığını bize göstermektedir.

Galyan Balığı

galyan balığı
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 23 – 5 milyon yıl
Bölge: Shang Dong Bölgesi, Çin
Galyan balıkları Leuciscinae familyasına bağlı tatlı su balıklarıdır. Bu familya büyük bir familya olup 48 türden oluşmaktadır. Küçük olan Galyan balıkları yalnızca 3-4 yıl yaşar, büyük olan türler ise 7 yıldan 10 yıla kadar yaşamlarını sürdürürler.

23-5 milyon yıllık Galyan balığı fosili de fosil kayıtlarının evrim teorisini çürüttüğünü çok net bir şekilde göstermektedir. Canlının günümüzde yaşayan örneği ile 23-5 milyon yıllık fosili arasında en ufak bir fark yoktur. Fosil bulguları evrim teorisini yalanlayıp, Yaratılışı ispat etmektedir.

Sand Lance Balığı

Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37 – 23 milyon yıl
Bölge: Polonya
Sand lance balıkları Ammodytes familyasına ait olup uzun tığ gibi ince bir bedene ve küçük çatallı kuyruğa sahiptir. Yaklaşık 15 cm. boyundaki bu balık, düşmanlarından korunmak için incecik vücudunu kuma gömer, bu yüzden balığa kum yılanı da denmektedir. Bu balıkların binlercesi bir arada yüzerek yiyecek ararlar. Evrim teorisinin iddiasına göre türler birbirlerinden aşama aşama, küçük değişiklikler geçirerek sözde evrimleşmişlerdir. Oysa resimde yaşayan canlının fosiline bakıldığında uzun incecik vücudunun, kafa ve kuyruk yapısının hiçbir değişiklik geçirmediği görülmektedir. Evrimciler yıllarca insanları hayali senaryolarla aldatmışlardır. Sand lance balığı da tıpkı diğer türler gibi Allah tarafından balık olarak yaratılmış ve balık olarak da günümüze kadar gelmiştir.

Testereli Vatoz

testereli vatoz
Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü çift parçalı bir fosildir.
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Testereli vatoz balıkları Pristidae familyasına ait, uzun testere şeklinde bir buruna, aralıklı iki sırt yüzgecine sahip balıklardır. Atlantik Okyanusu, Akdeniz, Pasifik Okyanusu ve kuzey Avustralya’da yaşarlar. Boyu maksimum 7,5 metre olan bu balıklar genellikle en fazla 30 yıl yaşar. Testereli vatozun günümüzde yaşayan örneği incelendiğinde balığın çok karakteristik, tıpkı testereye benzeyen burnunun ve vücudunun kenarlarında bulunan yüzgeçlerinin 95 milyon yıllık fosilinde de aynı şekilde bulunduğu görülmektedir.

Canlıların günümüzde yaşayan örneklerinin fosil kayıtlarında bu kadar net görülmesi evrim teorisine öldürücü darbe indirmiştir. Çünkü canlı 95 milyon yıl önce nasıl görünüyorsa günümüzde de tamamen aynıdır. Testereli vatoz balığı bir kez daha canlı türlerinin ilk günkü özellikleriyle kaldığını ispat etmektedir.

testereli vatoz
Aşağıda 95 milyon yıl önceki hali detaylı olarak görülen testereli vatoz, aradan milyonlarca yıl geçmiş olmasına rağmen yaratıldığı ilk günkü gibi kalmıştır. Testeresi, aralıklı iki sırt yüzgeci ve diğer tüm detaylar bu canlıların milyonlarca yıldır değişmediğini bize gösterir. Canlılardaki durağanlık yani değişmezlik ise evrimin olmadığını, tüm canlıları bir anda Rahman ve Rahim olan Allah’ın yarattığını bize gösterir.

Kedi Balığı

kedi balığı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Kedi balığı, köpek balığı ailesindendir. Sıcak ve ılıman denizlerin 3 metreden 1.000 metreye varan derinliklerinde fazla göç etmeden yaşayan bu balıklar, kabuklular, omurgasızlar ve küçük balıklarla beslenir. Boyları ortalama 50-150 santimetre arasında olan bu balık türü bahar aylarında yumurtalarını bir torba içinde kayalıklar arasına bırakır ve bir mevsimde birkaç kez yumurtlayabilir.

Kedi balığı küçük bir köpek balığını andıran kafası ve küçük yüzgeçleri ile 95 milyon yıllık fosilinde de tam olarak görülmektedir. Fosil, kedi balıklarının yaratıldıkları ilk günden itibaren balık olarak kaldıklarını ve aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramadıklarını göstermektedir. Denizin altında yaşayan milyonlarca türü Allah yaratmıştır, hepsi Allah’ın üstün sanatının eseridir.

Vatoz

vatoz
Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Yassı vücutlu bir balık olan vatoz, Rajiformes takımına bağlıdır. Özellikle Avrupa’nın sığ deniz sularında görülen bu balıklar kuma gömülerek hareket ederler. Erkeği yaklaşık 70 cm, dişisi ise 125 cm uzunluktadır. 180 kadar türü vardır. Derisi ince ve kaygan, sırtı kahverengi, karın derisi beyaz, göğüs yüzgeçleri büyük ve vücudun iki yanına bitişiktir. Uzun kuyruklarında elektrik olan vatozlar bu kuyruklarını ise sadece savunma amacı ile kullanırlar. Gece avlanan bu balıklar, küçük balıklar, kabuklular ve planktonlarla beslenirler.

Resimde gördüğünüz 95 milyon yıllık vatoz balığı fosili milyonlarca yıldır bu canlının hiç değişmediğini, yani evrim geçirmediğini ispatlamaktadır.

180 kadar türü olan vatozların en belirgin özelliği uzun kuyruklarıdır.

Elektrik üreten kuyruklarını vatozlar sadece savunma amacı ile kullanırlar. 95 milyon yıllık bu fosilde vatozun bedenindeki tüm detaylar net olarak görülmekte ve canlının milyonlarca yıldır aynı olduğunu bize göstermektedir.

Işıldak Balığı

ışıldak balığı
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 8 milyon yıl
Bölge: İtalya
Işıldak balıkları, farklı okyanuslarda derin sularda yaşayan, bedenlerinde ışık üreten organlara sahip olan küçük balıklardır. Işık üreten sistemleri çoğunlukla karın bölgelerinde yer alır. Derin, karanlık sularda yaşadıkları için ışıklarını hem çevrelerini aydınlatmak hem de düşmanlarını tehdit etmek için kullanırlar. Söz konusu balıkların, bundan milyonlarca yıl önce de vücutlarında ışık üretebilecek son derece kompleks bir yapıya sahip olmaları evrimciler açısından hiçbir şekilde açıklanamaz. Çünkü evrimciler canlıların ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiklerini iddia ederler.

Resimde görülen 8 milyon yıllık ışıldak balığını bu kompleks sistemiyle birlikte Allah yaratmıştır.

Deniz İğnesi

deniz iğnesi
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 4 milyon yıl
Bölge: İtalya
Darwin evrim teorisini ortaya atarken milyonlarca yıllık fosillerin taşlaşacaklarını ve canlıları tıpkı fotoğrafları çekilmiş gibi günümüze kadar ulaştıracaklarını hiç düşünmemişti. Oysa toprağın altından çıkan milyonlarca fosil canlıların hiç değişmediklerini, yaratıldıkları ilk gün nasıl görünüyorlarsa milyonlarca yıl sonra da aynı şekilde göründüklerini ispatladı.

Resimdeki 4 milyon yıllık deniz iğnesi fosili de bu canlının en ufak bir değişiklik geçirmediğini göstermektedir. Fosil kayıtları, canlıların evrim geçirmediğini, hepsini Yüce Allah’ın yarattığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bivalve

Bivalve
Dönem: Mezozoik zaman, Jura dönemi
Yaş: 206-144 milyon yıl
Bölge: Majunga Havzası, Madagaskar
Bu canlılar suyu filtre ederek suda bulunan gıdalarla beslenen, vücutları bir menteşe ile birleşen iki kabuk içinde bulunan, tatlı sularda da yaşayan iki simetrik kabukları olan canlılardır. Kum midyesi, kara midyesi, istiridye ve deniztarakları bu sınıfa dâhildir.

Fosili incelendiğinde aradan 206-144 milyon yıl geçmiş olmasına rağmen canlının görünüşünde en ufak bir değişiklik olmadığı gözlemlenmektedir. Eğer canlı tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi aradan 206 milyon yıl geçip de en ufak bir değişikliğe uğramadıysa o zaman evrim senaryosundan bahsetmek mümkün değildir. Bivalveler bir anda bugünkü özellikleriyle yaratılmışlardır.

Güneş Mercanı

güneş mercanı
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Güneş mercanları Karayipler, Kızıldeniz, Hint ve Pasifik okyanusunda yaşayan canlılardır. Fotoplankton, tortu ve atıklarla beslenirler. Güneş mercanları omurgasızlar sınıfından olmalarına rağmen fosilleri çok iyi korunmuştur. 350 milyon yıllık fosili bu canlının tüm detaylarıyla günümüze kadar geldiğini, hiçbir değişikliğe uğramadığını göstermektedir. Aradan 350 milyon yıl geçmesine rağmen bu mercan bir amfibiyene, sonra balığa, sonra sürüngene ardından da kuşa ve memeliye dönüşmemiştir. Milyonlarca yıl önce yaratıldığı haliyle günümüze kadar gelmiştir.

Prof. Chandra Wickramasinghe evrim teorisi ile ilgili şu gerçekleri itiraf etmiştir:

“Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu… Ama şu anda, Allah’a inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum. Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın Yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil.” (Chandra Wickramasinghe, London Daily Express ile bir röportajından, 14 Ağustos 1981)

Deniz Canlıları Fosillerinden Örnekler (3/3)

Kedi Balığı

Catfish
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Yaklaşık 95 milyon yıl yaşındaki kedi balığının günümüzde yaşayan örneklerinden hiçbir farkı olmadığını gösteren bu fosil, evrimcilerin iddialarını geçersiz kılmaktadır. Eğer bir canlı on milyonlarca yıl boyunca en küçük bir değişiklik dahi geçirmemişse, o zaman canlıların evrimi hikayesinden bahsetmek mümkün değildir.

Evrimcilerin iddia ettiği bir evrim süreci hiçbir zaman yaşanmamıştır. Resimde gördüğünüz 95 milyon yıllık kedi balığının bugün yaşayan örneğinden hiçbir farkı yoktur. Kainattaki tüm canlıları Allah yaratmıştır.

Sardalya

Sardines
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 54-37 milyon yıl
Bölge: Green River Oluşumu, Wyoming, ABD
Sardalya balıkları sürü şeklinde yaşayan balıklardır. 54-37 milyon yıllık bu fosilde, birkaç sardalyanın aynı anda, bir arada fosilleştiği görülmektedir. Bu fosil, sardalya balıklarının sahip oldukları tüm özelliklerle bir anda yaratıldıklarının ve on milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramadıklarının delilidir.

