Komünist Terörist Dinsiz Örgüt PKK

Giriş

PKK terör örgütü ve onun PYD, YPG, YPS, HPG, SDG, PJAK vs. gibi kolları, bugün Türkiye’nin güneydoğusunda, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde, İran’ın güneybatısında bağımsız bir komünist Kürdistan devleti kurmayı hedefleyen Marksist, Leninist ve Stalinist bir yapılanmadır. Örgütün temel hedefi, Kürt milliyet ve etnisitesini araç olarak kullanarak birinci aşamada bölgeye, ardından Türkiye geneline, nihai olarak da tüm bölgeye komünist sistem ve ideolojiyi hakim kılmaktır. (Konuyla ilgili detaylı bilgi için Harun Yahya (Adnan Oktar)’ın “PKK Kalleşliği ve PKK Zulmü” ve “Amerika’nın Göremediği PKK” eserlerine başvurabilirsiniz.)

PKK hareketi, her yönüyle, günümüzde dünya üzerindeki en büyük silahlı komünist kalkışmadır. Ne var ki uluslararası toplumun desteğini alabilmek, ona şirin görünmek ve doğrudan tepkilere maruz kalmamak amacıyla bu komünist kalkışmayı şu aşamada demokratik bir özgürlük hareketi kisvesi altında sürdürmektedir. Nihai hedefine ulaşana kadar da bu iki yüzlü tutumunu sürdürmede kararlı görünmektedir.

PKK, 40 yıla yakın bir süredir binlerce kanlı terör eylemini gerçekleştirirken onbinlerce masum insanı alçakça ve acımasızca öldürmüştür. Bu eylem ve kalkışmalarında örgüt her dönem, dünyadaki komünist, sosyalist ve sosyal demokrat iktidarların, örgüt, parti ve kuruluşların, Darwinist-ateist derin devlet yapılanmalarının maddi ve manevi desteğini almıştır. Halen de en yoğun biçimde bu desteği almayı sürdürmektedir.

Bu güçlerin kontrolündeki basın ve medya organları, siyasiler, gazeteci ve yazarlar, akademik çevreler, strateji ve düşünce kuruluşları da her dönemde PKK lehinde geniş çaplı yürüttükleri algı operasyonlarıyla komünist örgüte gereken imaj ve propaganda desteğini sağlamaktadır.

Abdullah Ocalan
PKK 
Marksist-Leninist-Stalinist Bir Komünist Örgüttür

PKK gibi Marksist-Leninist-Stalinist bir terör yapılanmasının günümüzde komünist ideolojinin temel prensiplerini gözeterek, onun eylem ve propaganda yöntemlerini kullanarak geniş çaplı bir kalkışma yürütüyor olması, komünizmin gerçekte hiçbir dönemde yok olmadığının en açık ve güncel kanıtlarındandır. Her devirde sinsice pusuda bekleyen komünizm, uygun ortam, fırsat ve şartları bulduğunda derhal harekete geçerek nihai hedefine ulaşmaya çalışır. PKK da bunun en son örneğidir.

Bugün PKK’ya destek veren birçok çevre, bölgedeki Müslüman Kürt halkını, bu komünist kalkışmaya alet edebilmek için örgütü Kürt halkının temsilcisi, militanlarını da halkının bağımsızlığı ve toprakları için savaşan özgürlük kahramanları gibi göstermeye çalışmaktadır.

BBC_den_PKK_ya_imajCalismasi_160820
1. Sabah, 20.08.2015
2. Yeniçağ, 22.08.2015
3. BBC, 20.08.2015

Batı basınında sık sık “özgürlük savaşçısı”, “hakları için mücadele eden kadınlar” imajlarıyla yer alan PKK aslında Ortadoğu’nun en kanlı terör örgütüdür. Kürt ailelerin bebeklerinden örgüt içinde muhalif olanlara kadar yaklaşık 40 bin kişiyi öldürmüştür.

Başta İngiliz derin devletine bağlı çeşitli düşünce kuruluşları, basın ve yayın organları, siyasi analistler bu çarpıtma ve dezenformasyonun öncülüğünü ve organizasyonunu yürütmektedir. İngiliz derin devletini bilmeyen okuyucularımıza kısaca açıklamak gerekirse, burada kast edilen İngiliz devleti, hükümeti veya halkı değildir. Derin devletler, legal hükümetler ve devlet yapıları üzerinde hareket eden, her türlü mafyavari yöntemi kullanan, propaganda ve provokasyonlarla yönlendirmeler yapan illegal oluşumlardır. İngiliz derin devleti de tüm dünya derin devletlerinin üzerinde yer alan, hepsinin beyni konumunda olan “üst akıl”dır.

PKK’nın komünist bir terör örgütü olduğu gerçeğini gizleyen ve Ortadoğu’daki hedeflerine ulaşmak için bir maşa olarak kullanan da İngiliz derin devletidir. Bilerek veya bilmeyerek İngiliz derin devletinden zaman zaman etkilenen BBC, The Guardian, Financial Times, Independent, The Economist vs gibi bazı İngiliz medya organları, İngiliz derin devletinin etkisi altında olduğu iddia edilen Chatham House gibi düşünce kuruluşları PKK’yı sempatik gösterme propagandasının öncülüğünü yapmaktadır. Bu çevreler, PKK’yı öven, örgütü mağdur, kahraman, özgürlük savaşçısı gibi göstererek dünya kamuoyunu yanıltan yazı ve makaleleleri, düşünce ve açıklamaları her geçen gün daha da artan bir yoğunlukta ve agresif bir pervasızlıkla öne sürmektedir.

Çözüm Süreci Boyunca PKK ‘nın Eylemleri Devam Etti
CozumSuresiBoyunca_PKK_EylemleriDevamEtti
1. Aydınlık, 09.12.2013
2. Türkiye, 16.02.2014
3. Taraf, 03.03.2014

Çözüm sürecinin başladığı tarihten sonra da, PKK’nın eylemleri devam etmiştir. Örneğin sadece 2013’ün ilk 6 ayında PKK’nın 154 eylem yaptığı bilinmektedir.

Bu çevrelerin iddialarından biri ise PKK’nın şiddeti bıraktığı yanılgısıdır. Geçtiğimiz yıllarda, Türkiye Hükümeti’nin terörün son bulması için bir çözüm süreci yürüttüğü doğrudur. Ancak bu süreçte PKK’nın şiddeti durdurduğu bilgisi doğru değildir. Çözüm sürecinin başladığı tarihten sonra da, PKK’nın eylemleri devam etmiştir. Örneğin sadece 2013’ün ilk 6 ayında PKK’nın 154 eylem yaptığı bilinmektedir. Bunlar arasında, yol kapamak, yolu açmak isteyen güvenlik görevlilerine ateş açmak, iş yerlerini ve iş makinalarını yakmak, hidroelektrik santrallerine, karakollara, polis araçlarına silahlı saldırı düzenlemek, mayın patlatmak, okul yakmak, haraç kesmek, işçileri, öğretmenleri, savcıları ve askerleri kaçırmak gibi eylemler bulunmaktadır.1 Haziran 2014 tarihinden itibaren ise bu eylemlerde belirgin bir artış olmuştur.

2014 Ekim ayının başında ise, 2 gün içinde, PKK tüm Türkiye’yi yakıp yıkmaya kalkışmıştır. 6-8 Ekim olayları olarak adlandırılan bu kalkışmada 35 ilde anarşi çıkmıştır. 40 kişi hayatını kaybetmiştir. 2 emniyet görevlisi şehit olmuştur. 221 sivil, 139 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. 212 okul binası, 67 emniyet binası, 25 kaymakamlık binası, 29 parti binası, çocuk yuvaları, Kızılay kan merkezleri, belediye binalarının aralarında olduğu 780 bina, bütün toplam olarak da 1113 bina yakılmış veya tahrip edilmiştir. Şiddet eylemlerinde özel araçlar, belediye araçları, ambulanslar ve polis araçları yakılmış ve toplamda 1177 araç kullanılamaz hale getirilmiştir.

Haziran 2014’ten İtibaren PKK’nin Eylemleri Arttı
Haziran2014_denSonra_PKK_EylemleriArtti
Haziran2014_denSonra_PKK_EylemleriArtti
1. Yeniçağ, 10.12.2013
2. Habertürk, 01.08.2015
3. Vatan, 09.12.2013
4. Today’s Zaman, 19.09.2014

Haziran 2014’ten itibaren PKK, okul yakma, yol kapama, araç yakma, asker, polis kaçırma, bomba patlatma gibi terör eylemlerini arttırmıştır.

Kalkışma sırasında 17 yaşında gençleri sokak ortasında linç ederek öldüren PKK’lıların öfke ve nefret ruhu, otopsi raporunda iyice açığa çıkmıştır.2Gençlerin üzerinde onlarca bıçak darbesi, kurşun yarası, ezilme tespit edilmiştir. Bir kişi üçüncü kattan aşağı atılmış, birinin cesedi yakılmış, birinin boğazı kesilmiştir. PKK’yı sempatik göstermeye çalışan kesimlerin, PKK’lıların 17 yaşında gençleri önce linç edip, 3. kattan aşağı atıp, sonra yakıp sonra da boğazını kesmesini görmezden gelmesi vicdan yaralayıcı bir durumdur.

2015 yılı ise PKK’nın sözde çözüm sürecini daha güçlü savaşmak için kullandığını açıkça gözler önüne sermiştir. Şehirlere yığılan silah, bomba, patlayıcı, roket atar, uçak savarlar tüm şiddetiyle askere, polise, sivillere yönelmiş, PKK tarihinin belki de en büyük silahlı kalkışmalarından birini başlatmıştır.

PKK hakkındaki gerçekleri örtbas etmeye, çarpıtmaya, insanları yanıltmaya ve gözlerini boyamaya yönelik yürütülen dünya çapındaki algı operasyonu son derece sistemli, kapsamlı ve dev boyutlarda olabilir. Ancak, yalnızca örgütün kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın çeşitli zamanlarda yazılı ve sözlü olarak yaptığı açıklamalar dahi PKK’nın gerçek ve karanlık yüzünü çok net bir biçimde gözler önüne sermeye yeterlidir.

6-8 Ekim 2014 Olayları
PKK_Eylemleri_8Ekim2014_Olaylari
PKK_Eylemleri_8Ekim2014_Olaylari
1. Posta, 08.10.2014
2. Milliyet, 09.10.2014
3. Sabah, 14.03.2015
4. Milliyet, 09.10.2014

2014 Ekim ayının başında 2 gün içinde, PKK tüm Türkiye’yi yakıp yıkmaya kalkışmıştır.Bu olaylar sırasında PKK’lılar 17 yaşında gençleri işkenceyle katletmişlerdir. Birisi 3.kattan aşağı atılmış, birinin cesedi yakılmış, birinin ise boğazı kesilmiştir.

PKK Marksist-Leninist-Stalinist bir Komünist Örgüttür

Belirttiğimiz gibi, PKK’nın gerçek komünist Stalinist kimliği, oluşturulmaya çalışılan sahte sempatik imaja zarar vermemek için insanlardan gizlenmeye çalışılmaktadır. Oysa örgütün kurucu lideri Abdullah Öcalan’ın bizzat sarfettiği ifadeler, PKK’nın kendini bütünüyle Marksist, Leninist, Stalinist ideolojiye adamış gözü dönmüş bir komünist yapılanma olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. Öcalan’ın bu konudaki ifadelerinden bazıları şöyledir:

PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir.3Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşa ediyorum.4

Bizim ortamımızda sosyalizmin ve komünizmin ölçüleri egemendir. Sosyalizmde herkese emeği kadar verilir. Bu, parti (PKK) içinde de geçerlidir. Bu, komünist toplumun kuruluşuna kadar da geçerli olacaktır.5

Mao, Communist propaganda

1. PKK parti kongresinden bölücü terör örgütü lideri  Abdullah Öcalan’ın resimleri. PKK’nın komünist olmadığını iddia edenler bu resimlere dikkatlice bakmalıdır. Üzerinde orak çekiç amblemi olan kızıl PKK bayrağının yanı başında Lenin ve Engels’in resimleri dikkat çekmektedir.

2. PKK komünist olduğu gerçeğini gizlemek için ilerleyen yıllarda bayrağından orak çekiç sembolünü çıkarmış ancak militanlarının tümünün zihinlerine bu ideolojiyi işlemiştir. PKK’ya katılan her militan silah kullanmayı öğrenmeden önce komünist ideolojiyi öğrenir.

PKK`nın 1978`deki kuruluş kongresinde konuşan Öcalan, Marksist-Leninist ideolojiyi nasıl rehber aldıklarını şöyle anlatmaktadır:

Marksist-Leninist teori çok iyi özümsenmelidir. Önder kadrolar sık sık Marksizm’e müracaat etmeli, Marksizm’in uygulanmasını başlangıç şekli yapmak için bu öğretiyi gerçekten özümsemeliler… Biz komünizmi siyasal sorunun çözümlenmesinde daha çok bir eylem kılavuzu olarak ele alacağız. Mutlaka böyle bir öğretinin temsilcisi olarak, böyle bir öğretinin savunucusu olarak, bunun en önemli koşulu olarak bulunulan ülkenin siyasal iktidar meselesine uygulayarak, mevcut iktidarı parçalamada bir araç olarak, bir eylem kılavuzu olarak kullanarak üzerimize düşeni yapacağız.6

Bölücü örgütün elebaşı Öcalan 1 Mayıs 1982 tarihli konuşmasında da şunları söylemektedir:

Ne kadar elverişsiz koşulları yaşarsa yaşasın, işçi sınıfının objektif gücüne ve onun eylem kılavuzu olan bilimine, Marksizm-Leninizm’e dayanmak zorundadır ve dikkat edilirse bizim varlık nedenimiz tümüyle bu gerçek etrafında oluşmuştur… Eğer o aşiret duvarları, o feodal çitler aşılmasaydı, modern düşünce, en devrimci düşünce olan Marksizm-Leninizm kafalarımıza oturmayacaktı.7

Öcalan, kanlı komünist liderlerden övgü ile bahsetmektedir:

İşte proletaryanın kahramanları Marks ve Engels. İşte onun teorik, siyasal dahisi Lenin ve yine onun pratik ustaları Stalin, Ho Chi Minh ve Mao. Ve bunların önderliğinde yürüyen birçok ulusal ve enternasyonalist kahraman. İnsanlığın özgürlük bilincini ayaklandıran, örgütlendiren ve halk ordusu denilen orduları ortaya çıkaran bu büyük kahramanların insanlık tarihindeki yeri gerçekten büyüktür.8

Dipnotlar

3. Abdullah Öcalan, Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, s. 78

4. Abdullah Öcalan, Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201

5. Abdullah Öcalan, Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, s.153

6. PKK Kuruluş Kongresi Konuşmaları, 1978, s. 13, 20

7. Abdullah Öcalan’ın 1 Mayıs 1982 tarihli konuşmasından.

8. Abdullah Öcalan, K.’da Halk Kahramanlığı, İstanbul, Mart 2004, s. 87

PKK Komünist Şiddet ve Terörü Her Yönüyle
Benimsemekte ve Uygulamaktadır

Kitabın genelinde, komünist hareketin başvurduğu silahlı ve bombalı propaganda, terör, şiddet, isyan, ayaklanma, boykot, kışkırtma, ajitasyon, örgütlenme gibi temel yöntemleri çok sayıda örnekle ve komünist liderlerin bizzat kendi ifadelerinden alıntılarla ortaya koyduk. 40 yıla yakın bir süredir binlerce kanlı eylemin ve on binlerce cinayet ve katliamın sorumlusu olan PKK da bu komünist yöntemleri harfiyen uygulamaktadır. Örgütün daimi lideri Abdullah Öcalan çeşitli dönemlerdeki ifadelerinde bu gerçeği şöyle belirtmektedir:

Silahlı mücadele, halk ayaklanması ve örgütlenme son derece iç içe gelişen, birbirlerini zorunlu kılan özelliğe sahiptirler…

Biz ulusal kurtuluş mücadelesini böyle gelişmiş savaş düzeyine ulaştırmak için ise silahlı propaganda ile başlanması gerektiğini, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme görevlerinin başarılmasının temel aracının silahlı propaganda olacağını, devrimci yapının yaratılmasında temel iskele görevini silahlı propagandanın göreceğini belirtiyoruz..10

Mao, Communist propaganda

1. Abdullah Öcalan: ”Sosyalizm yıkıldı, komünizm yıkıldı” diyenlere en iyi cevap olarak, ‘tam tersine, komünizmin en güçlüsü, en doğrusu, en yücesi PKK’da gerçekleşmiştir’ diyoruz.” (Öcalan’ın 13. Kuruluş Yıldönümü mesajından)

2. PKK bölücü terör örgütünün bayrağının üzerindeki orak-çekiç sembolleri, PKK parti kongrelerinde göze çarpan diğer komünist figürler ve Marx, Lenin ve diğer komünist liderlerin portreleri, PKK’nın açıkça komünist bir terör örgütü olduğunu belgelemektedir. PKK’nın ilerleyen dönemde bu sembolü bayrağından kaldırması ise sadece bir taktikten ibarettir.

Bu konuda Ho Chi Minh, 1944’lerden önceki Vietnam koşullarında; ‘…Ne bir gerilla savaşını ve ne de bir halk ayaklanmasını başlatabiliriz. Ama bunları hazırlamak için silahlı propaganda uygulamaya ihtiyacımız vardır’ der. Kürdistan koşullarında bu daha da açık ve dayatıcı bir gerçektir…11

Bugüne kadar binlerce kanlı terör eylemine, on binlerce cinayet ve katliama, suikaste imza atmış PKK, hain komünist ideallerine ulaşmada bizzat Lenin’in öne sürdüğü şiddet ve terör yöntemini izlemektedir:

Abdullah Ocalan PKK Marksist Leninist Komunist ideoloji Takipcisi
PKK’nın Marksist-Leninist-Stalinist komünist ideolojinin 21. yüzyıldaki en sadık takipçisi ve en kapsamlı uygulayıcısı olduğu gerçeği, Abdullah Öcalan’ın ifadelerinde çok net bir biçimde görülmektedir.

İlkesel olarak terörü hiç bir zaman reddetmedik ve reddedemeyiz. Terör, çarpışmanın belli bir anında, askeri güçlerin içinde bulunduğu belli bir durumda ve belirli koşullar altında kesinlikle işe yarar ve hatta zorunlu savaş yöntemlerinden biridir…12

Biz, şiddet ve terörü ilkesel olarak hiç reddetmeksizin, kitlelerin doğrudan katılımını hesaplayan ve bu katılımı sağlayacak olan şiddet kullanım biçimlerinin hazırlanması çağrısında bulunduk.13

Lenin, henüz 1906 yılında, yani Bolşevik Devrimi’nden 11 yıl önce Proletari dergisinde, silahlı mücadele, iç savaş ve devlet görevlilerine yönelik suikast yapma yöntemlerini savunduğu yazısında şunları söylüyordu:

Bir Marksist, kendini sınıf mücadelesine dayandırır, toplumsal barışa değil. Belirli keskin siyasal ve iktisadi bunalım dönemlerinde, sınıf mücadelesi doğrudan bir iç savaş, yani toplumun iki kesimi arasındaki silahlı mücadeleye doğru gelişme gösterir. Böyle dönemde Marksistler, iç savaştan yana yerlerini almak zorundadırlar. İç savaşın herhangi bir ahlaki suçlaması, Marksist açıdan kesinkes benimsenemez.

… Bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir…. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına el koyar.14

Lenin’in aşağıdaki ifadeleri okuduğunda bugünkü PKK terörünü tarif ettiği hayretle görülecektir:

Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak… Devletin hazinelerinden paraları almak… Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.15

Propogandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakolunu basma görevini üstlenmeli. Bir kısmı ise banka soymalı.16

Tüm bu bilgiler bize PKK’nın Marksist-Leninist-Stalinist komünist ideolojinin 21. yüzyıldaki en sadık takipçisi ve en kapsamlı uygulayıcısı olduğu gerçeğini bir kez daha göstermektedir.

Mao, Communist propaganda
Amerika’nın IŞİD karşısındaki yeni Marxist müttefiki

Batı medyasında yer alan sloganlardan biri PKK’nın IŞİD’e karşı savaşan kahraman olduğu yalanıdır. PKK’nın amacı IŞİD’e karşı savaşmak değil, Batı’nın desteğini alarak bölgede yeni bir Kuzey Kore inşa etmektir. Komünist bir terör örgütünün ABD’nin müteffiki olması Amerikan tarihi açısından utanç vericidir.

Wall Street Journal, 24.07.2015

Dipnotlar

9. Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, Birinci Cilt, Sayfa 195

10. Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, Birinci Cilt, Sayfa 213

11. Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, Birinci Cilt, Sayfa 213

12. Lenin Seçme Eserler, cilt 2, s. 29-30, İnter Yayınları) “Nereden Başlamalı?” (Mayıs 1901)

13. Bütün alıntılar “Devrimci Maceracılık” makalesinden; Lenin Eserler, Alm. cilt 6, sayfa 178-188 arası. Türkçesi için bkz. “Örgütlenme Üzerine”, sayfa 23-35 arası, Sır

14. Proletari Dergisi, “Gerilla Savaşı”, Vladimir İlyiç Lenin, 30 Eylül 1906

15. “Teorik ve Pratik Terör Hakkında”, Vladimir İlyiç Lenin, Homizuri G.P., Moskova 2005

16. Lenin Kollektıt Vörks, cilt 9, s. 346

PKK Azılı Bir Din Düşmanıdır

PKK, tüm komünist oluşumlar gibi, komünizmin temel ateist-materyalist görüş ve felsefesini her yönüyle benimsemiş bir terör örgütüdür. Dolayısıyla, dine, dini kurumlara, dini kavramlara ve her türlü mukaddes değere karşı cephe almıştır. Karşı olmanın da ötesinde dine büyük bir kin, nefret ve öfke besleyerek hak dinleri Marksist-komünist idealler karşısında en büyük engel ve düşman olarak görmektedir.

Wall Street Journal’da, 24 Temmuz 2015 tarihinde Matt Bradley ve Joe Parkinson tarafından hazırlanan makalede PKK’lılar, doğrudan “Amerika’nın MARKSİSTmüttefikleri” olarak tanımlanmakta ve örgütün Marksist yapı ve ideolojisi detaylı biçimde tanıtılmaktadır. “(PKK’lı) Savaşçılar sıklıkla, Öcalan’ın yazılarının zorunlu eğitiminden edindikleri Marksist devrim sözcüklerini kullanırlar17 ifadeleri de yine aynı makalede yer alır.

PKK’nın ateist-materyalist, din düşmanı zihniyeti, örgütün kurucusu ve daimi lideri Abdullah Öcalan’ın kitaplarında ve çeşitli tarihlerde yaptığı konuşmalarda çok net bir biçimde dile getirilmektedir.

Aşağıda geçen ifadelerden Yüce Allah’ı tenzih ederiz.

Öcalan, 13 Eylül 1998 günü Şam’da 60-65 kadar teröriste hitaben yaptığı konuşmasında şunları söylemektedir:

“Kızlarımız, kadınlarımız, annelerimiz çocukça ve ahmakça hareket ediyor. … Kadınlarımız, açıkça söylüyorum dinin etkisinde kalarak pasifleşmiştir…. Bizim din ile ilişkimiz yok. Halkımız Tanrı’dan, ideolojiden kopmalıdır. Ben çok uğraştım sonunda Tanrı’dan koptum. Tanrı’yı aştım. Böylece Abdullah Öcalan olabildim. İslam kadınımıza bir şey vermemiştir. Bunun yerine sosyalist ahlakı koyacağız.

… Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum.18

PKK’nin Din Ahlakina Bakiş Açisi, Leninist, Stalinist, Marksist,
Komünist Kanli Liderlerle Birebir Aynidir
Allah’i ve İslam Dinini Tenzih Ederiz
PKK, apo
PKK haberleri
1. Zaman, 20.03.2011
2. Yeni Akit, 23.04.2011
3. Yeni Akit, 07.06.2011
4. Yeni Akit, 19.09.2011
5. Vakit, 18.08.2010
6. Zaman, 07.06.2011
7. Zaman, 30.04.2011
8. Yeni Akit, 08.15.2011
9. Vakit, 08.09.2010
10. Tercüman, 02.11.2007

Öcalan, “Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması” isimli kitabında, çocukluğundan beri bilimsel olarak gördüğü Marksizmi benimsediğini söylerken şu hezeyanları sarfetmektedir:

Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah`ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım.19

Öcalan, ‘Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa’ isimli kitabında da aynı din karşıtı hezeyanlarını sergilemeyi sürdürmektedir:

Dini söylem, ALLAH, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür.20

Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir.21

Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur.22

Yüce Allah’ı tenzih ederiz.

PKK’nın bu din düşmanlığı, Ortadoğu’da 100 yılı aşkın süredir başta İngiliz derin devleti olmak üzere dünya derin devletleri tarafından planlanan Armageddon savaşı için de kullanışlı bir piyon haline gelmesini sağlamıştır. Ortadoğu’yu Müslümanlardan arındırmayı amaçlayan bu planda PKK gönüllü ve paralı militan konumuna gelmiştir. Nitekim Öcalan’ın son dönemlerde geliştirdiği “Batı yanlısı” görünümün altındaki sebep de budur. Öcalan, komünist Kürdistan’ı inşa edebilmek için Armageddon hayali kuranlarla işbirliği yapabileceğini görmüş ve kendisini Batı’nın, Hristiyan ve Musevilerin destekçisi gibi göstermeye çalışmıştır. Bu konudaki dikkat çekici sözlerinden biri ise şöyledir:

İslam’ın unutulur, inkar edilir kıldığı bu halk (Kürtler), tüm tarikatçı yapılanmalara karşı Armageddon’da ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Musevilerin yanında yer alacaktır.23

Bu sözlerin anlamı açıktır. Dünya derin devletinin Ortadoğu’da radikalizmi bahane ederek Müslümanlara karşı yürüttükleri savaşta PKK kiralık katil olarak kullanılmayı kabullenmektedir. Bunun karşılığında beklentisi ise derin dünya devletinin komünist Kürdistan kurulmasına vereceği destektir.

Son dönemlerin sıkça duyulan propaganda cümlelerinden biri de “PKK, Batı’nın bölgede güvenebileceği tek demokratik, laik yapılanmadır” safsatasıdır. PKK’nın demokratik olmak bir yana, en küçük bir eleştiriye dahi öldürerek cevap verdiği bilinen bir gerçektir. PKK’nın “laik” olduğu iddiası da Batılı halkların PKK’ya sempati duymasını sağlamak için seçilen özel bir üsluptur. Böylece Batı’ya, “Ortadoğu’daki aşırı, radikal İslami örgütlere karşı size benzeyen bir tek biz varız” mesajı verilmektedir. Oysa PKK laik değildir, din düşmanıdır. Sadece İslam’a değil, Hristiyanlığa ve Museviliğe de düşmandır. Laiklik halklara ibadet ve inanç özgürlüğü sağlar ve en güzel, en doğru hali Kuran’da tarif edilmiştir. Kuran’a göre her insan dilediği gibi dinini yaşamakta özgürdür. PKK’nın öngördüğü sistemde ise her insan Marksist-Leninist-Stalinist dogmaya göre yaşamak zorundadır.

Dipnotlar

17. http://www.wsj.com/articles/americas-marxist-allies-against-isis-1437747949

18. Abdullah Öcalan, Özgür Yaşamla Diyaloglar, Ekim 2002, s. 257

19. Abdullah Öcalan, ‘Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması’, s. 153

20. Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 204

21. Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 313

22. Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 354

23. Burhan Semiz, PKK ve KCK’nın Din Stratejisi, s. 210

Ateist-Komünist-Dinsiz PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir

Bugün, hepsi ABD-Avrupa eksenli olan bir kısım popüler medyanın, çeşitli hükümet üyelerinin, siyasi, bürokrat ve akademisyenlerin, bazı düşünce kuruluşlarının işbirliğiyle dünya çapında bir yalan kampanyası yürütülmektedir. Bu kampanyada PKK terör örgütünün, sözde “Kürt halkı için savaşan kahraman özgürlük savaşçıları” olduğu yalanı yoğun biçimde işlenmektedir.

Dünya üzerindeki birçok insan da, kendi ülkesi ve gündemi dışında gelişen bu olay hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmadığından, doğal olarak, bu toplum mühendisliğinin etkisi altında kalmakta ve bu yalanlara inanarak destek vermektedir. Zaten kampanyanın amacı da, PKK terör örgütünün ihtiyacı olan bu uluslararası toplum desteğini sağlamak ve onunla mücadele eden legal devlet güçlerini baskı altında bırakmaktan ibarettir.

Oysa çok kapsamlı araştırmaya gerek kalmadan, belli somut ve temel gerçekler ortaya konduğunda, PKK’nın kesinlikle Kürt halkının temsilcisi olmadığı, tam tersine Kürtleri baskı altına alan komünist-anarşist bir yapılanma olduğu ve Batılı derin devletler tarafından yalnızca Ortadoğu’daki yeni dizayn için kullanılan bir araç olduğu rahatlıkla görülecektir. Unutmamak gerekir ki, şu anda PKK’nın fiili hakimiyeti altındaki Kuzey Suriye’nin Kürtleri akın akın PKK’dan kaçmakta ve Türkiye ile Kuzey Irak’a sığınmaktadır.

◉ Dindar Kürt toplumunun PKK’nın Marksist ideolojisini benimsemesi mümkün değildir!

Türkiye, Suriye, Irak, İran gibi ülkelerde yaşayan Kürt kökenli insanların ezici çoğunluğu dindar Müslümanlardır. Kürt halkı, aile bağları güçlü, ahlaki değerlerine, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı muhafazakar insanlardır.

PKK ise tam aksine–yukarıdaki satırlarda da açıkladığımız gibi–aileyi, dini, ahlakı ve her türlü manevi değeri reddeden Marksist dünya görüşüne sahip bir terör örgütüdür. Şu an her ne kadar aldatıcı bir “demokratik”, “özgürlükçü” hareket maskesi ardına gizlense de, kurulduğu 27 Kasım 1978 tarihinden bu yana ideolojisinden en ufak bir sapma göstermeden ilerlemektedir.

Kurt Kardeslerimizin Ezici Cogunlugu Dindardir Yenisafak090309
Yeni Şafak, 09.03.2009

Kürt kökenli vatandaşlarımızın ezici çoğunluğu dindar Müslümanlardır. 2009 yılında Diyarbakır’da düzenlenen Kutlu Doğum programına katılan 80 bin kişi, Kürt toplumunun dindarlığına güzel bir örnek oluşturmuştur.

◉ PKK’nın eylem ve uygulamaları, ahlak dışı yapısı Kürt halkının manevi değerleriyle bütünüyle zıttır!

Abdullah Ocalan PKK Marksist Leninist Komunist ideoloji Takipcisi
Etek giyip kadın kılığına girerek terör eylemi yapmak PKK’nın sıkça başvurduğu yöntemlerden biridir.

Kurulduğu günden bu yana kanlı terör eylemleriyle 40.000’den fazla insanın şehit olmasına neden olmuş PKK’nın en temel vasfı acımasız, kalleş bir cinayet örgütü olmasıdır. Ayrıca, kendisine itiraz eden, direnen ya da desteklemekten kaçınan 18.000 kişi de örgüt içi infaz neticesinde öldürülmüştür. Sadece 2015 yılının ikinci yarısında 200’ün üzerinde masum asker, polis, korucu ve sivil PKK tarafından kahpece şehit edilmiştir.

PKK diğer yandan, Asya-Avrupa uyuşturucu trafiğinin Ortadoğu’daki en büyük ayağıdır. Uyuşturucu trafiğinin kontrolü örgütün en büyük finans kaynağıdır. ABD Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili olarak şu bilgiyi vermektedir:

Şubat 2012’de, ABD Hazine Bakanlığı, PKK mensuplarının, Moldova ve Romanya’da üslenmiş önemli uyuşturucu trafiği ağlarını yönettiğini rapor etti. Temmuz’da, tahminen 1700 Türk polisi ve askeri, güneydoğu Türkiye’de PKK’nın uyuşturucu trafiğine vurulan büyük darbeye katıldı.24

Bunların ötesinde PKK, kendi bünyesinde her türlü ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı meşru gören, tasvip eden bir yapılanmadır. PKK militanları girdikleri çatışmalarda başları sıkışınca kadın kıyafetleri giyip makyaj yapıp kaçabilecek derecede kendilerini aşağılık konumlara sokabilmektedir.

Cinayet, uyuşturucu ticareti, ahlaksızlık, kalleşlik, şerefsizlik gibi her türlü sapkınlığı meşru gören böyle mafyavari kanlı bir terör örgütünün Allah’tan korkan imanlı, asil, onurlu Müslüman Kürt insanını temsil ettiğini iddia etmenin akıl, mantık ve vicdanla örtüşen hiçbir yönü yoktur. Kürt vatandaşlarımız, desteklemek şöyle dursun böyle bir yapıdan yaklaşık 40 yıldır tüm varlığıyla rahatsız olmuş ve PKK’ya gücü yettiğince karşı durmuştur.

◉ Saddam’dan daha fazla Kürt katleden PKK, Kürt halkına en büyük zulüm ve baskıyı yapmaktadır

Abdullah Ocalan PKK Marksist Leninist Komunist ideoloji Takipcisi
Milliyet, 28.08.2015

PKK, gönüllü olarak kendisini desteklemeyeceğini bildiği Kürt halkının desteğini zorla alabilmek için kurulduğu günden beri her türlü baskı, tehdit, zulüm, işkence ve infaz yöntemini devreye sokmuştur.

PKK 1980’lerde adını Türklere değil Kürtlere yaptığı terör eylemleri ile duyurmuştur. Strateji olarak önce Kürtler arasında dehşet salmayı, bu yolla güç tesis etmeyi benimsemiştir. İlk hedefi, kendisine muhalif veya alternatif olan diğer Kürt örgütler ve siyasi hareketler olmuştur. Bunları acımasız cinayetlerle bertaraf ettikten sonra, sivil Kürt halkına yönelmiş ve eylemleriyle “Biz burada devletten daha güçlüyüz, bizim yanımızda olmazsanız size yaşam hakkı tanımayız” mesajını vermiştir. Bugün de hala aynı tutumuyla Kürtlerin bir kısmını etkisi altında tutmaktadır.

PKK’nın kadın, çocuk ayırt etmeden masum Kürt halkını hedef alan eylemlerinden bazıları şunlardır:

◉ 20 Ağustos 1987’de Mardin’de Şehmus Arık isimli Kürt vatandaşın evini basıp kalaşnikoflarla katliam yapan PKK’lılar 2’si kadın, 3’ü çocuk olmak üzere 5 kişiyi öldürdü. 4 aylık Hamza öldürüldüğünde beşikte uyuyordu.

◉ 9 Temmuz 1989’de Diyarbakır’ın Kırım Köyü’ne baskın düzenleyen PKK’lı teröristler 3 yaşındaki bir kız çocuğunu da öldürdü.

◉ 10 Mayıs 1988’de Mardin’in Nusaybin ilçesinde 15 sivil Kürt vatandaşı öldüren PKK 6 çocuğa da acımamıştı. Kız bebeklerden birisi beşiğinde uyurken katledilmişti.

◉ 10 Haziran 1990’da Şırnak’ın Çevrimli Köyü’ne saldıran PKK 27 sivili katletti. Teröristlerin öldürdüğü 27 kişinin 11’i ise çocuktu.