Canlının fosili sardalya balığının kafa yapısını, vücudunun altındaki ve üstündeki küçük yüzgeçlerini, iki parçaya ayrılmış kuyruk yapısını çok net bir şekilde göstermektedir. Sardalya balıkları da kâinattaki tüm canlılar gibi üstün güç ve akıl sahibi Rabbimiz’in eseridir.

Mersin Balığı

sturgeon
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Yixian, Liaoning, Çin
Acipenseridae familyasını oluşturan, dünyanın en büyük tatlı su balıkları olan mersin balıkları denizlerde de yaşarlar. Bazılarının boyu 5 metreye kadar ulaşır. Mersin balıklarının ağırlıkları ise 1 tondan fazla olabilmektedir. Başının iki yanında ve vücudunda küçük yüzgeçler bulunan bu balıkların dört bıyığı, uzun ince çeneleri vardır.

Bu canlının 125 milyon yıllık fosili, günümüzde yaşayan örneğiyle tamamen aynıdır. Kretase dönemine ait bu mersin balığı fosili, milyonlarca yıldır değişmeyen yapısıyla evrim teorisine meydan okumaktadır.

Deniz Atı

Seahorse
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 3 milyon yıl
Bölge: Marecchia Nehri Oluşumu, İtalya
Tüm dünya okullarında öğrencilere hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir evrim masalı anlatılmaktadır. Evrim masalına göre canlılar milyonlarca yıllık bir süreç içerisinde birbirlerinden türemişlerdir. Oysa milyonlarca yıllık fosil kayıtları bu iddiaların hepsini çürütür. Fosil katmanları ile günümüzde yaşayan canlılar karşılaştırıldığında balıkların hep balık, sürüngenlerin hep sürüngen, kuşların hep kuş, maymunların maymun olarak kaldıkları çok net bir şekilde görülmektedir. Hatta canlılar kaya katmanlarında tüm detaylarıyla, kuyruk yapıları, kafa yapıları, yüzgeçleri ya da kanatlarıyla o kadar net görülmektedir ki, artık evrimcilerin evrim teorisini savunacak güçleri kalmamıştır.

Syngnathidae familyasından Hippocampus cinsine ait olan denizatının da kendine has görüntüsü resimdeki 3 milyon yıllık fosilde çok net bir şekilde görülmektedir. Canlı aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramayarak Yaratılışı ispat etmektedir.

Yılan Balığı

Snake fish
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Anguillidae familyasından olup, nehirlerde yaşayan yılan balıkları üreme dönemlerinde yumurtlamak için denizlerde yaşamlarını sürdürürler.  Yaklaşık 4 kg ağırlığındaki 1,5 metrelik bu canlıların ömrü 10-15 yıl kadardır. Yılan balıklarının birçok türünün kaygan ve sert derilerinde pul yoktur. Bu balıkların çok sert yapılı kuyrukları vardır ve bu kuyruklarını kazıcı bir organ gibi kullanırlar. Yılan balıklarının bazıları yırtıcıdır, dolayısıyla bu türlerin çene ve dişleri güçlüdür.

Yılan balıkları aradan 95 milyon yıl geçmesine rağmen yukarıda anlatılan tüm özelliklerini yaratıldıkları ilk günden itibaren korumuş, evrimleşip başka bir canlıya dönüşmemiş, hep aynı kompleks özellikleriyle milyonlarca yıldır yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Tüm fosiller, canlıları Allah’ın yarattığını ve canlıların evrim geçirmediklerini ispat etmektedir.

Çamur Balığı (Amia Calva)

Amiacalva
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Messel Oluşumu, Almanya
Çoğunlukla Kuzey Amerika’da yaşayan çamur balıkları, kel turnalar takımına dahildir ve milyonlarca yıldır aynı kalan canlılardan biridir. Resimde gördüğünüz 50 milyon yıllık Eosen dönemine ait çamur balığı evrime meydan okumakta, canlının milyonlarca yıl geçmesine rağmen hiçbir değişime uğramadığını çok net bir şekilde göstermektedir.

Canlının öne doğru yuvarlak biçimli kafası, gövdesine yapışık kuyruğu, alt ve üst yüzgeçleri, iskelet yapısı tüm ayrıntılarıyla fosilde görülmektedir. 50 milyon yıllık çamur balığı fosili Darwinistlerin iddialarını geçersiz kılmakta, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını ispatlamaktadır.

Deniz Örümceği

Sea spider
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Deniz örümcekleri (Pantopoda), eklembacaklılar şubesinden bir sınıftır. En çok Akdeniz, Karayipler, Antarktika ve Arktika’da bulunmakla birlikte dünyanın her yerinde görülebilmektedirler. 7.000 metreye kadar derinlikte yaşayabilen deniz örümceklerinin yaklaşık olarak 1.000 bilinen türü vardır. Deniz örümceklerinin bedenlerinden çıkan uzun bacakları tanıtıcı özelliklerindendir. Resimde görülen deniz örümceğinin Kretase dönemine ait 95 milyon yıllık fosiline bakıldığında canlının hiç değişmediği çok açık bir şekilde görülmektedir.

Coelacanth

Coelacanth
Resimde görülen fosil, negatif – pozitif görünümlü
çift parçalı bir fosildir.
Dönem: Permiyan dönemi
Yaş: 290-248 milyon yıl
Bölge: Madagaskar
Evrim teorisi bilimsel kanıtlara dayanan bir gerçek değil, kanıt olmadan benimsenen batıl bir inançtır. Evrimciler teoriyi kabul ettirmek uğruna yeni yeni senaryolar üretir ve bunları basın aracılığıyla insanlara gerçekmiş gibi göstermeye çalışırlar. Fakat bilimsel deliller her seferinde özenle kurulan evrimci senaryoları yerle bir eder, çünkü bu iddiaların hepsi çürüktür ve hayalidir. Örneğin evrimciler Coelacanthların fosillerinden yola çıkarak, akıl dışı iddialar ortaya atmışlardır. Ancak beklenmedik bir gelişme evrimcileri adeta şok etmiştir.

1938 yılında Hint Okyanusu’nda “70 milyon yıl önce soyu tükenmiş bir ara geçiş formu” olarak tanıtılan Coelacanth ailesinin Latimeria türüne ait canlı bir üyesi, okyanusun açıklarında yakalanmıştır. Bu, evrimcilerin sahtekarlığını ortaya çıkaran bir gelişme olmuştur. Resimde 290-248 milyon yıllık fosili görülen Coelacanth balığı yaratıldığı ilk günden itibaren en ufak bir değişikliğe uğramamıştır. Ayrıca 1952 ve 1953 yıllarında başta Komor Adaları’nda olmak üzere başka bölgelerde de 200’den fazla Coelacanth yakalanmıştır. Böylece evrimcilerin ara geçiş formu olarak göstermeye çalıştıkları Coelacanth senaryosu da tarihe karışmıştır.

Colecanth
Darwinistlerin yıllarca evrime kanıt gibi göstererek insanları aldattıkları Coelacanth’ın canlı örneğinin bulunması, evrimcilere büyük bir şok yaşattı. Üstelik en az 70 milyon yıl önce ortadan kalktığı düşünülen bu canlı türü üzerinde yapılan incelemeler, Coelacanthların 400 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramadıklarını gösteriyordu.

Derinsu Gümüşbalığı

Smelts
Işıklı deniz canlılardan olan derinsu gümüş balığı da fosil kayıtlarında hiç değişmeden yer alır.

Bu balıkların, bundan milyonlarca yıl öncesinde de ışık üretebilecek son derece kompleks bir yapıya sahip olmaları evrimciler açısından açıklanamaz bir durumdur.

Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 37-23 milyon yıl
Bölge: Polonya
Bu balıklar, okyanusların derinliklerinde yaşayan, bedenlerinde ışık üreten organlara sahip, küçük balıklardır. Işık üreten sistemleri çoğunlukla karın bölgelerinde yer alır. Derin ve karanlık sularda yaşadıklarından çevrelerini aydınlatmak için kullandıkları ışıklarıyla ayrıca düşmanlarını da tehdit etmiş olurlar.

Resimde bu türün 37-23 milyon yıllık Oligosen dönemine ait fosili görülmektedir. Fosil ile günümüzdeki canlı örneği arasında hiçbir fark yoktur. Evrimciler ne kadar materyalizmi ve ateizmi ayakta tutmaya çalışırlarsa çalışsınlar evrendeki tüm canlıların fosilleri, Yaratılışı ve kâinatın sahibini işaret etmektedir. Allah tüm evreni ve içindeki canlıları yoktan var etmiştir, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Rabbimiz olan Allah, insanların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

Mezgit (Bregmaceros)

Whiting
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 5.3-1.8 milyon yıl
Bölge: Marecchio Nehri Oluşumu, İtalya
Evrimcilerin tek bir ara fosil bulunamaması ile ilgili hayal kırıklığını, California Üniversitesi’nden D. S. Woodroff, Science dergisinde şu şekilde ifade etmiştir:

Ama fosilleşmiş türler, tarihlerinin büyük bir bölümünde değişmeden kalmışlardır ve fosil kayıtları tek bir ara geçiş örneği vermemektedir. (D.S. Woodroff, Science, vol. 208, 1980, s. 716 http://www.genesispark.org/genpark/after/after.htm)

Yaklaşık 5.3-1.8 milyon yıl yaşındaki mezgit balığının günümüzde yaşayan örneklerinden hiçbir farkı olmadığını gösteren bu fosil, evrimcilerin iddialarını geçersiz kılmaktadır. Bu canlı resimde görüldüğü gibi aradan 5.3-1.8 milyon yıl geçmiş olmasına rağmen ilk yaratıldığı andaki özelliklerini tamamen taşımaktadır. Ne kafa yapısında, ne yüzgeçlerinde, ne de kuyruk yapısında en ufak bir değişiklik bulunmamaktadır. Bu mezgit fosili, evrimin hayal ürünü bir senaryo olduğunu tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.

Güneş Mercanı

Sun coral
Bir canlının başka bir canlıdan türediği iddiasını doğrulayacak tek bir fosil kaydı yokken, yeryüzünün tüm katmanları canlıların milyonlarca yıl önce de aynı özelliklere sahip olduklarını gösteren delillerle doludur.

Fosil kayıtlarının bize gösterdiği gerçek açıktır: Canlılar ilk var oldukları andan itibaren hiç değişmemişlerdir, mercanlar her zaman mercan olarak var olmuşlardır, balıklar da balık.

Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Evrimciler 150 yıl boyunca sürekli olarak insanlardan özür dilemek zorunda kaldılar; çünkü öne sürdükleri her senaryo bilimsel delillerle çürütüldü.

Resimde görülen 350 milyon yıllık Paleozoik zamana ait güneş mercanı fosili de bu canlının 350 milyon yıl geçmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramadığını ispat etmektedir. Günümüzdeki güneş mercanlarından hiçbir farkı olmayan 350 milyon yaşındaki güneş mercanı, Yaratılış gerçeğini bir kez daha ispat etmektedir.

Türlerin şaşırtıcı bir biçimde sabit oldukları ve uzun zaman dilimleri boyunca hep aynı kaldıkları yönündeki gözlem evrimci bilim adamlarını iyice köşeye sıkıştırmıştır. Darwin’in öne sürdüğü evrim masalını ısrarla reddeden fosil kayıtları ile karşı karşıya kalan paleontologlar artık bu gerçekleri gizleyemeyecek konuma gelmişlerdir. Bilimin her kolu, canlıların evrimleşmediğini, bir anda ortaya çıktıklarını yani yaratıldıklarını göstermektedir.

Ringa

Herring
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 54 – 37 milyon yıl
Bölge: Green River Oluşumu, Wyoming, ABD
Fosil kayıtlarının her açıdan evrim teorisini açıkça yalanladığı görülmektedir. Resimdeki ringa fosili 54 – 37 milyon yaşındadır. 54 – 37 milyon yıl önce yaşayan ringa balıklarının fizyolojik özellikleriyle günümüzde yaşayan ringa balıkları arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Ringa balığının 54 – 37 milyon yıllık fosili incelendiğinde balığın kafa yapısının, yüzgeçlerinin ve kuyruk yapısının hiç değişmediği açıkça görülmektedir. Ringa fosillerinin gösterdiği gerçek, canlıların evrim geçirmedikleri, hepsini Yüce Allah’ın yarattığıdır.

Levrek

Perch
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Green River Oluşumu, Wyoming, ABD
Resimde görülen 50 milyon yıllık levrek fosili, evrim teorisinin bir safsatadan ibaret olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Canlının yapısının, yüzgeçlerinin, iskelet yapısının on milyonlarca yıldır değişmeden kaldığı fosilde açıkça görülmektedir.

Milyonlarca fosil, canlıların sürekli değişerek sözde ilkelden gelişmişe doğru ilerledikleri iddiasındaki Darwinistlerin gerçekleri söylemediklerini göstermektedir.

Aşağıdaki 50 milyon yıllık fosildeki muhteşem korunmuş detaylar son derece dikkat çekicidir. Yüz milyonlarca fosil örneğinde olduğu gibi bu levrek de bize canlıların hiç değişmediğini bir kere daha göstermektedir.
Perch

Güneş Mercanı

Seacoral
Dönem: Devoniyen dönemi
Yaş: 350 milyon yıl
Bölge: Atlas Dağları, Fas
Evrimciler yıllardır bıkmadan usanmadan yeni hayali iddialar ortaya attılar ve her seferinde de bu iddialarını geri almak zorunda kaldılar. Kimi zaman fosilleri saklama yoluna gittiler, kimi zaman hayali rekonstrüksiyonlar yaptılar. Bilimsel dergilerde hayal güçleriyle çizdikleri ara fosilleri kapaktan yayınladılar, ancak kısa bir süre içinde yaptıkları yeni yayınlarda özür dilemek zorunda kaldılar. Çünkü yer altından çıkarılan fosil kayıtları evrimcilerin iddialarını tek tek yerle bir etti.

Resimde görülen 350 milyon yıllık güneş mercanı yaratıldığı ilk günden günümüze kadar hiç değişmemiştir. Bu fosil de tıpkı diğer milyonlarca fosil gibi Darwinizmin yalnızca sapkın bir ideoloji olduğunu, bilimsellikle hiçbir ilgisinin olmadığını ispatlamaktadır.

Deniz Atı

Sea horse
Dönem: Pliosen dönemi
Yaş: 3 milyon yıl
Bölge: Marecchio Nehri Oluşumu, İtalya
Denizatları dış görünümleri ve son derece özel bir düzene sahip olan genel yapıları ile dikkat çekici canlılardır. Boyları 4 ila 30 cm arasında değişen denizatları, genellikle kıyı şeridinde yosunların ve diğer bitkilerin arasında yaşarlar. Sahip oldukları koruyucu kemiksi zırh bu hayvanları tehlikelerden korur. Zırh o kadar sağlamdır ki, kurumuş ölü bir denizatını elinizle kırmanız neredeyse imkânsızdır. Resimdeki 3 milyon yıllık denizatı, “canlıların evrim geçirmediğini”, tümünü Allah’ın yarattığını söylemektedir.

Camgözlüler

glass eyes
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 35 milyon yıl
Bölge: Polonya
Argentinidae familyasından olan camgözlüler Atlantik ve Pasifik Okyanuslarının derinliklerinde yaşayan balıklardır. Yaklaşık 45 santimetre uzunluğundadırlar ve denizin 145-545 metre altında yaşarlar. Fosil kayıtlarının bu kadar çeşitli olması, en küçük kara ve deniz canlısından en büyük kara ve deniz canlısına kadar milyonlarca fosilin o dönemde yaşayan canlıları adeta fotoğraf gibi yansıtması evrim teorisinin çökmesine neden olmuştur.

Resimde görülen 35 milyon yıllık camgözlülere ait fosil aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen balıkların daima balık olarak kaldıklarını ispat etmektedir.

El Feneri Balığı

Flash light
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Anomalopidae familyasından olan el feneri balıkları tropikal sularda yaşarlar. Bu balık türü ismini vücudunda bulunan biyoluminesans organından alır. Balığın gözlerinin alt kısmında ışık veren bakteriler bulunmaktadır. Bu ışığı düşmanlarından kaçmak için kullanan balık, ayrıca avlanmak ve diğer balıklarla bağlantı kurmak için de ışığını kullanır.

Balığın 95 milyon yıllık fosilinde vücudundaki tüm detayları koruduğu görülmektedir. Hayvanların ilkelden gelişmişe doğru geliştiği senaryosunu ileri süren evrimciler için 95 milyon yıl önce de canlıda böyle kompleks bir sistem olması içinden çıkılmaz bir durumdur.

Canlıların vücutlarındaki bu kompleks yapılar canlıların evrimle var olmadıklarını, tüm canlıları Allah’ın muhteşem bir sanatla yarattığını göstermektedir.

Keman Vatozu

Sting rayKeman vatozu on milyonlarca yıldır değişmeden kalan canlılara sadece bir örnektir. Tüm detaylarıyla korunmuş milyonlarca fosil evrimin bir aldatmaca, Yaratılışın ise bir gerçek olduğunu bize göstermekte ve insanlara kainattaki mükemmelliğin tesadüfen oluşamayacağını anlatmaktadır.

21. yüzyıl Allah’ın izniyle Darwinist aldatmacanın kesin olarak yenilgiye uğradığı kutlu bir dönem olacaktır.

Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
95 milyon yıl önce yaşayan keman vatozu da, günümüzde yaşayan keman vatozu da, uzun ince kuyruğu, bedeninden çıkan küçük yüzgeçleri, koniyi andıran öne doğru sivrilen kafa yapısı ile tamamen aynıdır.

Bir çok hayvan kendine özgü yapılarıyla, o kadar ayırt edilebilir şekilde fosilleşmiştir ki, fosil kayıtlarını inceleyen bilim adamları evrim teorisinin tarihe gömüldüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır. Allah’ın üstün yaratışının izleri olan fosiller, evrimcilerin yalanlarını her geçen gün daha da güçlü bir şekilde deşifre etmektedir.

Testereli Vatoz

stingray saw
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Testereli vatoz balıklarına dünyanın bütün sıcak denizlerinde rastlamak mümkündür. Bu canlılar genellikle sığ sularda yaşarlar, bazen de akarsuların yukarı boylarına doğru seyahat ederler. Yavruları testereleriyle dünyaya gelir; ancak anneye zarar vermez çünkü bu keskin organları doğum esnasında zardan bir kının içindedir. Testereli vatozun savunma silahı olarak kullandıkları bu organlarını balık sürülerinin arasına girdiklerinde sağa sola sallayarak avlanırlar. Ayrıca, dipteki çamurları da testereleri ile karıştırırlar.

95 milyon yıllık fosili görülen testereli vatoz balığının günümüzde yaşayan testere balıklarından hiçbir farkı yoktur. Uzun testere şeklindeki burnu, belirgin kafa yapısı, gövdesinin yanındaki geniş yüzgeçler çok net bir şekilde teşhis edilmektedir. Milyonlarca yıldır hiç değişmeyen testere balıkları, evrimcilerin ne kadar yanıldıklarını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Aşağıdaki resimde görülen Kretase dönemine ait 95 milyon yıllık testereli vatoz yaşayan bir fosil örneğidir. Üstte görülen ve günümüzde yaşayan testere balıkları ile birebir aynı özelliklerdeki bu fosil Yaratılışın yüz milyonlarca fosil kanıtından biridir.
stingray

Yılan Balığı

Snake fish
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca hiç değişim göstermedikleri, Darwin’in Türlerin Kökeni’ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Darwin ise gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur. Ama aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin’in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülmüştür.

Resimde görülen yılan balığı da aradan 95 milyon yıl geçmesine rağmen en ufak bir değişiklik geçirmemiş, evrimleşmemiş ve başka bir canlıya dönüşmemiştir.

Yengeç

Crab
Dönem: Eosen dönemi
Yaş:  23 – 5 milyon yıl
Bölge: Wiapara, Yeni Zelanda
Resimde görülen 23-5 milyon yıllık yengeç fosili, vücudunun ön kısmından çıkan kıskaçlarıyla, kalın dış kabuğuyla aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen en ufak bir değişikliğe uğramadığını kanıtlamıştır. Evrimcilerin bu bulgulara karşı verebilecekleri hiçbir bilimsel cevap yoktur. Evrim teorisi yaratılışı ispat eden fosiller karşısında tam anlamıyla çökmüştür.

Yengeçler genellikle kalın bir dış iskelete sahiptirler ve bir çift kıskaç ile donatılmışlardır. Yengeçlerin tipik özelliklerinden olan kıskaçlar yukarıda görülen 23-5 milyon yıllık fosilde de aynı şekilde vardır.

Yengeçler de milyonlarca yıl öncesinde bugünkü özellikleriyle bir anda ortaya çıkmış canlılardandır. Bulunan tüm yengeç fosilleri tam yengeç özelliği gösterir, eksik uzuvlu yarı yengeç yarı başka bir canlı fosiline hiç rastlanmamıştır. Yengeçler tarihin her döneminde yengeç olarak var olmuşlardır. Canlılardaki değişmezlik evrim teorisini yıkan en önemli kanıtlardan biridir.

İğne Balığı

Needle fish
Dönem: Miosen dönemi
Yaş:  23 – 5 milyon yıl
Bölge: Kaliforniya, ABD
İğne balığı iğnebalığıgillerden olup, vücudunun arkasında ince uzun bir kuyruğu bulunan kemiklibalık türüdür. Atlas Okyanusu ve Akdeniz’de yaşayan bu balığın boyu yaklaşık 20 cm’dir, vücudu ise pulsuzdur. Göğüs ve karın yüzgeci yoktur. İnci istiridyesinin kabukları arasında veya deniz hıyarlarının sindirim boşluğunda yaşarlar.