◉ 19 Ağustos 1992’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine sivil vatandaşlara saldıran PKK kundaktaki bir bebeği de makineli tüfekle taradı.

◉ 22 Ekim 1993’de Siirt’te 22 Kürt vatandaşımızı katleden PKK’nın hedefinde yine kadın ve çocuklar vardı. Baskında 13’ü çocuk ve 9’u kadın, sivil insanlar hunharca katledildi.

◉ 24 Temmuz 1994’de Van’da Atabinen Köyü’nü basan PKK’lı teröristlerin hedefinde yine kadın ve çocuklar vardı. 6 kadını yataklarında katleden PKK, annelerinin yanında uyuyan 3 bebeği de öldürdü.

PKK_KallesCinayet_Orgutudur

1. Sabah, 14.01.2011
2. Yeni Akit, 05.06.2011

3. Taraf, 30.10.2011
4. Sabah, 18.09.2010

PKK, kalleş bir cinayet örgütüdür. Kendi bünyesinde her türlü ahlaksızlığı meşru gören, tasvip eden mafyavari bir yapılanmadır.

On yıllardır Kürt halkının kabusu haline gelen komünist terör örgütünün şehit ettiği insanların büyük bir çoğunluğu Kürtlerden oluşmaktadır. Örgüt, Kürt esnaf ve işadamlarını ağır haraca bağlamakta, mallarını gasp etmekte, savunmasız ve çaresiz Kürt ailelerin çocuklarını silah zoruyla dağa kaçırarak PKK militanı yapmaktadır. Türkiye Şanlıurfa Valiliği Kürt ailelerden gelen bilgiler doğrultusunda 2015 yılı içinde yalnızca 6 ay içinde tam 3.000 çocuğun silah zoruyla dağa kaçırıldığı bilgisini vermiştir.

Kurt Kardeslerimizin Ezici Cogunlugu Dindardir Yenisafak090309
Star, 11.06.2015
Kurt Kardeslerimizin Ezici Cogunlugu Dindardir Yenisafak090309

1. Radikal, 15.012008
2. Türkiye, 01.01.2011
3. 28.11.2012

PKK, çatışma ve eylemleri sırasında sivil Kürt halkını silah zoruyla canlı kalkan yapmaktadır. Bu sayede bir yandan masum vatandaşlarımızın ardında haince saklanırken bir yandan da sivil Kürt zayiatını artırarak olaya sözde halk hareketi görünümü vermeyi amaçlamaktadır.

PKK’nın amacı, Türkiye’yi bölmek ve Türk toprakları üzerinde komünist bir Kürdistan kurmak iken, Türk topraklarında yaşayan Kürt halkı asla böyle bir şey istememektedir. 2015 yılının Eylül ayında Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu bölgemizde yapılan bir anket, halkın sadece %6’sının bölünme taraftarı olduğunu göstermiştir. Ki bu kardeşlerimizin de büyük çoğunluğu PKK’nın baskı ve tehdidinden kaynaklanan korkudan ötürü böyle bir görüş bildirmek zorunda kalmaktadır.

Görüldüğü gibi PKK ne Kürtlerin meşru bir temsilcisi ne de etnik temelli bir Kürt özgürlük hareketidir. “Kürdistan toprakları”, “Kürt sorunu”, “Kürt hareketi”, “Kürtlerin özgürlük mücadelesi”, “Türk-Kürt savaşı” gibi hayali kavramlar PKK ve destekçilerinin nihai komünist Kürdistan hedefine ulaşmak için kullandıkları algı araçlarıdır.

Kürt kökenli kardeşlerimiz Türkiye’nin her yerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimlikleriyle, hiçbir ayrıma uğramadan özgürce birinci sınıf vatandaş olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Kürt vatandaşlarımızı Türkiye’den kopararak komünist Kürdistan sınırları içinde yaşamaya mecbur kılmanın, yüzlerce yıldır özgürce yaşadıkları topraklara pasaport ve vizeyle girmek isteyebileceklerini düşünmenin hiçbir mantığı yoktur.

Sonuçta, Kürtlere yapılacak en büyük kötülük ve vicdansızlık, onları, en başta sözünü ettiğimiz çevrelerin yaptığı gibi, PKK’yla eş tutup bu alçak cinayet şebekesinin insafına teslim etmek olacaktır.

Dipnotlar

24. http://www.state.gov/j/inl/rls/nrcrpt/2014 /vol1/223081.htm

PKK Terörünün Karanlık Yüzü: Örgüt İçi İnfazlar

Lenin, Stalin, Mao, Pol Pot gibi tüm komünist liderlerin ortak yönlerinden biri, muhaliflerine karşı acımasız tutumlarıdır. Komünist ülkelerin tarihi, sadece liderden ve politbürodan farklı düşündükleri için esir kamplarına sürülen milyonlar, acımasızca katledilen on binler, siyasi suikastler, sokak ortasında, halka açık gerçekleştirilen işkencelerle doludur. Kendisini 21. yüzyılın Lenin’i olarak gören Öcalan’ın tarihinde de, beraber yola çıktığı arkadaşları da dahil olmak üzere, binlerce muhalifin kanının izi vardır.

Öcalan’ın bizzat kendi mahkeme ifadelerine, PKK yöneticilerinin açıklamalarına ve örgütten ayrılanların beyanlarına göre, PKK’nın örgüt içi infazla öldürdüğü insan sayısı 15 ile 17 bin arasında değişmektedir. Bu kişilerin bazıları toprağa gömülüp başından vurularak, bazıları ailelerinin yanında kurşunlanarak, bazıları üzerlerine asit atılarak katledilmişlerdir. Daha da ötesi, bu cinayetler PKK yanlısı basın organları tarafından “ajanlar hak ettikleri cezayı aldı” üslubuyla adeta gururla yayınlanmıştır.

PKK üyeliğinden 10 yıl cezaevinde kalan Aytekin Yılmaz,  örgüt içi infazları anlattığı “Yoldaşını Öldürmek” adlı kitabında, bu cinayetlerin PKK mensupları tarafından halay çekilerek kutlandığını anlatır:

Ben iki olayda halay çekildiğini gördüm. Biri 1990’lı yıllarda gerillalar (PKK mensupları) karakol basıp 20-30 askeri öldürdüğündeydi. Bana korkunç gelirdi. İkinci halay da yoldaşlarını öldürdükten sonra çekilen halaydı.

Bu cinayetlerden bazıları şöyledir:

◉ PKK’nın kurucularından olan Ordulu Haki Karer’in zaman zaman öne çıkması Öcalan’ı rahatsız etti. 18 Mayıs 1977’de, Gaziantep’te bir kahvehanede şüpheli bir şekilde vuruldu.

◉ PKK Avrupa Sorumlusu Çetin Güngör, örgütün kongresinde yöneticilerin faaliyetlerini eleştirdi. Ajan olduğu gerekçesiyle 1984’te Stockholm’de öldürüldü.

◉ 12 Eylül darbesinde yakalanıp 11 yıl Diyarbakır Cezaevi’nde kaldıktan sonra tahliye olan Ali Rıza kod adlı Mehmet Çimen, Almanya’da üst kademeyle görüş ayrılığına düştü. Suriye’ye çağırıldı. Örgüt kararıyla banyo küvetinde üzerine asit dökülerek infaz edildi.

PKK’nın Karanlık Yüzü: Örgüt Içi Infazlar
Mao lives
1. Zaman, 11.01.2013
2. Vatan, 12.01.2013
3. Aydınlık, 21.12.2015
4. Akşam, 04.02.2012
5. Milat, 11.01.2016
Öcalan’ın tarihinde,  tüm komünist liderlerde olduğu gibi, beraber yola çıktığı arkadaşları da dahil olmak üzere, binlerce muhalifin kanının izi vardır.

◉ Örgütün kurucu isimlerinden olan ve Erzincan-Tunceli sorumluluğu yapan Yıldırım Merkit, ajan-işbirlikçi ilan edildi. Romanya’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

◉ PKK’nın kuruluş aşamasında yer alan Kani Yılmaz (Faysal Dumlayıcı) Öcalan yakalandığında Avrupa’da yer bulamamasının sorumlusu olarak gösterildi. İki PKK ajanının aracına yerleştirdiği bomba ile 10 Şubat 2006’da öldürüldü.

◉ PKK genel sekreter yardımcılığına kadar yükselen Mehmet Şener, ajan olduğu suçlamasıyla iki tetikçi tarafından kurşunlandı. (Mehmet Şener, Paris’te öldürülen Sakine Cansız’ın nişanlısıydı.)

◉ PKK’nın kurucu üyelerinden Ali Ömürcan, Lübnan’da Cemil Bayık tarafından sorgulanarak idam edildi.

◉ PKK’nın III. Kongresi’nde genel sekreter birinci yardımcılığına getirilen Halil Kaya, Öcalan’ın talimatıyla kurşuna dizildi.

Bunlar gibi yaklaşık 17 bin insan öldürüldü. Bu insanların bir çoğunun ölümü tarihe faili meçhul olarak geçti. Oysa failler meçhul değildi, gayet iyi biliniyordu. Örneğin 1986 yılında Almanya’da hazırlanan bir iddianamede, bu infazların emrinin Öcalan tarafından verildiği Savcı tarafından kayda geçilmişti. Türkiye’de solun önemli isimlerinden biri olan ve yaklaşık 18 yılını cezaevinde geçiren İsmail Beşikçi PKK tarafından öldürülen binlerce insanın ve yakınlarının durumunu şöyle anlatır:

PKK içinde, Mehmet Şener gibi yüzlerce infaz var… Oğulları, kızları kendi arkadaşları tarafından, PKK tarafından infaz edilenler ise bir sessizliğe gömülmüş, hayattan tamamen kopmuşlardır. Bu aileler için başvurulacak bir makam yoktur… PKK, örgütlerinin isimlerinde, yazılarında, konuşmalarında, ‘demokratik’ sözcüğünü çok kullanıyor. Bu sözcüğü çok kullanarak demokrat olduğu izlenimini yaratmaya çalışıyor. Demokratik ulus, demokratik vatan, demokratik özerklik vs. sözcüklerini sık sık kullanarak demokrat olamazsınız. Demokrat olmanın tek ölçütü vardır. O da ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü yaşama geçmeden demokrat, demokratik olamazsınız.

Görüldüğü gibi PKK mensupları kendi arkadaşlarını dahi zerre tereddüt etmeden katledebilecek bir ahlaksızlığa sahiptir. Ve bu zihniyete sahip bir örgütün herhangi bir şekilde “demokratik”, “ekolojik”, “kadına değer veren” bir sistem kurması mümkün değildir. PKK’nın kuracağı tek sistem tıpkı Kuzey Kore gibi ruhsuz, acımasız, despot bir sistemdir.

PKK Kadına Değer Vermez,
Onu Sömürü Aracı Olarak Kullanır

Önceki bölümlerde sözünü ettiğimiz bazı Batılı çevrelerin, PKK’yı sözde demokratik, modern ve sempatik gösterme çabalarında kullandıkları en önemli araçlardan biri de “kadın” unsurudur. Bu çevreler, PKK mensubu olmayı Kürt kadını için adeta eşsiz bir fırsat, bir övünç kaynağı gibi sunarken toplumda hassas olan “kadın” algısı üzerinden PKK’ya yeni, parlak bir imaj oluşturmayı planlamaktadır.

Bunun son örneklerinden biri İngiltere merkezli Middle East Eye haber sitesinde 31 Temmuz 2015’te yayınlanan,  Eleonora Vio tarafından hazırlanmış “PKK’nın Kadın Gerilla Savaşçıları” başlıklı makaledir. Örgütün imajını düzeltme mantığı makalede, “yeniden markalaşan PKK” terimi ile ifade edilmektedir.25

Makalede PKK’lı kadın gerillaların, sözde kendilerinin ve halklarının bağımsızlığını kazanmak amacıyla PKK’ya katıldıklarından bahsedilmekte ve Kürt ve Türk kadınının özgürlüğüne kavuşmak için dağa kaçıp silahlı bir terör örgütüne katılmayı göze alacak derecede bir baskı ve esaret altında olduğu safsatası ciddi biçimde vurgulanmaktadır. Buna karşın, PKK’nın kadınlar için güya ne büyük bir kurtuluş ve özgürlük fırsatı olduğu mesajı verilmektedir. Mizanseni tamamlamak için, rollerini başarıyla oynayan 8-10 kadının birarada neşe ve mutluluktan uçan, kahkahalar atarak aralarında şakalaşan, “masum”görünümünde pozları da yazının satırları arasına serpiştirilmektedir.