Balık ince tüp şeklinde ağzı, uzun ince vücudu ve yine uzun kuyruğu ile 23-5 milyon yıllık fosilinde çok net bir şekilde teşhis edilebilmektedir. Hatta balığın kemik yapısı dahi aradan milyonlarca yıl geçmiş olmasına rağmen tam anlamıyla korunmuştur. Resimdeki 23-5 milyon yıllık iğne balığı fosili bu canlının da yaratıldığı ilk günden beri iğne balığı olarak kaldığını, evrim geçirerek başka bir canlıya dönüşmediğini ispatlamaktadır.

Kutu Balığı

Box fish
Lübnan’da bulunan bu 95 milyon yaşındaki fosil ile yanda canlı hali görülen günümüzdeki kutu balığı arasında hiçbir fark yoktur. Bu durum evrimcilerin iddialarının bir aldatmaca, Yaratılışın ise bir gerçek olduğunu bize gösterir.
Dönem: Kretase dönemi
Yaş:  95 milyon yıl
Bölge: Haqel, Lübnan
Kutu balığının farklı vücüt yapısı, su içinde çok çevik hareketler yapmasına imkan sağlar. Balığın deniz altında karşılaştırğı ani tirbülansları ustalıkla bir avantaj haline dönüştürebilmesi bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. Araştırmacılar kutu balığının bilgisayarlı modellemeleri yapmış ve ortaya çıkan bulgular sualtı robotlarının yapımında ilham kaynağı olmuştur. (http://news.sciencemag.org/sciencenow/2003/01/23-02.html)

Bu minik balığı harika bir yüzücü yapan mühendislik prensipleriyle donatılmış olması, Allah’ın yaratışındaki muhteşemliğin bir ifadesidir. Bilim bir kez daha göstermektedir ki, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın yaratması kusursuzdur ve incelenen her yeni canlı bu kusursuzluğu gözler önüne sermektedir.

Bu canlı aradan 95 milyon yıl geçmiş olmasına rağmen en ufak bir değişikliğe uğramamış, evrim geçirmemiştir. Allah yarattığı tüm canlıları en iyi bilendir:

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz… (İsra Suresi, 44)

Hanım Balığı

Lady fish
Dönem: Kretase dönemi
Yaş:  9 5 milyon yıl
Bölge: Haqel, Lübnan
Ladyfish
Bu canlının fosili de tıpkı yeryüzündeki diğer canlıların fosilleri gibi evrim teorisinin geçersizliğini ispat etmektedir.

95 milyon yıl önce yaşayan hanım balıklarının, bugün yaşayan hanım balıklarıyla tamamen aynı olması, evrimcilerin asla açıklayamayacakları bir durumdur. Fosillerin gösterdiği gerçek, tüm canlıları Allah’ın yarattığıdır.

Böcek Fosillerinden Örnekler (1/4)

böcekler
Yaşayan Fosiller

Mantis

Mantissa
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Mantodea alt takımında yer alan bu böceklerin bilinen 2.340 türü bulunmaktadır. Çoğu tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan bu canlılar türlerine göre kamuflaj olarak yeşil ya da kurumuş bir yaprağa, parlak renkli bir çiçeğe ya da karıncaya, ince bir dala veya bir likene benzer görünüme bürünebilirler. Mantisler, böcekler arasında boyunlarını iki yana hareket ettirebilen tek böcek türüdür. En üstteki resimde amber içinde görülen 100 milyon yıllık mantis fosili, mantislerin tüm özellikleri ile birlikte yaratıldıklarını gösteren bir delildir.

Dantel Kanatlı (Brown Lacewing)

dantel kanatlı
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Dantel kanatlı, Neuroptera takımının Chrysopidae ailesine aittir. Kuzey Amerika ve Avrupa’da yaygın olarak görülen bu canlı, en az yüz milyon yıldır hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Evrimciler canlıların zaman içinde kademeli değişimlerle sözde farklı türlere dönüştüklerini iddia ederler. Fakat bu örnekten de görüldüğü gibi, canlılar yaratıldıkları ilk andan itibaren hiç bir değişim geçirmemişlerdir.

Evcikli Böcek

evcikli böcek
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Evcikli böcekler Trichoptera takımına dahil canlılardır ve larvaları sıklıkla balıkçılıkta yem olarak kullanılır. Bu canlı 100 milyon yıldır hiç bir değişikliğe uğramamıştır. Darwinistlerin gözardı etmeye çalıştıkları fosil kayıtlarındaki durağanlık, bu fosille bir kez daha kanıtlanmaktadır. 100 milyon yıllık bu evcikli böcek, hiç bir değişim geçirmemiştir. 100 milyon yıl önce bugünkü özelliklerine sahip olarak bir anda var olmuş yani yaratılmıştır.

Kanatlı Karınca

kanatlı karınca
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cunhuriyeti
Resimde 25 milyon yıl önce yaşamış olan bir kanatlı karınca görülmektedir. Karıncaların yaklaşık olarak 20 bin kadar türü bulunur. Kanatlı karıncaların çok sert yapıya sahip olan baş kısımlarında iletişimi sağlayan 2 adet anten bulunur. Başlarının alt kısmında ise çok güçlü yapıda ağızları vardır ve burada bulunan kesici kıskaçları ile bitkilerin yapraklarını keserler. Karıncaların birçok organının geçtiği boyun ve bel kısımları çok ince bir yapıdadır. Göğüs bölgesinde dört çift ayak bulunur, karın kısmında ise ayakları yoktur. Karıncalar dünyanın her yerinde bulunurlar ve milyonlarca yıldır bu özelliklerini hiç değişmeden korumuşlardır. Resimdeki kanatlı karınca fosili, ağaçlardan çıkan amberin karıncanın üzerine akıp donması ve canlının o haliyle muhafaza edilmesiyle oluşmuştur. Bu fosil, diğer tüm canlılar gibi kanatlı karıncaların da hiç değişmediğini yani evrim geçirmediğini kanıtlamaktadır.

Örümcek Akarı (Acarina)

örümcek akarı, acarina
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Elde edilen fosiller, canlıların aşamalarla birbirlerinden türemediklerini, hiçbir şekilde evrimleşmediklerini açıkça gözler önüne sermektedir. Fosil kayıtları, ara geçiş formlarının tek bir tane bile örneğini vermemektedir. Amber içindeki bu 100 milyon yıllık örümcek akarı fosili de, değişmeden kalan 350 milyondan fazla örnekten yalnızca biridir ve bize kendisini Allah’ın yarattığını göstermektedir.

Yalancı Takla Böceği

yalancı takla böceği
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Eucnemidae familyasına dahil olan bu böcekler, görünüm olarak takla böceklerine benzer fakat bazı anatomik farklılıklardan dolayı takla böceklerinden ayrılır. Yalancı takla böcekleri de aynı takla böcekleri gibi havaya sıçrama yeteneğine sahiptir, ancak bu türe air küçük bir grup bu özellikten yoksundur.

Böceklerin genellikle sırtüstü çevrildiklerinde tekrar düz konuma gelmesi hayati önem taşır. İşte takla böceklerinni bu havaya sıçrama özelliği bu durumlarda hemen devreye girer. Takla böcekleri sırtüstü çevrildiğinde göğsündeki özel bir organ  sayesinde havaya sıçrayarak kendilerini düz konuma çevirirler.

Tüm canlı türleri gibi, böcekler de hiçbir zaman evrim geçirmemiş, bugün var oldukları şekilleri ile Allah tarafından yaratılmışlardır. Resimde fosili görülen yalancı takla böceği de yaratılış gerçeğini ispatlayan kanıtlardan biridir.

Cüce Ağustos Böceği

cüce ağustos böceği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar

Özellikle mısır tarlalarında ürünlere verdikleri hasarla tanınan ve boyları nadiren 1 cm’yi geçen cüce ağustos böcekleri, bundan 100 milyon önce de tamamen aynılardı. Yukarıda görülen 100 milyon yıllık cüce ağustos böceği fosili bu canlıların hiç bir değişim geçirmeden günümüze kadar geldiğinin kanıtıdır.

Kambur Sinek, Yaban Arısı

Kambur Sinek, Yaban Arısı
Kambur sinek
Yaban arısı
Yaban arısı
Kambur sinek
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Eğer canlılar Darwinistlerin iddia ettikleri gibi sözde ortak bir atadan türemiş olsalardı, amber içinde görülen 100 milyon yıllık kambur sinek ile yaban arısının günümüzde yaşayan örneklerinden farklı olmaları gerekirdi ancak fosilde de görüldüğü gibi hiçbir fark yoktur. Paleontoloji, canlıların değişim geçirmeden günümüze kadar geldiğini ispat ederek evrimcilerin asılsız iddialarını cevaplamaktadır.
wasp
Kambur sinek
Yaban Arısı

Yaban Arısı (Mymaridae)

yaban arısı, mymaridae
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
100 milyon yıllık bu yaban arısının o zamanki anatomik yapısı nasılsa, şu an yaşayan yaban arılarının da anatomik yapıları aynıdır. Allah bu canlıları kusursuz şekilde yaratmıştır ve hiç bir canlı evrim sürecinden geçmemiş ve hiç bir değişime uğramamıştır.

Post Böceği

Post Böceği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Allah, her canlıda birbirinden muhteşem sistemler var etmiştir. Bu sistemler canlıların yaratıldığı ilk günden beri asla değişmemiştir. Resimde görülen 100 milyon yıllık post böceği fosili, bügün yaşayan post böcekleri ile tıpatıp aynıdır. Paleontoloji, canlıların hiç bir değişim geçirmediğini kanıtlamıştır.

Çekirge

Çekirge
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, ki hiçbir şekilde yaşanmamıştır, canlıların  kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Bu fosilde görülen 25 milyon yıllık çekirge, tüm detaylarıyla korunmuştur ve günümüzde yaşayan çekirgelerle tamamen aynıdır.

Dans Sineği

Dans Sineği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Uçarken yapabildikleri çevik ve hızlı hareketlerle bilinen dans sinekleri, tarihte yaratıldıkları ilk andan beri hiç bir değişim geçirmeden günümüze kadar gelmişlerdir. Canlıların tümü fosil kayıtlarında ortak ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır. Bu gerçek, evrimin hiç bir zaman gerçekleşmediğinin en önemli kanıtıdır. 100 milyon yıldır amberle kaplı olarak saklanmış bu dans sineği fosili, Allah’ın yaratışının ihtişamlı kanıtlarından biridir.

Kuyrukla Sıçrayan

Kuyrukla Sıçrayan
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Fosil kayıtlarındaki durağanlık, evrimciler için en büyük problemi oluşturur. Çünkü evrimciler, hayali evrim süreci için gereken kanıtları fosil kayıtlarında ararlar ve bugüne kadar hiç böyle bir kanıt bulamamışlardır. 50 milyon yıllık bu kuyrukla sıçrayan fosili de evrimcileri hayal kırıklığına uğratan ve Yaratılışı kanıtlayan bir örnektir.

Hamam Böceği

Hamam Böceği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Zor şartlara dayanıklı olmaları ile bilinen hamam böceklerinin 100 milyon yıldır hiç bir değişim geçirmeden günümüze kadar gelmiş olmaları, evrim teorisinin yanlış olduğunun delillerinden biridir. Dünyanın hemen her yerinde rastlanan bu canlılar, bundan 100 milyon yıl önce de şimdikinin tamamen aynısıydılar.

Süne Böceği

Süne Böceği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Yaratıldıkları ilk andan itibaren böcekler böcek, örümcekler örümcek, balıklar balık ve kuşlar da kuş olarak kalmışlardır. Aradan geçen milyonlarca yıl, canlıların hiçbirinde değişikliğe yol açmamıştır. Heteroptera takımından bu böcek de aynı diğer canlılar gibi eksiksiz bir şekilde yaratılmıştır. 125 milyon yıllık bu fosil, evrimi yalanlayan delillerden sadece biridir.

Hamam Böceği

Hamam Böceği
Dönem: Jura dönemi
Yaş: 160 milyon yıl
Bölge: Yixian Oluşumu, Liaoning, Çin
Hamam böceklerine, kutup bölgeleri ve 2.000 metreden daha yüksek yerler dışında, dünyanın her yerinde rastlamak mümkündür. Çok dayanıklı olan bu hayvanlar radyasyona bile direnç gösterebilirler. Evrimciler bu canlıların saydığımız özelliklerini zaman içinde küçük değişimlerle elde ettiklerini iddia ederler. Oysa 160 milyon yıl önce de hamam böcekleri, bugün yaşayanlarla aynıydı. Allah tüm varlıkları, bugün oldukları gibi yaratmıştır ve canlılar evrimsel bir değişim geçirmemişlerdir.

Boncuk Böceği (İsopod)

Boncuk Böceği (İsopod)
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Dokunulduğunda kıvrılarak top şeklini aldığı için boncuk böceği olarak adlandırılan bu canlılara dünyanın birçok yerinde sıklıkla rastlanır. Yan sayfadaki resimde görülen 25 milyon yıllık amber içinde fosilleşmiş boncuk böceği günümüzde yaşayan boncuk böcekleri ile tamamen aynı özellikleri taşımaktadır. Canlılar hiçbir değişim geçirmemişlerdir, onları herşeyi bilen Yüce Allah yaratmıştır.

Örümcek

Örümcek
Dönem:  Jura dönemi
Yaş: 160 milyon yıl
Bölge: Sihetou Oluşumu, Liaoning, Çin
Dünyanın hemen her yerinde yaşayan örümcek, eklembacaklı canlılardandır. Özel iplikleriyle ördükleri mühendislik harikası ağlarıyla hayranlık uyandıran örümcekler, şu anda sahip oldukları mükemmel özellikleriyle birlikte bir anda yaratılmışlardır. Resimdeki fosilde, 160 milyon yıl önce yaşamış örümceklerin de aynı günümüzdekiler gibi oldukları ve evrim geçirmedikleri açıkça görülmektedir.

Tozlu Kanat Böceği

Tozlu Kanat Böceği
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Darwinistlere göre yaşayan canlı türlerinin sözde kökeni tek bir ortak atadır. Oysa paleontoloji biliminin ortaya koyduğu veriler, türlerin günümüzde oldukları gibi milyonlarca yıl önce de aniden ortaya çıktıklarını göstermektedir. Üstteki resimde görülen 50 milyon yıllık tozlu kanat böceği fosili, evrimi reddeden delillerden biridir. Tozlu kanat böcekleri 50 milyon yıl önce de aynen şu anki anatomik yapılarına sahiptiler.

Kabuk Biti

Kabuk Biti
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Kabuk bitleri Psocoptera takımına dahil olan canlılardır. Resimdeki 50 milyon yıllık fosil, ağaç kabuğu bitlerinin tarih boyunca hep aynı şekilde var olduklarını, evrimleşmediklerini ve ilkel bir atadan gelmediklerini ispatlamaktadır. Evrimciler bu gerçeği göz ardı etmekte ısrarcı oldukları müddetçe, olmayan ara geçiş formlarını aramaya devam edecek, sahtekarlıklarla insanları aldatmayı sürdürecek ve boş bir hayalin peşinden koşarak tüm ömürlerini harcayacaklardır. Ancak tüm bu çabaları, canlıların Yüce Allah’ın eseri olduğu gerçeğini asla değiştirmeyecek ve her geçen gün daha çok insan Darwinizm’in masallarına inanmaktan vazgeçecektir.

Örümcek

Örümcek
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Yeryüzünde şu anda yaşayan hiçbir canlı türü değişiklik geçirmemiş veya evrimleşmemiştir.  Ne kuşlar, ne balıklar, ne kara hayvanları, ne bitkiler ne de böcek cinsleri bir değişiklik geçirmemişlerdir. Evrimcilerin iddia ettikleri ara geçiş formları hiç bir zaman fosil kayıtlarında bulunmamıştır. Resimde görülen örümcek fosili, günümüzde yaşayan örümceklerle tıpatıp aynıdır. Bu da evrime darbe vuran delillerden biridir.

Kuyrukla Sıçrayan

Kuyrukla Sıçrayan
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Bir canlının 50 milyon yıl önce, günümüzdeki halinden tamamen farksız olması, hiç bir zaman evrim sürecinin yaşanmadığının gerçek kanıtıdır. Fosiller bu konuda bize net ve doğru bilgiyi vermektedir. 50 milyon yaşındaki bu kuyrukla sıçrayanın aradan geçen süre boyunca hiç değişmemiş olması, Darwinistlerin iddialarını kökten çürütmektedir.

Beyaz Sinek

Beyaz Sinek
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Beyaz sinekler boyları nadiren 2 mm’yi aşan ve erginleri ilk bakışta küçük kelebekleri andıran böceklerdir. Aslında sinek olmadıkları halde, sineğe benzedikleri için bu şekilde adlandırılırlar. Bu canlı, özellikle turunçgil bahçelerine zarar vermesiyle tanınır. Bu küçük canlının 50 milyon yıl boyunca hiç bir özelliğini değiştirmeden günümüze gelmiş olması, asla evrim geçirmediğinin bir delilidir.

Örümcek

Örümcek
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Polonya
Hayvanlar aleminin en kalabalık canlı gruplarından olan örümceklerin pek çok mucizevi özelliği vardır. Bunlardan bir tanesi de Allah’ın onlara ilham ettiği geometri bilgisi ve bu bilgiyle tasarlayıp kurdukları mimari harikası ağlarıdır. 25 milyon yıllık bu örümcek fosilinin, günümüzde yaşayanlarla aynı olması, bu canlının sahip olduğu tüm özelliklerle bir anda yaratıldığını ve hiç bir değişim göstermediğini kanıtlar.

Böcek Fosillerinden Örnekler (2/4)

Titrek Sinek

trembling fly
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Sinek türleri de diğer tüm canlılar gibi, fosil kayıtlarında bir anda ve kendilerine özgü yapılarıyla ortaya çıkarlar ve günümüze kadar yapılarında hiçbir değişiklik olmadan varlıklarını devam ettirirler. Amber içindeki 50 milyon yıllık titrek sinek fosili, bundan milyonlarca yıl önce yaşamış olan titrek sineklerle günümüzdekiler arasında hiçbir fark olmadığını göstermektedir. Bu durum, evrimin yaşanmadığını bir kez daha gözler önüne sermekte, Yaratılışın apaçık bir gerçek olduğunu ispatlamaktadır.

Eşek Arısı

wasp
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Evrimcilerin 150 yıllık iddiaları sadece bu fosille bile darmadağın olmuştur. 125 milyon yıllık bu eşek arısı fosili, bugünkü benzerleriyle aynı mükemmel ve üstün özelliklere sahip olarak bir anda yaratılmıştır. Canlılar, evrim teorisinin hayali süreçleriyle oluşmamışlardır, yeryüzünde yaşayan gelmiş geçmiş tüm canlıları Allah yaratmıştır.

Deve Sineği

Snakefly
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
150 türü olduğu tahmin edilen deve sinekleri, tüm canlı türlerinin aniden ortaya çıktıklarını ve hiç değişmeden günümüze geldiklerini kanıtlayan örneklerden biridir. 125 milyon yıllık bu deve sineği fosili, halihazırda yaşayan deve sinekleri ile tamamen aynı görünüme, aynı muhteşem özelliklere sahiptir.

Kamçılı Akrep

shipscorpion
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Kamçılı akrepler zehirli değildirler. Sadece bir tehlike hissettiklerinde, karınlarının arka kısmındaki bezlerden asetik asit ve oktanoik asit karışımı bir maddeyi 80 cm’i aşan bir mesafeye kadar püskürtebilirler. Bu madde düşmanlarını caydıracak tarzda etkili bir silah vazifesi görür. 125 milyon yıl önce de aynen şu anda sahip oldukları özelliklere sahip olan kamçılı akrepler evrime darbe vuran delillerden biridir.

Su Böceği (Gyrinidae)

Water beetle
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Gyrinidae familyaısna ait olan bu böceklerin büyük çoğunluğu, tatlı sularda yaşarlar. Rahatsız edilmedikleri sürece su üzerinde kalabalık gruplar halinde dolaşan bu böcekler saldırıya uğradıklarında hızla suya dalarak suyun altında yüzebilirler. Bu canlılar da diğer tüm canlı türleri gibi kendine özgü özellikleri ile beraber yaratılmıştır. Resimdeki 125 milyon yıllık su böceği fosilinin, günümüzde yaşayan örnekleriyle hiçbir farkı yoktur. Tüm canlıları yaratan Allah’tır.

Suda Koşan

Running water
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Evrimcilerin iddia ettiği değişimler tarih boyunca asla gerçekleşmemiştir ve canlıların tümü eksiksiz olarak bir anda yaratılmışlardır. Suda koşmak gibi bir yeteneğe sahip bu böcek de bundan 125 milyon yıl önce aynen şu anki sistemlerine sahip olarak var olmuştur.

Uzun Bacaklı Çayır Sivrisineği

long leg fly
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Sık rastlanan bir sinek türü olan uzun bacaklı çayır sivrisineklerinin, günümüze kadar ulaşan bir çok fosil örneği vardır. Fosiller bize bu canlıların bundan 125 milyon yıl önce de tıpkı şu anki anatomik yapıya sahip olduklarını göstermektedir. Canlılar evrimleşmemiş, tümünü Yüce Allah yaratmıştır.

Coleoptera Takımından Bir Böcek

cleoptra
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Coleopteralar yani kınkanatlılar, böceklerin en büyük takımını oluştururlar. Şimdiye kadar gözlemlenmiş tüm Coleoptera fosilleri, günümüzde yaşayan cinslerle tıpatıp aynıdır. Tarihte yaşamış hiç bir canlı türünün değişime uğramaması gibi, Coleopteralar da aynen yaratıldıkları şekilde bugün varlıklarını sürdürmektedirler.

Hamam Böceği

cockroach
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Yüz milyonlarca yıldır aynı olan canlılardan biri de hamam böcekleridir. Hamam böceklerine ait yaklaşık 320 milyon yıl öncesine ait fosiller bulunmuştur. Blattodea takımını oluşturan bu böcekler, tarih boyunca hiç bir değişime uğramamışlardır. Resimde görülen 125 milyon yıllık hamam böceği fosili de bu canlıların diğer tüm canlılar gibi yaratılmış olduklarının delillerinden biridir.