Elbette bu makaleyi okuyan birçok yabancı, Türkiye’deki, Kürt, Türk, Laz, Çerkes hangi etnik kökenden olursa olsun tüm kadınların, erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olduklarını bilmemektedir. Diledikleri gibi serbestçe yaşadıkları, okudukları, çalıştıkları, meslek sahibi oldukları, seyahat ettikleri, eğlendikleri, istedikleri kıyafetle dolaştıklarından, özgürce evlenip boşanabildiklerinden, rahatça siyasete atılabildiklerinden de habersizdir.

Bu nedenle, medyanın bu tür toplum mühendislikleri, konu hakkında bilgi düzeyi düşük çoğunluk kitleyi hedef aldığından istenen kamuoyu algısını oluşturmak zor olmamaktadır. Oysa aynı medyada madalyonun öteki yüzünden hiç bahsedilmemektedir.

Bazı Batılı Çevrelerin PKK’lı Kadın İmajı
Mao lives
Bazı Batılı çevrelerin, PKK’yı sözde demokratik, modern ve sempatik gösterme çabalarında kullandıkları en önemli araçlardan biri de “kadın” unsurudur.
Gerçekte PKK’lı Kadınların Durumu
Mao lives
1. Aktif Haber, 07.05.2012
2. Habertürk, 15.11.2012

◉ PKK Kadınları Özgürlük Savaşçısı mı Yoksa Sömürü Metası mı?

Geçtiğimiz yıllarda PKK’dan kaçarak Türk makamlarına teslim olan 57’si kadın 220 teröristin ifadelerinden örgüt içindeki kadınların nasıl bir sefalet, perişanlık, fiziksel ve psikolojik yıkım içinde oldukları gözler önüne serilmektedir.

Teslim olan kadın PKK’lıların anlatımlarına göre örgütte kadınlar için köle hizmeti verme, dayak, aşağılanma ve tecavüz gündelik olaylardandır. Kadın PKK militanlarının pişmanlık dolu ifadelerinden bazı çarpıcı bölümler şöyledir:

Havin kod adlı N.D.: 3 yıl önce dağa çıkarken umutlarım vardı. Ama kölelik yaptım. Bir tek ağrı kesici olmadığı için kendini öldürenlere şahit oldum.Nudem kod adlı F.D.: Dağa çıktığımın birinci ayında pişman oldum. Kurtuluşu ölümde görüyorduk.

Awesta kod adlı F.T.: Örgüte katıldım. 3. günün gecesi battaniyemin altına gelen kişinin ‘sus yoksa öldürürüm’ tehdidiyle tecavüze uğradım.

Dicle kod adlı E.B.: Evimizde 8 kardeşe bakıyordum. Ama dağda 80 kişinin yemeği, bulaşığı, ekmeği bana yıkıldı. 26

Görüldüğü gibi, gerçekler Middle East Eye’ın makalesinde kurgulanan senaryodan çok farklıdır. Sözde özgür olmak için örgüte katılan kadınlar bütün gün odun kesmek, yemek yapmak, sığınak kazmak, yüzlerce erkek teröristin köleliğini yapmak ve örgüt yöneticilerinin cinsel istismarına boyun eğmek zorundadır.

Mao lives
Akşam, 27.05.2011

◉ PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kadına Bakışı

Örgütün kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın kadın, özellikle de Kürt kadını hakkındaki hakaret dolu ifadeleri tek başına, Batılı çevrelerin propaganda malzemesi yaptığı “PKK’nın kadına değer verdiği” yalanını kökünden silmeye yeterlidir:

“Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur… Bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamaz.27

Yine Öcalan’ın 1998’de kadın militanlara hitaben yaptığı, filme de çekilen konuşmasında, “Aşka karşı zayıfım. Bundan çekinmiyorum. Ancak güvercinlerim benden uzaklaşırsa, bunun cezasını çeker. Daha önce benden uzaklaşanlar cezalarını buldu.28 şeklindeki ifadeleri de örgütte kadına yönelik tehdit ve şiddetin dehşet verici boyutlarını ortaya koymaktadır.

Nitekim, 2003’te üç arkadaşıyla birlikte PKK’dan kaçarak Irak’a yerleşen Dilaram kod adlı militan, örgütteki yaşamını kaleme aldığı “Özgürlüğe Kaçış” isimli kitabında, Abdullah Öcalan’ın ‘Yoğunlaştırma evi’ diye anılan Şam’daki evinde birçok genç kızın yanısıra kendisinin de defalarca tecavüze uğradığını anlatmaktadır.

Dilaram’ın, kendisi gibi örgütten kaçan 14 kadının başından geçenleri anlattığı kitap, Öcalan, Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi PKK yöneticilerinin kadın militanlara yönelik, sömürü, tecavüz ve şiddet uygulamalarının sayısız örnekleriyle doludur. Bu sisteme itaat etmeyenlerin ise, hamile bile olduklarına bakılmaksızın yine bu yöneticilerin emriyle nasıl infaz ettirildikleri, bu infazların diğer kadın militanların elleriyle nasıl yaptırıldığı da Dilaram’ın aktardığı dehşet verici hatıraları arasındadır.

Örnekler saymakla bitmez. Ancak ne yazık ki PKK, kadın faktörünü, örgüt içinde kendi çirkin çıkar ve hizmetlerine kullanırken, uluslararası kamuoyuna karşı da büyük bir iki yüzlülükle, propaganda malzemesi olarak kullanmaya devam etmektedir. Bir kısım çevreler de bilerek veya bilmeyerek bu çirkin oyuna alet olmaktadır.

Dipnotlar

25. http://www.middleeasteye.net/in-depth/ features/female-guerrilla-fighters-pkk-2044198184

26. http://www.sabah.com.tr/gundem/2012/07 /03/yagmur

27. Abdullah Öcalan, “Nasıl Yaşamalı?”, s. 91

PYD, YPG, HPG, SDG, PJAK Hepsi PKK’nın Kollarıdır

Bugün Suriye’nin kuzeyinde, ABD ve koalisyon güçleri, ‘IŞİD’le mücadele’ adı altında PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD ve onun askeri kanadı YPG’ye açık bir destek vermektedir. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ve ABD medyasının önemli bir bölümü ile bunların Türk medyasındaki uzantıları da bu desteğin propaganda kanadını oluşturmaktadır. Bu propaganda kanatları, PYD ve YPG’nin PKK’dan farklı olduğu, terör örgütü olmadığı dezinformasyonunu 7/24 dünya kamuoyuna telkin etmekle görevlidir.

Oysa PYD, tüm bu ülkelerin resmen terör örgütü olarak kabul ettikleri PKK’nın Suriye’de taktığı maskeden başka bir şey değildir. Kendi çıkarları gereği, bu maskenin arkasını görmezden gelen Batılı güçler, PKK’yla aynı terör örgütü olan PYD’yle ittifak yaparak bu maskeyi ayrı bağımsız bir kişilik olarak kabul etme tiyatrosunu sürdürmekte de kararlı görünmektedir.

Vladimir Lenin, Joseph Stalin, Mao Tse-tung
1. PYD temsilcileri İtalyan Parlamentosunda 2. YPJ komutanları Fransa’da Elysee Sarayı’nda

Nitekim ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu belirtirken PYD ve onun askeri kanadı YPG’nin  PKK’dan ayrı olduğunu, onları desteklediklerini, silah ve malzeme yardımı yaptıklarını ve bundan sonra da yapacaklarını her fırsatta açıklamaktadır. Zaten IŞİD’e karşı aylardır operasyon düzenleyen ABD ve koalisyon güçlerinin, PYD’ye bugüne kadar tonlarca silah ve cephane yardımı yaptığı bilinmektedir. Bu silahların doğrudan PKK’nın eline geçtiği ve Türkiye’deki terör eylemlerinde kullanıldığı da bir sır değildir. ABD şu anda daha da ileri giderek bu yardımları İncirlik üzerinden yapmayı, diğer bir deyişle PKK’nın Türkiye’ye yönelteceği silahların Türkiye üzerinden gitmesini planlamaktadır.

Avrupa da bu konuda o kadar masum değildir. PYD temsilcileri ve YPJ komutanlarının İtalyan Parlamentosunda29, Fransa’da Elysee Sarayı’nda30 resmi olarak davet edilip en üst düzeyde ağırlandığı basında yer almıştı.

YPG’yi Desteklemek ABD İçin Tarihi Bir Stratejik Hata

Amerika’nın yakın tarihine bakacak olursanız komünizmle mücadelenin önemli bir yeri olduğunu görürsünüz. ABD, soğuk savaş döneminde SSCB ve Çin önderliğinde gelişen komünizmin yayılmacı politikasını durdurabilmek için Kore’de, Küba’da, Vietnam’da, Afganistan’da ya doğrudan mücadele etmiş ya da buralarda mücadele edenlere destek olmuştur. Bu uğurda milyonlarca dolar harcayan ABD, gerektiğinde de Amerikan gençliğinin bu uğurda canlarını vermesini bile göze almıştır.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bakıldığında ABD’nin komünizm karşısındaki kararlı politikasını sürdürdüğünü söylemek bir hayli güç. Öyle ki bu değişim bölgedeki en önemli müttefiki Türki’yeyle olan ilişkilerini oldukça olumsuz etkiliyor.

Sorun, ABD’nin Suriye’de desteklemekte olduğu PYD ve onun silahlı kanadı YPG’den kaynaklanıyor. Tüm açık ve gizli istihbarat raporlarında yer aldığı üzere, YPG terör örgütü PKK’nın bir kolu ve iki örgüt arasında organik bağ olduğu açık. PYD, PKK’nın anayasası olarak bilinen ve komünist esaslara göre düzenlenmiş olan KCK Sözleşmesini kendine esas alıyor.

Amerikan yönetimi ise, Suriye’de mevcut çıkarlarına uygun bulduğu için, bu açık gerçekleri göz ardı ediyor ve YPG’nin IŞİD karşısında etkin bir güç olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

Artık Amerikan medyasına bile yansıyan veriler Türkiye’nin hiç de haksız olmadığını ortaya koyuyor. Söz gelimi Wall Street Journal Gazetesi’nin internet sitesinde  PKK’lı kadın terörist Zind Ruken’in söyledikleri  PKK ve PYD arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyordu: “Kimi zaman bir PKK’lıyım, kimi zaman PJAK’lı, (PKK’nın İran’da aktif olan müttefik kolu) kimi zaman da YPG’liyim. Fark etmiyor. Hepsi PKK’nın bir kolu.”(1)

YPG’nin içindeki PKK bağlantısını bununla sınırlı değil.  Bir diğer bağlantı, Başkanı Barack Obama’nın özel temsilcisi Brett McGurk, YPG’nin yöneticisi Polat Can’ın bizzat elinde plaket aldığında ortaya çıktı.  Polat Can Türkiye’de PKK için eylemler yapmış bir teröristti. Bu olayı takiben Türk basınında Polat Can’ın  PKK mensubu diğer teröristlerle birlikte yer aldığı fotoğraflar yer aldı.(2)

ABD yönetiminin de aslında YPG’nin PKK’ya bağlı terörist bir örgüt olmasından habersiz olmadığı biliniyor. ABD’nin eski Suriye büyük elçisi Robert Ford bunu ‘PYD’nin PKK olmadığı söylemi bir safsata’ sözleriyle dile getirmişti. Başta CIA, FBI ve Savunma Bakanlığı olmak üzere Amerikan devletinin farklı birimlerinin terörle mücadele çabalarının koordine edilmesi için 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra kurulan Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin (NCTC) internet sitesinde yer alan bir bilgi de bu durumu teyit etmekteydi.

NCTC’nin, Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin örgütlendikleri PYD’yi, PKK olarak bilinen Kongra-Gel’in (KGK) “Suriye kolu”olarak nitelendirdiği ortaya çıktı. Bu değerlendirmenin Türk medyasında gündeme gelmesinin hemen ardından  ilgili internet sayfasına erişimin engellenmesi ise kuşkusuz dikkat çekici bir durumdu.(3)

Abdullah Ocalan
YPG, PKK’nın bir koludur. Batılı devletler tarafından PKK terör listesindeyken YPG’nin listeye alınmaması ve dolayısıyla YPG’nin Batı tarafından rahatlıkla destekleniyor oluşu sadece PKK’yı beslemektedir. Batı, nasıl bir belaya ortaklık ettiğinin henüz farkında değildir ve mutlaka bilgilendirilmedir.

PKK PYD bağlantısını gösteren bir diğer bilgi ise ABD Devlet Yayınları Ofisi’nin yayınladığı ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi tutanaklarında yer alıyor.(4) ABD Devlet Yayınları Ofisi (GPO), ABD Hükümetinin resmi bilgi çıktılarını korumak için Federal Hükümetin üretim, kataloglama, indeksleme ve kimlik doğrulama gibi resmi, dijital ve güvenli bir kaynağı.

Bu tutanaklarda PKK ve PYD terör örgütlerinin ilişkisi kabul edilerek, “PKK-PYD aynıdır” deniliyor. Bu tespiti yapan ise Temsilciler Meclisi’nin 20 Kasım 2013 tarihli 113. kongresinin ilk oturumunda söz alan ve Ortadoğu uzmanı olarak bilinen Andrew J. Tabler. Tabler, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde yaptığı açıklamada, “Kürdistan İşçi Partisi olarak bilinen PKK ile yakından bağlantılı olan Kürt Bölgelerinde Demokratik Birlik Partisi (PYD) ise bölgede hakim konumda bulunmaktadır” diyor.

Bu gelişmeler ABD’nin, YPG ile PKK arasındaki terörizm ilişkisini kabul etmemesinin nedeninin istihbarat yetersizliğinin değil, Ortadoğu politikasının gereği  olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu kanaati güçlendiren bir demeçte ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi Francis J. Ricciardone’den geldi. Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi’nin (ATAA) düzenlediği 36. Yıllık Türk-Amerikan Konferansı’nda konuşan Riciardone Amerikalılar’ın PYD’nin PKK’nın bir parçası olduğunu anlaması gerektiğini, böyle bir şey yokmuş gibi davranmanın anlamsız olduğunu söyledi.(5)

ABD yöntemi en üst düzey ağızlardan “Biz, PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamıyoruz” dese de eldeki veriler bunun tam aksini gösteriyor. CIA gibi dünyanın en önde gelen bir istihbarat örgütüne, en gelişmiş takip ve dinleme sistemlerine sahip bir ülkenin, -Türkiye’nin sunduğu bilgi ve deliller de elinde iken- YPG’nin PKK’nın ortağı olduğunu fark edememiş olması pek gerçekçi görünmüyor. Peki, o zaman ABD neden böyle yapıyor?

Görünüşe göre ABD’nin amacı YPG’yi IŞİD ile mücadelede bir araç olarak kullanmak. Oysa YPG’nin koalisyonun hava desteği olmadan IŞİD karşısında hiçbir askeri başarısı yok. Ayrıca YPG, IŞİD ile mücadeleyi Suriye’de bölgeyi işgal etmek ve yağmalamak için bir fırsata dönüştürmüş durumda. Çok sayıda insan hakları örgütünün raporuyla belgelenen bu durum geçtiğimiz günler de bir kez daha teyit edildi.

Türkiye’de yayın yapan Ermenilere ait Agos Gazetesi’nin internet sitesi, Suriye’deki Süryani ve Ermeni kurumları düzenlediği ortak bir bildiriye yer verdi. Suriye’deki 16 kurumun altında imzası olan bildiriye göre YPG, insan haklarını ihlal ediyor, özel mülkleri gasp ediyor, insanları zorla askere alıyor, haksız vergi (haraç) koyuyor ve kilise okullarının müfredatına müdahale ediyor.(6)

Tüm bu bilgiler ışığında, Amerika’nın Suriye’de kimlerle aynı safta durduğunu yeniden değerlendirmesi ve komünist bir terör örgütünü güçlendirmenin nasıl felaketlere yol açacağını görebilmesi gerekir.

Dipnot

1- http://www.wsj.com/articles/americas-marxist-allies-against-isis-1437747949

2- http://setav.org/en/turkey-us-and-pyd-strategic-ally-or-local-partner/opinion/36819

3- https://www.middleeastmonitor.com/articles/middle-east/24079-for-everyones-sake-support-for-the-pkk-pyd-should-be-abandoned

4- https://www.middleeastmonitor.com/news/americas/24189-us-blocks-own-online-anti-terror-documents-linking-pyd-to-pkk

5- http://docs.house.gov/meetings/FA/FA18/20131120/101513/HHRG-113-FA18-Transcript-20131120.pdf

6. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/13260/rojavada-hiristiyanlar-pydye-tepkili

Öcalan’ın Emri ve Baas Rejimi’nin Desteğiyle Kurulan PYD

Suriye Baas rejimi PKK ve Abdullah Öcalan’ın her zaman koruyucusu olmuştur. 1978’de PKK’nın kuruluşunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra, 1979’da, Öcalan’ın sığındığı ülke Suriye idi. Türk Devleti’nin ısrarlı uyarılarına rağmen Baas rejimi örgütün palazlanması için her türlü desteği verdi. Türkiye’de sayısız kanlı eyleme imza atan teröristlerin büyük kısmı Suriye’deki kamplarda yetişti. Öcalan’ın en önemli destekçilerinden biri hiç kuşkusuz Baas rejiminin eli kanlı istihbaratı El-Muhabarat idi.

Suriye 1999 yılında, Türk devletinin manevi baskısı sonucunda, Öcalan’ı ülkeden çıkardı. Örgüt ise El-Muhabarat’a emanet edildi. Teröristlerin bir kısmı Kuzey Irak’a ve Kandil’e geçti. Geride kalanların ne olacağını ise Baas rejimi organize etti. El-Muhabarat’ın yönlendirilmesiyle yeni isimle bir yapı kurularak, örgütün hem maddi varlığı hem de elemanları bu yapının denetimine bırakıldı. İşte bugün Demokratik Birlik Partisi yani PYD olarak bilinen hareket, o günlerde El-Muhabarat’ın bizzat oluşumuna destek verdiği, Öcalan’ın örgütünün bizzat kendisidir.

PYD resmi kayıtlara göre ise 2003 yılında kuruldu. İdeolojik lider olarak Öcalan’ı gördüğünü, yasal yönetim olarak ise Kongra-Gel (Kürdistan Halk Kongresi)’e bağlı olduğunu açıkladı. Eş başkanlık sistemini kullanan PYD’nin bir başkanı Öcalan’la aynı sofrayı paylaşan Salih Müslim, diğer başkanı ise PKK’nın merkez üssü konumundaki Kandil’de yaşayan kadın militanlardan Asya Abdullah’tır. Salih Müslim PYD’nin, Avrupa’da ve diğer ülkelerde görüşmeler yürüten, basına demeçler veren görünen yüzüyken, Asya Abdullah PYD’nin -Kandil’deki- gerçek yöneticisidir.

Tüm bu gerçeklere rağmen, PKK ile arasında sadece ideolojik bağ olduğunu iddia eden PYD’nin doğru söylemediğinin önemli bir somut delili daha vardır: PYD, KCK’nın şemsiyesi altında olan bir harekettir. KCK ise Avrupa ve Ortadoğu’daki tüm PKK yapılarının üst kuruluşudur. PKK ve PYD’yi de içine alan sözde konfederal devlet yapısının, yani Bağımsız Komünist Kürdistan hayalinin tasarlanmış tüm devlet organlarını temsil eden organizasyondur. KCK yürütme konseyi bu sözde Bağımsız Komünist Kürdistan devletinin yürütme erkini temsil eder, örgütün sözde hükümetidir. PKK ve PKK’nın alt birimleri olan tüm silahlı gruplara ve bölgedeki tüm örgütlenmelere hükmeder. Bu şemsiye altındaki örgütlerden biri de PYD’dir. Dolayısıyla PYD sadece ideolojik olarak değil yapısal ve maddi olarak da tam anlamıyla bir PKK uzantısıdır, PKK’dan hiçbir farkı yoktur.

Abdullah Ocalan PKK Marksist Leninist Komunist ideoloji Takipcisi
PYD eşbaşkanı Salih Müslim Abdullah Öcalan ile aynı sofrada

YPG, Kandil’de Eğitilen PKK’lı Teröristlerden Oluşmaktadır

PKK safında eylem yapan çok sayıda Suriye kökenli militan vardır. Bunlar Türkiye’deki eylemlere de katılmışlardır. PYD ve PKK silahlı güç olarak da içiçe geçmiş iki yapıdır. PKK içinde eylem yapan Suriye kökenli militanlar, PYD’nin silahlı gücünün de çekirdek yapısı olmuştur.

PYD’nin silahlı gücünün adı YPG (Halk Koruma Birlikleri)’dir. 5 ila 10 bin militanı olduğu tahmin edilen YPG’nin militanlarının neredeyse hepsi Kandil’de hem ideolojik hem silahlı eğitim almıştır. YPG militanlarının gerçek yöneticisi Kandil’deki PKK liderleridir. YPG’ye katılan yeni militanlar önce Kandil’de Marksist Leninist Stalinist ideolojik eğitim alır. Bu eğitimin ardından silahlı eğitime geçilir, Kandil’deki PKK liderleri temel askeri eğitimi verir. Daha sonra ise Afrin, Kobani ve Cezire’de kurulmuş olan askeri akademilerde eğitime devam edilir.

Vladimir Lenin, Joseph Stalin, Mao Tse-tung
1. PYD eşbaşkanı Asya Abdullah 2. Salih Müslim Öcalan resmi önünde konuşuyor

◉ Aynı Terör Örgütü, Farklı İsimler

Gerçekte, PKK ve PYD aynı terörist yapılanmanın yalnızca farklı isimlerinden başka bir şey değildir. Binlerce PKK militanı bugün PYD saflarında çarpışmaktadır. Her iki örgütün de emir-komuta zinciri ve yöneticileri Kandil’e bağlıdır. Her ikisi de lider olarak PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ı kabul etmektedir. PYD’liler işgal ettikleri köy, kasaba ve kentlerde ilk iş olarak Abdullah Öcalan posterlerini ve PKK paçavralarını asmaktadır.

Farklı isimler yalnızca PKK militanlarının bulunduğu bölgeye göre, hedef saptırmak, algı karmaşası oluşturmak gibi amaçlarla uygulanan bir göz boyama taktiğidir. Örgüt, adeta alfabenin bütün harflerini kullanarak kendi içinde, sürekli farklı isim ve kısaltmalar altında birimler, fraksiyonlar ve hiyerarşiler türetmektedir.

Örneğin İran’daki PKK’ya PJAK, Suriye’dekine PYD, bunun silahlı ordusuna YPG, bu ordunun kadın militanlarına YPJ, PKK’nın askeri kanadına HPG, gençlik kanadına YDG-H, üst yapılanmasına KCK gibi isimler verilmektedir. Oysa, bunların her biri aynı terör örgütü PKK’nın uzantılarından başka bir şey değildir.