Çayır Çekirgesi

meadowgraashoper
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Tettigoniidae familyasına dahil olan çayır çekirgelerinin büyük çoğunluğu tropik bölgelerde yaşarlar. Sadece Kuzey Amerika’da yaşayan 225’ten fazla türü vardır. Çayır çekirgeleri milyonlarca yıldır değişmeden, aynı kalmışlardır. Resimde fosili görülen 125 milyon yaşındaki çayır çekirgesi de bu gerçeğin önemli delillerindendir.

Kınkanatlı Böcek

beetle
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Resimde görülen 125 milyon yıllık böceğin fosiline ve günümüzde yaşayan örneğine baktığınızda, kanatlarının açılışındaki detaylara kadar en ufak bir değişikliğe bile uğramadığı görülmektedir. Böcekler, milyonlarca yıldır hiç değişmeyen fosillerinin bulunmasıyla, evrim teorisine çok büyük darbe indirmişlerdir. 400 milyon yıl önce yaşayan bir hamam böceği veya yusufçukla günümüzde yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Böceklerin göz yapıları, savunma teknikleri, son derece farklı uçma sistemleri evrimcilerin ortaya attığı tüm iddiaları geçersiz kılmaktadır.

Dantel Kanat (Chrysopa)

chrysopa
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Santana Oluşumu, Araripe Havzası, Brezilya
Zarif görünüşü ile hemen göze çarpan bu canlı, Neuroptera takımının Chrysopidae ailesine mensuptur. Kuzey Amerika ve Avrupa’da yaygın olarak bulunan bu canlılar, yarasaların ultrason seslerini duyabilme yeteneğine sahiptirler. Bir yarasanın kendilerini uçarken tespit edebileceğini anlamalarını sağlayan ultrason sesiyle karşılaştıklarında kanatlarını kapatıp yere düşerler ve yarasadan kurtulurlar. Bu olağanüstü özelliğe sahip canlılar, milyonlarca yıl önce aynen bugün sahip oldukları özellikleri ile yaratılmışlardır.

Kara Böcekgillerden (Tenebrionidae)

tenebronidae
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Fosil kayıtları diğer canlılar gibi yaprak böceklerinin de herhangi bir evrim sürecinden geçmediklerini ispatlamıştır. Resimde görülen fosilden de anlaşıldığı gibi 100 milyon yıllık bu kara böcek, gerek görünüm gerekse yapı olarak bugünkü yaprak böceklerinin tamamen aynısıdır. Tüm canlıları sahip oldukları bütün özelliklerle, eksiksiz ve kusursuz olarak Yüce Allah yaratmıştır, fosil bulguları da bu gerçeği desteklemektedir.

Örümcek Akarı (Acarina)

Acarina
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Resimde 100 milyon yıllık fosili görülen örümcek akarları çıplak gözle zor görülecek kadar küçük canlılardır. Boyları toplu iğne başından ufaktır. Bu canlıların fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkmaları, hiçbir sözde evrimsel ataya sahip olmamaları, son derece kompleks organlara sahip olmaları ve en önemlisi de bu kadar fazla çeşitlilik göstermeleri, evrim teorisi için cevaplanması imkansız soruların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Evrimciler mikrobiyoloji ve entomolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan bu detaylar karşısında çaresizliklerini gizleyememektedirler. Tüm canlılar hiçbir değişim geçirmeden, bir anda fosil kayıtlarında belirmişlerdir. Bu ise canlıları Allah’ın yarattığının bir delilidir.

Yassı Kabuk Böceği

flatbarkbeetle
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Günümüzde tanımlanmış hayvanların %90’ını oluşturan böcekler, amberlerle milyonlarca yıl önceden bugüne kadar gelen çok fazla sayıda fosil bırakmışlardır. Resimde görülen 100 milyon yıllık yassı kabuk böceği de bu amber fosillerden biridir. Fosildeki yassı kabuk böceği ile günümüzde yaşayan yassı kabuk böcekleri arasında hiçbir fark yoktur. Resimdeki fosil, Darwinistlerin iddialarını çürüten 350 milyondan fazla fosile sadece bir örnektir.

Arı (Hymenopteran)

hymenopteran
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Mikroskop çekimlerinde en küçük detayına kadar görülebilen bu 50 milyon yaşındaki arı fosili, günümüzde yaşayan örnekleriyle aynı mükemmel özelliklere sahiptir. Harika petek gözleri amber içinde çok detaylı ve eksiksiz olarak muhafaza edilmiştir.

Arıların çok özel bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde “ommatidia” adı verilen, 6.900’er adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm vardır. Bu bölümlerin her biri kendi başına bir göz gibi hareket eder. Bunlar bir kutudaki kamışlar gibi biraraya toplanmışlardır. Ayrıca her biri dışta küçük konveks ve şeffaf bir lensle biter. (Mark L. Winston, The Biology of the Honey Bee, Harvard Unv. Press, 1991, s.1)  Bu lensler de gözün cam gibi elips biçimindeki dış kabuğunu oluştururlar. Arı gözünün insan gözüne göre iki üstünlüğü vardır. Bunlar, ultraviyole ışınlarını görme ve ışığın polarizasyonunu ayrıştırmadır.  Milyonlarca yıldır değişmeyen muhteşem gözlere sahip arılar evrimi yalanlamaktadır. (Encyc. Americana, 1993, USA, Vol.3, Int. Headquartes, Danbury Connecticut, s.439)

Köpüklü Ağustos Böceği

Spittle bug
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Cercopidae familyasına dahil bir canlı olan köpüklü ağustos böcekleri daha çok larva döneminde ürettikleri köpükler ile tanınırlar.

Larvalar, üzerinde oldukları bitkinin özsuyunu kullanarak köpük benzeri bir madde üretir ve bu madde ile kendilerini kaplarlar. Larvaya pek çok açıdan faydalı olan bu köpük larvayı diğer canlılardan, parazitlerden ve aşırı sıcak ve soğuk gibi ısı etkenlerinden korur.  Sürekli nemli bir ortam sağlayarak larvanın kurumasını engeller.

Yetişkin köpüklü ağustos böcekleri bir bitkiden diğerine zıplayıp atlayarak, kendi uzunluklarının 100 katı yüksekliğe sıçrayabilirler.

Her canlının olduğu gibi böceklerin de kendilerini koruma, besin bulma, üreme yöntemleri hep birbirinden farklı ve benzersiz örneklerle doludur. Bu, Allah’ın her canlıyı ihtiyaçlarına uygun yaratmasıdır. Hiçbir böcek sahip olduğu özelliklerini aşama aşama deneyerek, kendi biyolojik yapısını değiştirip uyum sağlayarak elde etmemiştir. Ne böyle bir akla ne de güce sahiptir. Kuşkusuz resimlerde görülen 50 milyon yıllık köpüklü ağustos böceği de, ilk yaratıldığı andan itibaren bu özelliklere eksiksiz sahipti. Nitekim amberde, köpüklü ağustos böceğinin köpükleriyle birlikte fosilleştiği çok net görülebilmektedir.

Spittle bug
Larva halindeki köpüklü ağustos böceği kendisini çevrelediği köpüklerle amber içinde fosilleşmiş ve 50 milyon yıldır hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. (altta)

Larvayı Çevreleyen Köpükler

Yalancı Akrep

psoudos
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Bu böcekler kıskaçlarının akreplere olan benzerliği nedeniyle yalancı akrep olarak adlandırılır. Küçük boyutlarına rağmen bazen çıplak gözle de görülebilirler.

Allah bu küçük canlıda pek çok detay ve özellik yaratmıştır. Yeryüzündeki hiçbir canlıda eksiklik, patalojik veya anormal yapı olmadığı gibi, bu 100 milyon yıllık yalancı akrepte de hiç bir eksiklik, anormal yapı veya patoloji görülmemektedir. Böceğin her organı muazzam orantılı ve simetriktir. Tesadüfler sonucunda böylesine bir simetri ve mükemmellik oluşamaz. Tüm canlılarda görülen muhteşem simetri ve oran Yüce Allah’ın yaratmasıdır.

Cephalotes Karıncası

cephalotes
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 20 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Doğa tarihini incelediğimizde karşımıza, “farklı anatomik yapılara evrimleşen” değil, yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kalan canlılar çıkmaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu “değişmezlik”, bilim adamları tarafından “stasis” (durağanlık) olarak tanımlanmıştır. Yaşayan fosiller ve günümüzde varlığını korumayan ama dünya tarihinin birbirinden farklı dönemlerinde fosil bırakmış olan canlılar, fosil kayıtlarındaki durağanlığın somut delilleridirler. Ve fosil kayıtlarındaki söz konusu durağanlık, aşamalı bir evrim sürecinin yaşanmadığını bize gösterir.

Nitekim fosilde görülen ve adeta zırhlı bir donanıma sahip bu karınca da, 20 milyon yıl önce yaşayan örnekleriyle tıpatıp aynıdır. Fiziksel yapısında hiçbir değişiklik olmamış canlı evrim geçirmemiştir.

Yaban Arısı (Scelionidae)

scelionidae
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Küçük veya büyük olsunlar canlıların tümü, oldukça üstün donanımlara ve son derece kapsamlı davranış şekillerine sahiptirler. Bu gerçek, canlıların tesadüfen meydana gelemeyeceğini, bunların, kendilerine ilham edileni yapan, özel olarak yaratılmış varlıklar olduklarını açıkça gösterir. Onların hücrelerinin her birinde ayrı ayrı işleyen sistemler var eden ve onlara kendilerine has ama aynı zamanda üstün bir akla dayanan davranış şekilleri ilham eden, herşeyi yoktan yaratmış olan Allah’tır. Bu özellikler 50 milyon yıl önce yaratılan yaban arılarının genlerinde kodlanmıştır, bu yüzden bu canlı da tıpkı diğer milyonlarca canlı gibi hiçbir değişikliğe uğramamış ve evrim geçirmemiştir.

Gelin Böceği

beetle point
Dönem: Miosen dönemi
Yaş: 25 – 17 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Gelin böcekleri herkes tarafından bilinen genellikle sarı, turuncu ve kırmızı renkleri olan sevimli böceklerdir.

Kınkanatlı bu böceklerin kanatları asıl görünen kırmızı parlak kapakların altında bulunur. Böcek uçmak istediğinde önce dış kanatlarını açar, daha sonra altında duran ince zar gibi kanatlar büyük bir itina ile açılır. Kısa zamanda, içinde buruşuk duran kanatlar, gergin ve esnek hale gelir. Bakıldığında böceğin yapısından beklenmeyecek büyüklükte kanatlardır bunlar, fakat öyle güzel paketlenmiş ve o kılıfa yerleştirilmiştir ki böcek dilediğinde ustalıkla bu kanatları açar ve dilediği gibi uçar. Sonra kanatlarını toplar, paketler ve kırmızı cilalı kapaklarını kapatır.