‘The Wall Street Journal’ın internet sitesinde, Matt Bradley ve Joe Parkinson’ın hazırladığı ve 24 Temmuz 2015’te yayınlanan, “A Personal War-America’s Marxist Allies Against ISIS” başlıklı makalede PKK ve uzantılarının gerçekte aynı terör örgütü olduğu şöyle geçmektedir:

PKK, katılımcılarının – yani Suriye’de YPG, İran’da PJAK olarak adlandırılan gruplar ve Irak’taki HPG’nin – ayrı fakat yakından bağlantılı olduklarını söylerken, PKK savaşçıları ve bir kısım analizciler ise hepsinin bir ve aynı olduğunu söylüyor. Ms. Ruken (makalede röportaj yapılan PKK’lı militan Zind Ruken), “hepsi pkk fakat farklı kolları” diyor, “ben kimi zaman bir pkk, kimi zaman bir pjak, kimi zaman ise bir ypg’yim. Gerçekte hiçbir önemi yok. Hepsi pkk’nın kolları”.

PKK = PYD
Vladimir Lenin, Joseph Stalin, Mao Tse-tung
1. YPJ-YPG pankartında, kendilerine lider olarak kabul ettikleri PKK kurucusu Abdullah Öcalan’ın resmi görülüyor

2. PKK yöneticisi Duran Kalkan PYD kampını denetliyor

3. PYD’nin kuruluş yıldönümü kutlaması

4. Kandil’den YPG adına savaşa giden PKK’lıların geri dönen cenazeleri Kandil’de gömülüyor

5. YPJ ve YPG teröristleri Öcalan’ın resminin üstünde yemin ediyor

Yine aynı makalede, PKK uzantısı bu örgütlerin de bizzat Abdullah Öcalan tarafından kuruldukları ve ona bağlılık yemini ettikleri şöyle belirtilmektedir:

Kürt gerilla grupları bir Türk adasında 1999’dan beri mahkum olan PKK lideri Abdullah Öcalan’a bağlılık yemini ediyorlar. Bugün YPG, HPG ve PJAK’a dönüşen PKK katılımcılarını Öcalan, 2005’te hapishaneden kurdu.31

PYD, 2011 Nisan’ında bizzat PKK lideri Öcalan’ın, avukatları kanalıyla Esad ile yaptığı işbirliği pazarlıkları sayesinde rejim tarafından tanınmış ve Suriye’nin kuzeyinde bazı Kürtleri organize ederek rejim yanlısı, otonom bir bölge oluşturmasına izin verilmiştir. Yine Öcalan’ın İmralı’dan yürüttüğü girişimler ve üst düzey PKK yöneticilerinin Suriye trafiği sonucunda Suriye’de idam cezalısı olan Salih Müslim, cezası kaldırtılarak Irak’taki PKK kampından Suriye’ye PYD’nin başına getirilmiştir.

Kürt bölgelerinin kontrolünün sağlanması ve PYD milislerinin komuta ve eğitimi için Türkiye ve İran’dan bizzat 400 civarında üst düzey PKK yöneticisi Suriye’ye gönderilmiştir. Suriyeli muhaliflerin verdiği bilgilere göre yalnızca son 2 senede Türkiye üzerinden Afrin’e yaklaşık 10.000 PKK militanı giriş yapmıştır.

PYD’nin 2013’te yaptığı, “PYD, Batı Kürdistan’da demokratik toplumu inşa etmek için bir devrim yürütmektedir. Sonrasında sıra Kuzey Kürdistan’a yani Türkiye’ye gelecektir” açıklaması PKK/PYD’nin ortak hareket ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Kısaca, PYD’yi kuran da, ayakta tutan da yöneten de asker sağlayan da PKK’dan başkası değildir. Hal böyleyken, hala PYD’nin PKK’dan farklı ve bağımsız bir yapılanma olduğunu öne sürmek oldukça gülünç bir iddiadır.

◉ PYD Zulmü PKK Terörünü Aratmıyor

PYD ve Esad rejimi açık bir işbirliği içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Rejime muhalefet eden Suriyeli Kürtler, Amude katliamı örneğinde olduğu gibi, bizzat PYD silahlı güçleri tarafından infaz edilmekte ya da tutuklanarak hapis, işkence ve kötü muameleye tabi tutulmaktadır. Afrin gibi PYD kontrolündeki birçok bölgede Kürt ve Arap gençleri silah zoruyla örgüt militanı yapılmaktadır. Pek çok Müslüman Kürt, Barzani ajanı oldukları gerekçesiyle idam edilmekte veya yurtlarından sürülmektedir.

PYD günden güne artan bir şiddetle, işgal ettiği bölgelerdeki Arap ve Türkmen halklarına katliam, işkence, terör ve sürgün yoluyla açık bir soykırım politikası uygulamaktadır. Söz konusu durum İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Haziran 2014 tarihli raporunda da belgelenmiş durumdadır. PYD’nin geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği Kamışlı katliamı bu vahşet uygulamalarından yalnızca biridir. Son olarak PYD, ele geçirdiği Tel Abyad kentinden yerel halkı göçe zorlamıştır. IŞİD’le olan savaş sırasında Türkiye’ye sığınan Arap ve Türkmenlerin yurtlarına geri dönmesini de sınır kapılarını kapatarak halen engellemeye çalışmaktadır.

PYD Zulmü PKK Terörünü Aratmıyor
Vladimir Lenin, Joseph Stalin, Mao Tse-tung
1. Sabah, 30.10.2015
2. Yeni Şafak, 30.06.2015
3. En Son Haber, 13.10.2015
PYD günden güne artan bir şiddetle, Kürt,  Arap ve Türkmen halklarına katliam, işkence, terör ve sürgün yoluyla açık bir soykırım politikası uygulamaktadır.
PYD Türkmenleri Göçe Zorluyor
Vladimir Lenin, Joseph Stalin, Mao Tse-tung
2. Milat, 26.06.2015
3. Sabah, 28.06.2015
PYD’nin terör, zulüm ve soykırım eylemlerini göz ardı ederek bu örgütü desteklemenin etik ölçülerden uzak, çifte standart bir politika olduğu açıktır.

PYD, Cezire ve Ayn el Arap ile bunların arasındaki koridor bölgede Kürt kantonları oluştururken buraların nüfus yapısını da sistematik olarak değiştirmektedir. Bölgedeki Türkmen ve Arapları bin yıldır yaşadıkları topraklardan göçe zorlayarak yerlerine kendi PKK militanlarını yerleştirmektedir.

Nihai hedefe gelince, PKK, güneydoğu bölgesini Türkiye’den kopararak Komünist Kürdistan’ın kuzey parçasını oluşturmayı planlarken, PYD de aynı şekilde hayali Komünist Kürdistan’ın güney parçasını, Suriye ve Irak topraklarından kopararak hazırlama gayretindedir. Söz konusu terör örgütü bu amaç doğrultusunda her türlü terör, cinayet ve insanlık suçunu işlemekten çekinmemektedir.

Görüldüğü gibi, “PYD ayrı PKK ayrı” safsatası gerçeği yansıtmamaktadır. Mafya bir yere baskın yaptığında cinayeti işleyen de, kapıda bekleyen de, arabayı kullanan da aynı suçu işlemiş olur. Hepsi aynı suça ortaktır ve aynı mafya örgütünün üyesidir. Dolayısıyla Öcalan’a bağlı hareket eden tüm gruplar da aynı terör örgütünün birer parçasıdır ve işlenen insanlık suçundan sorumludur.

Manzara bu kadar açıkken, bir yandan PKK’yı terörist kabul edip diğer yandan bölgedeki çıkarları nedeniyle PYD’nin terör, zulüm ve soykırım eylemlerini göz ardı ederek bu örgütü meşru saymak, muhatap almak ve desteklemenin son derece çelişkili, etik ölçülerden uzak, çifte standart bir politika olduğu açıktır. Bu ilkesiz politikalarla, bölgede her ne pahasına olursa olsun kurulması planlanan Komünist Kürdistan’ın yakın gelecekte destekçilerini hayal kırıklığına uğratacak istenmeyen, tehlikeli komünist ittifaklara yöneldiğini görmek ise hiç de uzak bir ihtimal olmayacaktır.

ABD ve Batı IŞİD’e karşı stratejisini belirlerken iki bela (PKK/YPG-IŞİD) arasında seçim yapmak mecburiyetinde değildir.

Akılcı ve doğru bir yaklaşım ile tüm belaları, kimseye zarar vermeden etkisiz hale getirmek mümkündür. PKK’nın IŞİD’le baş etmesi hem askeri hem siyasi hem de sosyolojik olarak mümkün değildir. IŞİD bir terör örgütüdür ve uyguladığı şiddet Kuran’a hiçbir şekilde uygun değildir. PKK da bölgenin değerlerine tamamen yabancı, Marksist Leninist Stalinist ideolojiyle hareket etmektedir. Bölge üzerindeki etkisi uyguladığı şiddete dayalıdır. IŞİD ise, her ne kadar Kuran’a uygun olmasa da, bölgede etkili olabilecek bir fikri yapıya sahiptir. Buna karşı alınabilecek tek etkili çözüm, IŞİD’in fikri yapısının yanlışlığını bölge halklarına anlatmak, yani İslam’a sonradan dahil edilmiş hurafelere karşı Kuran’ın gerçeğini anlatmaktır.

 

IŞİD’i yok etmeyi planlarken;

◉ Bölge insanlarını PKK/PYD gibi Marksist Leninist Stalinist bir yapının inisiyatifine bırakmak,

◉ Havadan bomba yağdırmak,

◉ Ölümleri başka ölümlerle ortadan kaldırmaya çalışmak,

◉ Türkiye’nin bölünmesine zemin hazırlamak Ortadoğu’nun on yıllar boyunca kargaşa içinde kalması demektir.

Ve böyle bir kargaşa sadece Ortadoğu’yu değil tüm dünyayı içine alıp yutabilir. Ne ABD ne Kanada ne Avrupa topraklarında huzur ve güvenlik kalır. Böyle bir felaketin gerçekleşmesini engellemek için;

◉ Şiddetin her türlüsüne karşı tavır konulmalı,

◉ PKK terör örgütü ve uzantılarını güçlendirecek stratejilerden kaçınılmalı,

◉ IŞİD’in ideolojisine karşı bir an önce fikri mücadele başlatılmalı,

◉ Silahla çözüm aramaktan tamamen vazgeçilmelidir.

Terörü Bitirmek İçin Eğitime Dayalı Fikri Mücadele Gereklidir

Dünyanın en batısından en doğusuna kadar pek çok ülke terörizm belasından giderek daha çok etkileniyor.

Uluslararası bir sorun haline gelen terörist akımlar ideolojik temellidir. Bunların bölümü  PKK, Aydınlık Yol (Shining Path) ve FARC örgütlerinde olduğu gibi Marksist ideolojiye dayanmaktadır. Bir kısmı ise Neonaziler, Çetnikler ya da Altın Şafak gibi aşırı sağcı, faşist ideolojinin takipçileridir.

Bunların dışında kalan terör örgütlerinin büyük bir bölümü ise din referanslıdır. Bugünlerde son derece gündemde olan  İslam adına hareket eden birçok radikal örgüt bu tarz örgütlerdendir. Bu örgütler, İslam inancına girmiş olan çeşitli hurafeleri, hiçbir temeli olmayan yasakları ve cezalandırma yöntemlerini kullanarak eylemler yapmakta, kendilerince İslam dininin adını kullanarak, insanları Kuran’da yeri olmayan bağnaz bir anlayışa göre yaşamaya zorlamaktadırlar. Bu örgütlerin uyguladığı şiddet Kuran’da yoktur.

Abdullah Ocalan

PKK’nın dağda militanlara verdiği ilk eğitim Darwinist eğitimdir. Ardından Darwinizm-komünizm birlikteliği üzerine propaganda çalışmaları yapılır ve verilen tek yanlı eğitim sonucunda terörü gerçekleştirmek, insan öldürmek veya ölüme gitmek son derece kolaylaşır

Terörist Eylemler Bir Fikre Dayanmaktadır

İster ideolojik kökenli, isterse din referanslı bağnaz zihniyette olsun tüm bu örgütler şiddet kullanarak felsefelerini hâkim kılmayı amaçlamaktadırlar. Farklı niteliklerde de olsa hepsi bir fikri alt yapıya sahiptirler. Uyguladıkları terörist eylemlerin tamamı bir fikre dayanmaktadır.