Görüldüğü gibi Allah bu küçük canlılarda da yaratma sanatının yüceliğini ve eşsizliğini bize gösterir. Bizim yapamayacağımız pek çok şeyi canlılar milyonlarca yıldır yaparlar. Allah’ın kendilerine ilham ettiği gibi davranırlar. Fosillerde görülen canlılardaki değişmezlik evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının en büyük delillerindendir. Tıpkı bu 25 – 17 milyon yıllık gelin böceği fosili gibi…

Örümcek

örümcek
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Çin
Hemen hemen dünyanın her yerinde yaşayan örümceklerin yaklaşık 30 bin kadar türü bulunur. Bu canlıların çok çeşitli avlanma taktikleri vardır. Örümceklerin hepsi avlarını yakalamak için sabit ağ kurmaz. Bir kısmı avlarını kovalayarak veya üzerlerine sıçrayarak yakalar. Resimde, 125 milyon yıllık bir örümcek fosili görülmektedir. Örümcekler, tüm diğer canlılar gibi aradan geçen milyonlarca yılda hiçbir değişikliğe uğramamışlardır.

Ateş Böceği

Ateş Böceği
Ateş Böceği
50 milyon yıllık ateş böceği fosili
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Rusya
Bu 50 milyon yaşındaki fosil çok önemli bir gerçeğin kanıtıdır. Canlılar ilk yaratıldıkları andan itibaren mükemmel yapılara sahiptirler. Fosil dikkatlice incelendiğinde böceğin her organının eksiksiz ve yerli yerinde olduğu rahatlıkla görülebilmektedir. Özellikle petek göz yapısı en ince ayrıntısına kadar incelenebilmektedir. 50 milyon önce de mükemmel görüş gücüne sahip gözler, kusursuz bir yapı sergilemektedir.

Sadece birkaç milimetrelik bir alan içine binlerce mercek yerleştirebilecek ve bunların her birine görme yeteneği verebilecek bilgi ve teknoloji günümüzde mevcut değildir. Bunların ışığı algılamasını sağlayacak ve bu algıyı mükemmel bir görüntü haline getirecek bir sinir sistemini oluşturmak ise imkansızdır. Sahip olduğu bilgi birikimi ve tecrübeye rağmen insanın bir benzerini meydana getiremediği bu mükemmel yapının tesadüflerle ortaya çıktığı iddiasının bir inandırıcılığı elbette ki yoktur. (www.kainattakiuyum.com)

Darwinistlerin saçma tesadüf mantığı ve hiçbir delile dayanmayan varsayımları, canlıların muhteşem fosillerinin ortaya çıkmasıyla çökmüştür.

Tesadüfler, bu ateş böceğinin sahip olduğu binlerce mercekten sadece bir tanesini, hatta bu mercekleri oluşturan sayısız hücrenin tek bir proteinini bile oluşturamazlar. Her varlığı mükemmel detaylarla yaratan, küçücük bir böcekte de olağanüstü bir donanım var eden ve insanlara bunları anlayıp düşünmeleri için akıl ve vicdan veren, varlıkların tümünü her an gören ve her an gözeten Yüce Allah’tır.

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

Mayıs Sineği Larvası

Mayıs Sineği Larvası
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 125 milyon yıl
Bölge: Çin
Canlıların gelişimlerine kadar geçirdikleri ara aşamalarda da tarih boyunca hiç bir değişiklik olmamıştır. Örneğin tüm mayıs sineklerinin yumurta, larva ve yetişkinlik süreçleri bundan milyonlarca yıl önce nasıl ise, bugün de aynıdır. 125 milyon yıllık bu mayıs sineği larvalarının fosilleri de evrimcilerin, canlıların çeşitli değişimler geçirerek günümüze geldikleri iddialarını yalanlamaktadır.

Suikastçı Böcek

Suikastçı Böcek
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Hemiptera takımına dahil olan bu böcekler Reduviidae familyasının üyeleridir. Eşsiz bir kendini koruma özelliğine sahip olan bu böceklerin örümcek ağlarını titreştirerek, ağın sahibi olan örümcekleri avladığı keşfedilmiştir. Resimdeki 100 milyon yıllık Myanmar amberi içinde görülen suikastçı böcek fosilinin sahip olduğu özellikler, günümüzde yaşayan suikastçı böceklerle aynıdır.

Böcek Fosillerinden Örnekler (3/4)

Örümcek Akarı (Acarina)

Örümcek Akarı (Acarina)
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Resimde görülen 100 milyon yıllık örümcek akarı günümüzde yaşayan örneğiyle tamamen aynıdır ve hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Eğer canlılar evrimcilerin iddia ettiği gibi evrim geçirmiş olsalardı, tüm yeryüzünün son derece patalojik canlıların fosilleriyle kaplı olması gerekirdi.  Kafasından bacak çıkan, karnından ayaklar çıkan, bir gözü alnında olan, kuyruğu kafasından çıkan milyonlarca patolojik canlıya ait milyonlarca ara fosilin bulunması gerekirdi. Ama tam tersine bulunan milyonlarca yıllık fosillerin günümüzde yaşayan örnekleriyle tamamen aynı olması hiçbir değişikliğe uğramadıklarını, evrim geçirerek birbirlerinden türemediklerini çok açık bir şekilde ispat etmektedir.

Çulluk Sineği

Çulluk Sineği
Dönem:Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Darwinizm’in temel iddiası, canlıların sürekli aşamalı olarak geliştikleri ve sözde evrim sürecinde ilerledikleri yönündedir. Fakat somut bulgulara bakıldığında Darwinistlerin bu hayali hikayesini destekleyen hiçbir delile rastlanmaz. Darwinizm, yaklaşık 150 yıldır, bilimsel bilgilerle bir kere dahi doğrulanmamış, tam tersine elde edilen her bulgudan darbe almıştır. Bu bulgulardan biri de resimdeki 50 milyon yıllık çulluk sineği fosilidir. Bu fosil diğer tüm sinek türleri gibi, çulluk sineklerinin de değişmediklerinin, yani evrim geçirmediklerinin ispatıdır.

Suikastçı Böcek

Suikastçı Böcek
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Elde edilen 350 milyonu aşkın fosil, canlıların aşamalarla birbirlerinden türemediklerini, hiçbir şekilde evrimleşmediklerini gözler önüne sermiştir. Yukarıda gördüğünüz 100 milyon yıllık suikastçı böcek fosili hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Darwinistlerin hiç değişmemiş milyonlarca fosili görmelerine rağmen hala evrimin yaşandığını iddia etmeleri, bir dogmaya büyülenmiş şekilde inandıklarını göstermektedir. Evrimcilerin çabaları hiçbir fayda vermemiş, 21. yüzyıl fosil bilimi ile evrim teorisi tam anlamıyla çökmüştür.

Trips

Trips
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Saçak kanatlılar olarak da bilinen Thysanoptera takımına dahil olan bu eklembacaklılar, genelde kırmızı, siyah ya da sarımsı kahverengi renklidirler. Amber içinde fosilleşmiş tripsler, hiç bir değişim geçirmediklerini bize gösteren, ideal  bir ortamda saklanmışlardır. Resimdeki Myanmar amberinde 100 milyon yıldır saklanmış trips fosili, diğer tüm canlılar gibi tripslerin de evrim geçirmediklerini kanıtlar.

Anobium (Tahta Böceği)

Anobium (Tahta Böceği)
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Anobiidae familyasından, zararlı bir kınkanatlı böcek türü olan Anobiumlar, beslenmeden bir yıl yaşayabilirler. Bu dayanıklı böcekler, dünyanın pek çok bölgesinde bulunurlar. Resimdeki Anobium, 50 milyon yıl önce Polonya’da bir amberin içinde hapsolmuş ve günümüze kadar fosilleşerek gelmiştir. Bu örnekte de görülmektedir ki, canlılar hiç bir zaman değişmemiş, evrimleşmemişlerdir. Fosiller canlıların Allah’ın yaratmasındaki üstün akıl, sanat ve kudreti bize göstermekte ve evrim taraftarlarının nasıl büyük bir çıkmaza düştüklerini kanıtlamaktadır.

Bostan Sineği (Tipulidae)

Bostan Sineği (Tipulidae)
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Tipulidae familyasından olan bu sineklerin gövdeleri ve bacakları sivrisinekler gibi ince ve uzundur. Hastalık taşımazlar ancak tarımda mücadele edilen bir zararlı olarak görülürler. Bu türlerin dişisi yumurtalarını bitkilerin arasına bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar da toprağın içine yerleşip bitki kökleriyle beslendiğinden sebze bahçelerine, ekinlere büyük zarar verirler. Bostan sinekleri yaz sonlarında, nemli yerlerdeki ve su kenarlarındaki bitkilerin arasında daha çok  görülürler. Resimdeki 100 milyon yıllık bu bostan sineği fosili ile günümüzde yaşayan bostan sinekleri arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Bu, Allah’ın yaratma sanatıdır. Üstün güç sahibi Rabbimiz Allah birdir ve O’ndan başka Yaratıcı yoktur.

Yaban Arısı

Yaban Arısı
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Tarih boyunca yaşamış canlılara bakıldığında, yaratıldıkları andan itibaren hiç bir değişikliğe uğramadan dünya üzerinde varlıklarını sürdürdüklerini görürüz. Bu 50 milyon yıllık asalak yaban arısı da, canlıların evrim geçirmediğinin, milyonlarca yıl öncesinden günümüze aynı özelliklere sahip olarak geldiklerinin kanıtlarından biridir.

Beyaz Sinek

Beyaz Sinek
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Aslında sınıflandırma olarak bir sinek sayılmasa da sineğe benzediği için bu ismi alan beyaz sinekler, tarım alanlarındaki yaprak zararlılarından sayılırlar. Bu küçük canlılar, yaratıldıkları ilk günden beri aynı anatomik özelliklere sahiptirler. Resimdeki 50 milyon yıllık beyaz sinek, bu canlıların hiç bir zaman değişim geçirmediklerini kanıtlamaktadır. Allah her canlıyı yoktan var etmiştir.

O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir… (Hadid Suresi, 3-4)

Karınca

Karınca
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Son yıllarda karıncalar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, bu küçük hayvanların, 2-3 milimetrelik vücutlarının içerisine sığdırılmış 500.000 sinir hücresiyle, hayranlık uyandırıcı bir iletişim sistemine sahip olduklarını göstermiştir. Bu canlıların yaklaşık 14.000 türü olduğu belirtilmektedir. Her çeşidin de kendine özgü, hayranlık verici özellikleri bulunur. Bu canlıların anatomik yapıları da sosyal yaşamları da, yaratıldıkları günden beri hiç değişmemiştir.

Yaprak Biti ve Termit Kanadı

Yaprak Biti ve Termit Kanadı
Termit Kanadı
Yaprak Biti
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Amberler, küçük canlıların hiç bozulmadan fosilleşebilmesi için mükemmel bir ortam oluştururlar. Bu 50 milyon yıllık amberde görülen yaprak biti ve termit kanadı da, canlıların hiç bir organının veya uzvunun değişim geçirmediğini, her canlının ilk var olduğu andan itibaren tam ve mükemmel olduğunu ve aynı mükemmellikte günümüze kadar geldiğini kanıtlamaktadır. Elbette ki böyle bir durumda evrimden söz etmek mümkün değildir.

Kabuk Biti

Kabuk Biti
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
Resimde görülen 50 milyon yıllık kabuk biti fosili, kabuk bitlerinin hiçbir anatomik değişim geçirmeden milyonlarca yıldır yaşayıp, günümüze geldiğini kanıtlamaktadır.

Mantar Sivrisineği

Mantar Sivrisineği
Mantar Sivrisineği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Fosil bulgularının en önemli özelliklerinden biri, canlıların fosil kayıtlarında gözlemlendikleri jeolojik dönemler boyunca değişime uğramamalarıdır. Yani, bir canlı türü fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse, bu tür yok olana kadar veya günümüze gelene kadar on milyonlarca, hatta yüz milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişim göstermemekte, aynı yapıyı korumaktadır. Bunun anlamı açıktır: Evrim yoktur.

Milyonlarca yıl boyunca değişmeden varlığını devam ettiren canlılardan biri de mantar sivrisinekleridir. Resimde, 100 milyon yaşındaki mantar sivrisineği görülmektedir.

Kara Sinek (Scatopsidae)

Kara Sinek (Scatopsidae)
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
25 milyon yıllık kara sineğin muhteşem petek göz yapısının amberin içinde hiç bozulmadan kalmış olması tam anlamıyla bir mucizedir. Gözlerinde binlerce mercek bulunup, gördüklerini anlamlandıracak bir beyin sistemine sahip olması sinekteki mükemmel yaratılışı gösterir. Muhteşem düzgünlükteki mühendislik harikası gözlere sahip bu canlılar yaklaşık 390 milyon yıldır yaşamaktadırlar. Kompleks bileşik göz yapısı, 530 milyon yıl önce Kambriyen döneminde yaşamış olan trilobitlerde de görülmektedir. Son derece kompleks bir organ olan göz, evrimcilerin üzerinde konuşmaktan en çok kaçındıkları, teorilerini yerle bir eden konulardan da biridir.

Bütün bu merceklerin görüntüyü birleştirip tek bir görüntüye dönüştürmesi Allah’ın yaratma sanatının üstünlüğünü gösterir. Milyonlarca yıl önce yaşayan kara sineğin böyle kompleks bir organa sahip olması evrim geçirmediğini, Allah’ın onu muhteşem bir sanatla yarattığını gösterir.

Kambur Sinek

Kambur Sinek
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Resimde görülen 25 milyon yıl önce yaşamış olan kambur sinek evrimcilerin kökenini açıklayamadıklarını itiraf ettikleri canlılardan biridir. Evrimciler, dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ederken, sinek avlamak için ön ayaklarını çırpan bazı dinozorların “kanatlanıp havalandıklarını” öne sürerler. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, sadece hayal gücünün ürünü olan bu teori, aynı zamanda çok basit bir mantık çelişkisi de içermektedir. Çünkü evrimcilerin burada uçuşun kökenini açıklamak için verdikleri örnek, yani sinek, zaten mükemmel bir uçma yeteneğine sahiptir. İnsan saniyede 10 kere bile kolunu açıp kapayamazken, bazı sinekler saniyede ortalama 1000 kez kanat çırpma yeteneğine sahiptir. Üstelik sinekler her iki kanatlarını eş zamanlı olarak aynı anda çırparlar. Eğer kanatların titreşimi arasında en ufak bir uyumsuzluk olsa sinek dengesini yitirecektir, ama hiçbir zaman böyle bir uyumsuzluk olmaz. Küçücük bir sinek fosili bile evrimin hiç yaşanmadığının çok açık bir delilidir.

Bostan Sineği

Bostan Sineği
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Evrim teorisi, türlerin doğa tarihi hakkında yazılan, ancak bu alanda elde edilen bilimsel bulgularla kesin olarak yalanlanan hayali bir hikayeden ibarettir. Yaşayan fosiller, çevrenin canlılar üzerindeki etkisinin “evrim” değil, tam aksine “evrimsizlik” olduğunu göstermektedir. Türler günümüzdeki beden yapılarına tesadüfi bir değişim sürecinden geçerek ulaşmamışlardır. Hepsi Allah tarafından kusursuzca bir anda var edilmişlerdir ve yeryüzündeki varlıkları boyunca hep ilk yaratıldıkları şekilde yaşamışlardır.

Bu 25 milyon yıllık bostan sineğinin gövdesi, kanatları, duyargaları ve petek gözlerinin mükemmel yapısı olanca netliğiyle görülmektedir. Yumuşak dokuların amber içinde milyonlarca yıldır aynen muhafaza edilmiş olması bostan sineklerinin hiçbir değişim geçirmediğinin çok güçlü bir kanıtıdır.

Gal Sineği

Gal Sineği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Cecidomyiidae familyasına dahil olan bu küçük canlılar, bitkilerde gal oluşturmaları ile tanınırlar. Gal, bitki dokularının yaralanması sonucu  oluşan anormal gelişmedir. Larvalar galin içinde oluşan fazla bitki dokularıyla beslenirler. Tarih boyunca yaşayan canlı türlerinin hiç birinin ne anatomik yapısı ne de yaşam ve beslenme şekilleri bir farklılık göstermiştir. Resimde görülen 100 milyon yıllık gal sineği de bu gerçeğin kanıtlarından yalnızca biridir.

Sinek (Brachycera)

Sinek (Brachycera)
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 50 – 45 milyon yıl
Bölge: Baltık amberleri, Kuzey Avrupa
Brachycare alttakımına dahil olan bu sineklerin yaklaşık 177 ayrı familyası vardır. Şimdiye kadar elde edilmiş fosil kayıtlarında, dünyanın birçok yerinde rastlanılan bu sinek cinslerinin evrim geçirdiğine dair bir bulguya hiçbir şekilde rastlanmamıştır. Allah tüm canlıları eksiksiz olarak yaratmıştır.

Takla Böceği

Takla Böceği
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Ters döndürüldüğünde takla atıp eski haline dönebilen bu böcek, kınkanatlıların Elateridae familyasındandır. Takla böceğinin yaklaşık 7.000 kadar türü vardır. Ters durumdayken kendisine dokunulduğunda genellikle hareket etmeyip ölü taklidi yapan takla böceklerinin boyları 12-30 mm arasında değişmektedir.

Resimde görülen 100 milyon yıllık takla böceği günümüzde yaşayan örnekleriyle aynı özelliklere sahiptir ve onlar gibi yaşamıştır. Kullandığı yöntemleri sözde evrimle değil Allah’ın kendisine ilham ettiği şekilde yapar. Allah her canlıyı farklı özellikleriyle benzersiz yaratandır.

Trips

Trips
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Trips, Thysanoptera takımından eklembacaklıların ortak adıdır. Boyları yaklaşık 0.5-10 mm arasında değişen trips böceğinin 100 milyon yıllık fosilinin, günümüzdeki tripsten hiç bir farkı yoktur. 100 milyon önceki bu canlı günümüzde yaşayanlarla aynı beden, kanat ve duyarga yapısına sahiptir. Bu durum tripslerin de diğer canlılar gibi evrim geçirmediklerinin delillerinden biridir. Tripsleri yaratan ve tüm özelliklerini onlara veren her türlü yaratmayı bilen Allah’tır.

Termit

Termit
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Özellikle tropikal bölgelerde yaşayan termitler, yükseklikleri 4-5 metreye varabilen çamurdan inşa edilmiş kulelerde muhteşem koloniler kurarlar. Bu minyatür şehirlerdeki yapılar, sürekli değişen iklim şartlarına uyum sağlayacak şekilde inşa edilir. Isoptera takımına dahil olan termitlerin oluşturduğu şehirler sadece sosyal açıdan değil, şehirlerdeki düzen bakımından da kusursuzdur. Resimde görülen 100 milyon yaşındaki termit fosili, bu canlıların asla evrim geçirmediklerinin delilidir.

Çıyan

Çıyan
Dönem: Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Myanmar
Bazı türleri zehirli olan bu canlılara kırsal alanlarda ve ağaçlık yerlerde sıklıkla rastlanır, dünyanın hemen her yerinde yaşarlar. Myriapoda alt filumunun Chilopoda sınıfına dahil bu canlılar var oldukları günden bu yana hiçbir değişikliğe uğramamışlardır. Resimdeki 100 milyon yıllık çıyan fosili de, bu canlıların evrim geçirmediğinin kanıtıdır.

Ateş Böceği

Ateş Böceği
Dönem: Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
Ateş böcekleri kendi bedenlerinde soğuk ışık üretebilen mucize canlılardır. Işık insan hayatı için vazgeçilmez bir gerekliliktir. İnsanlar çağlar boyu ışık elde etmek için pek çok farklı yöntem denemişler, çeşitli araç gereçler kullanmışlardır. Ateş böceği ise kendi bedeninde dışarıdan hiçbir kimyasal madde kullanmadan, hiçbir bilgi ve tecrübeye sahip olmadan maksimum randımanla bu soğuk ışığı üretebilmektedir.

Bilim adamları yıllardır sürdürdükleri araştırmalar ve çalışmalarla ateş böceklerinin ürettikleri kadar verimli bir ışık üretmeye çalışmaktadırlar. Işıktan maksimum verim elde eden ve neredeyse hiç enerji kaybetmeyen ateş böcekleri, bu özellikleri nedeniyle yıllardır araştırma konusu olmuştur.

Allah canlılarda böyle mükemmel özellikler yaratmış ve insanlar için de onları örnekler kılmıştır. Yüce Allah’ın detaylar yaratmasının hikmetlerinden biri de, insanları düşündürmektir.

Bu 25 milyon yıllık ateş böceği fosili bize canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren mükemmel özelliklerinin olduğunu, 25 milyon yıldır hiç değişmediklerini ve Darwinistlerin iddia ettikleri gibi bir evrim yaşanmadığını ispatlamaktadır.

Boncuk Böceği (İsopod)

Boncuk Böceği (İsopod)
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Baltık Bölgesi, Jantarny, Rusya
Oniscoidea alt grubuna dahil bu canlılar da diğer tüm canlı türleri gibi hiç değişmeden günümüze gelmiştir. Evrimcilerin iddia ettikleri evrim basamakları gerçekten yaşanmış olsaydı, canlıların geçirdikleri ara aşamaların mutlaka fosil kayıtlarında bulunması gerekirdi. Fakat 45 milyon yıllık bu İsopod fosilinde de görüldüğü gibi, hiç bir canlı türü zaman içinde değişim geçirmemiştir.

Opiliones

Opiliones
Dönem: Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Baltık Bölgesi, Jantarny, Rusya
Boyları 2 mm ile 22 mm arasında değişebilen bu eklembacaklılar, örümcekler gibi 8 bacağa sahiptir fakat örümcekler gibi zehir bezleri veya ağ bezleri bulunmaz. Örümceleri taklit ederek yaşayan Opilioneslerin 45 milyon yıl boyunca hiç bir anatomik değişikliğe uğramadıkları, resimdeki fosilden kolayca anlaşılmaktadır.