Burada önemli olan örgüt elemanlarının silahlı eylemlerini meşru görmelerini sağlayan ideolojik eğitimdir. Bu hiçbir zaman aksatılmaz ve aşama aşama farklı mekânlarda farklı metotlarla gerçekleştirilir.  Eğitilen gençler, insanları ölünce yok olup gidecek bir tür hayvan olarak görmeye başlar, sonunda da rahatça insan öldürebilecek zalim bir teröriste dönüşürler.

Devletlerin tamamı terör örgütlerinin bu faaliyetlerinden haberdardır. Tüm eğitim materyelleri,  yöntemleri, istihbarat servisleri ve emniyet güçlerince bilinir. Ne var ki örgütlere karşı mücadele yürütülürken genellikle bu eğitim sistemini yok etmeye yönelik fikri mücadele değil, silaha dayalı askeri mücadele tercih edilir. Oysa örgütlerin fikri alt yapılarına karşı alınan tedbirler ile militanları silah kullanır hale gelmeden durdurmak mümkündür. Hatta örgüte yeni elemanlar kazanmalarının önüne geçilmesi de mümkündür.

Fikre Karşı Fikir ile Mücadele

Peki, terör örgütlerinin fikri altyapıları nasıl çökertilir? Fikri yapıyı topla tüfekle yok etmek imkânsızdır. Bu nedenle devletlerin fikre karşı fikirle mücadele yöntemi geliştirmesi acil olan bir gerekliliktir.

Faşizm, komünizm, materyalizm, şiddet ve terör birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. İnsanları isyana, kavgaya, çatışmaya, bozgunculuğa, sevgisizliğe, bencilliğe ve ahlaksızlığa yönelten bu ideolojinin büyük bir aldatmaca olduğu anlatılmadan, sadece askeri yöntemlerle insanlar arasında dostluk ve kardeşliğin tesis edilmesi mümkün değildir. İster faşist isterse komünist olsun bu örgütlerin elemanları hayatı bir çatışma ve mücadele alanı olarak görürler. Birine göre çatışmanın nedeni insanlar arasındaki sınıfsal farklılıklardır, diğerine göre ırksal. Yaşamı salt mücadeleden ibaret gören örgüt üyeleri için artık ailenin, din ahlakının, namus ve şerefin bir önemi kalmıyor. Bu insanlar her türlü sapkın ideoloji ve akımın peşinden gidebiliyor.

İdeolojik kökenli terörist hareketleri önceden durdurabilmek için gençlere komünizm ve faşizm gibi tüm akımlar öğretilmeli, ancak bunlarla birlikte mutlaka bilime dayalı cevapları da anlatılmalıdır.

Marksistler’in, Marksist-Leninistlerin, Maocuların veya bir başka komünizm versiyonunun -ve hatta faşizmin- sözde bilimsel dayanağı, Darwin’in evrim teorisidir. Bu teori, Marx’ın ifadesiyle komünizmin “doğa bilimleri açısından temeli”dir. Engels diyalektik materyalist öğreti açısından Darwin’i Marx’la eşdeğer görmüştür. Lenin ve Trotsky Darwin’den etkilenmişler, Stalin genç bir din adamı iken Darwin’i okuduğu için ateist olmuştur. Mao’nun ve Çin komünizminin entelektüel temelleri tamamen Darwinizm’de gizlidir. 1968’de dünyayı sarsan Marksist öğrenci hareketinin lideri Herbert Marcuse de yine Darwinizm’den ve özellikle Darwin’in “uygun olanların hayatta kalması” fikrinden etkilenmiş bir ideologtur.32 Darwinizm’i kendisine rehber eden sosyalistler sıralandığında; Karl Kautsky ve Eduard Bernstein gibi revizyonist Marksistler ve İngiliz solunun kaynağı sayılan ünlü “Fabian Society”nin kurucuları gibi geniş bir yelpaze çıkmaktadır.33

Darwinizm olmadan komünizm de var olamaz. Dolayısıyla, 20. yüzyılda 100 milyondan fazla insanın canına mal olan ve hala alttan alta örgütlenme ve güçlenme çabası içinde olan komünizmin tek gerçek panzehiri, Darwinizm’in bilimsel ve fikri alanda çürütülmesidir. Darwinizm’in bilimsel yönden tamamen çökmüş bir teori olduğu, canlıların evrimle var olmadıkları, Allah tarafından kusursuzca yaratıldıkları ortaya konduğunda, geriye ne Marx ne Lenin, ne Mao ne de duvarlarına bunların posterlerini asarak kan döken veya dökmeye hazırlanan militanlar kalacaktır.

Ne var ki fikri mücadele bugüne kadar hiç denenmemiş ve uygulanmamış. Beyni yıllarca darwinist materyalist eğitim ile yıkanmış olan bir insana komünizmin ve faşizmin bilgisizliğin ve cahilliğin ürünü olduğu anlatılmalı.  Darwinizm aldatmacasının ortadan kalkması, komünizm gibi “kan dökme kuyularını” yok ederken, bir yandan da bunların hiçbir temele dayanmayan sahte inançlar olduğu izah edilmeli. Tüm bunların mantıksızlığı gözler önüne serilmeli. Bütün bu ideolojilerin sahte olduğu ispatlandıktan sonra ona Allah sevgisi anlatıldığında bu sahte düşüncelere bağlılığı derhal sona erecektir. Yaptığının bir anlamı kalmayacaktır. Terörün onun için artık bir manası olmayacaktır. Böyle bir insanın artık beyni fethedilmiştir. Özellikle televizyon ve radyo yoluyla yapılacak fikri mücadeleye hiçbir terör örgütü dayanamaz. Fikri inancını kaybetmiş bir hareket ise ayakta kalamaz. Devletler bu görevi ya bizzat üstlenmeli veya talip olan sivil toplum kuruluşlarını desteklemelidirler.

Abdullah Ocalan
SAHTE

Marks, komünizm fikrini sahte evrim teorisinden esinlenerek geliştirmiş, canlılar arasında diyalektik bir gelişim olduğu iddiasından yola çıkarak tarihin de bu diyalektik çerçevesinde geliştiğini iddia etmiştir. Oysa ne canlılar ne de tarih diyalektik içinde gelişmiştir. Evrim, tümüyle bir safsatadır.

İslam Adına Terör Uygulayan Örgütlere Karşı Eğitim

İslam adını kullanarak şiddet uygulayan terör örgütlerine karşı ideolojik örgütlere karşı kullanılan fikri yöntemin bir benzeri kullanılabilir. Ancak bu örgütler dayanağı farklı olduğu için fikri mücadelenin içeriği de farklı olmalıdır.

Bu fikri mücadelenin esası örgüt mensuplarının düşüncelerindeki çarpıklığı güçlü bir biçimde dile getirmektir.  Kuran’a göre Müslümanların insanları İslam ahlakına baskı ve zor kullanarak değil sadece güzel söz ile davet etmesi farzdır.  İslam ahlakında inanç özgürlüğü olduğunun anlatılması ile bu kişilerin doğru yola çağırılması mümkün olabilir.

Bütün Müslümanlara şiddetin hak arama yöntemi olmadığı ve bunun İslam ahlakına tamamen aykırı olduğu anlatılmalıdır. Terörist eylemler ile İslam ahlakının savunulamayacağı bilakis İslam düşmanlarının sayısını arttıracağı için Müslümanlara daha çok zarar vereceği anlatılmalıdır.

Okullarda öğrencilere terör örgütlerinin fikri alt yapısını hedef alan dersler verilmeli, kitaplar ve yazılar okutulmalı, konferanslar ve akademik toplantılar düzenlenmelidir. Ancak bu şekilde terörizm yeryüzünden tamamen yok edilebilir.   Böyle bir yöntem terörizm bataklığının hiç ortaya çıkmamasına vesile olacaktır.

Mao lives

Allah Var

Dipnotlar

28. http://www.milliyet.com.tr/2001/01/24/ guncel/gun01.html

29. http://anfenglish.com/kurdistan/diplomacy-initiative-in-italy-by-the-rojava-committee

30. http://www.almonitor.com/pulse/en/origi-nals/2015/02/turkey-france-kurdish-guerillas-elysee.html

31. http://www.wsj.com/articles/americas-marxist-allies-against-isis-1437747949

32 . Robert M. Young, Darwinian Evolution And Evolution And Human History, Radio talk given in an Open University course on Darwin to Einstein: Historical Studies on Science and Belief, 1980

33 . Robert M. Young, Darwinian Evolution And Evolution And Human History, Radio talk given in an Open University course on Darwin to Einstein: Historical Studies on Science and Belief, 1980

Sonuç: Sevgi Olmadan Çözüm Olmaz

Öfke, insanı doğru ve akılcı düşünmekten alıkoyan, hak olanı uygulamaktan engelleyen ve en önemlisi de Allah’ın beğenmediği bir tavırdır. Geçmişte yaşananlar nedeniyle kalbindeki öfkeyi atamayan bazı Kürt kardeşlerimiz, PKK’nın ideolojisini tüm yönleriyle görmeli, özlemi içinde oldukları adalet ve özgürlüğün PKK aracılığıyla gelmesinin mümkün olmadığını anlamalıdır. PKK’yı Kürtler veya değerleri değil, sadece ateist ideolojileri ilgilendirmektedir. Dolayısıyla PKK Kürtler de dahil tüm bölge halklarının düşmanıdır. Kardeşlerimiz bu gerçeği iyi düşünmeli ve PKK belasının ortadan kalkması ve güçlü bir millet olarak birlikte var olmak için yeni bir başlangıç yapmalıdırlar. Kendilerini seven, kendilerine dostluk elini uzatan kardeşleriyle birlikte, bütün dinlerin ve bütün ırkların birlikte yaşadığı, Kuran’daki gerçek demokrasinin ve adaletin esas alındığı, bağnazlık ve hurafelerin terk edildiği, huzur ve refah ortamının hakim olduğu bir birlik için çaba göstermelidirler.

Mao lives

PKK ile başa çıkabilmenin tek yolu ilmi mücadeledir. Bu yapılmadığı sürece, PKK’yı tümüyle ortadan kaldırabilmek kesin olarak mümkün değildir. Yapılan müzakerelerin, ateşkeslerin de sonuç getirmeyeceği açıktır.

Kürtler, imanlı, derin ve efendi mizaçlı bir millet olduklarından daima asildirler. Nurlu ve dürüst insanlardır, insana ve dostluğa önem verirler, saygıyı mükemmel bilirler. Anadolu ahlakının güzelliğini en muhteşem şekilde yaşayan insanlardandırlar. Dolayısıyla bu güzel ahlaklı insanlar her şartta ve koşulda en mükemmel davranışı hak etmektedirler.

Türkiye’yi ve Kürt kardeşlerimizi İslam coğrafyasından ayırmaya çalışan terörist PKK belasının bertaraf edilmesi ve Kürtlere hak ettikleri değerin verilmesi için samimi Müslümanlarla birlikte kültürel ve ideolojik bir mücadele içinde olmalıdırlar. Bu ideolojik mücadele, Kürt kardeşlerimizin başına bela olmuş her türlü illegal fikir ve örgütü bertaraf etmek ve bir daha böyle belalarla karşılaşmamak için elzemdir. Canımız gibi sevdiğimiz Kürt kardeşlerimizle birlikte yapmamız gereken gerçek İslam’ın muhteşem ruhunun yaşandığı, toplumların, halkların, ülkelerin ve insanların birlikte huzur içinde yaşadıkları bir İslam Birliği’nin bir an önce tesis edilmesidir.

PKK Kalleşliği ve PKK Zulmü ve
Amerika’nın Göremediği PKK
eserlerimde konuyla ilgili çok daha kapsamlı ve detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

www.harunyahya.org /
www.globalkitap.com

Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
(Bakara Suresi, 32)