Gelin Birlik Olalım-Broşür

Canlılık Tesadüfler Sonucu Var Olmamıştır

O’nun bize verdiklerinden ilk akla gelenleri şöyle bir düşünelim… Hayatımızı sürdürebilmemiz için özel yaratılmış, tüm detaylarıyla ince ince planlanmış bir dünyada yaşıyoruz. Ne var ki bizler bu düzeni sağlamak için hiçbir şey yapmadık. Bizim bu konuda hiçbir katkımız olmadı; ne Güneş’in Dünya’ya uzaklığını biz ayarladık, ne de Dünya’nın hiç durmaksızın dönmesini… Ne Dünya’nın ısınması için Güneş’in yeryüzüne ışınlar yollaması gerektiğini biz düşündük, ne de bu ışınların vesile olduğu besin, su ve azot döngüsünü biz planladık… Yaşamımızı sürdürebilmek için her an nefes alabilmeyi, kalbimizin hiç durmadan atışını, her nefeste oksijen solumayı da biz sağlamadık. Bizler tüm bunları hesaplamadığımız gibi, yaşamamız için gerekli olan daha milyarlarca detayın hiçbirini kendiliğimizden oluşturmadık. Biz yalnızca bir gün gözümüzü açtık ve kendimizi sayısız nimet içerisinde bulduk. İşte bu nimetleri yaratan ve rahat yaşayabilmemiz için bizlerin hizmetine sunan Yüce varlık, Allah’tan başkası değildir.

O halde biz insanlara düşen, kendisinin ve her şeyin Yaratıcısı olan Allah’ı bilmek ve O’na şükredici olmaktır.

Allah’ın varlığı ise tüm delilleriyle ortadadır. Nitekim evrende ve canlılarda gözlemlenen Yaratılış, ancak yüksek bir aklın sonucu olarak ortaya çıkabilir ve bu, hiç şüphe yok, apaçık bir gerçektir.

çiçek bahçesi

Bu gerçekle yüzleşen vicdan sahibi bir insan, kendisini ve tüm evreni yaratanın Yüce Allah olduğunu hemen anlayacak, sahip olduğu nimetlere rastgele tesadüfler sonucu değil, Allah’ın lütfuyla ulaştığını kavrayacak, gönülden O’na yönelip dönecektir.

Nitekim eline bir kitap alan insan dahi, onun bir yazar tarafından belli bir amaç çerçevesinde yazıldığını bilir. Bu kitabın tesadüfen ortaya çıktığı aklının ucundan dahi geçmez. Ya da bir heykele bakan insan, onun bir sanatçı tarafından yapıldığından hiçbir şüphe duymaz. Dahası, sayısız sanat eserinin kendi kendine oluştuğunu düşünmek bir yana, üst üste duran iki-üç tuğlayı bile mutlaka planlı bir hareketle bu şekle getiren biri olduğunu kimse inkar etmez. Dolayısıyla küçük ya da büyük, bir düzenin olduğu her yerde, mutlaka bu düzenin bir kurucusunun ve koruyucusunun olması gerektiğini anlar.

Buradan yola çıkarak düşünüldüğü takdirde kolayca görülecektir ki, bedenimizden başlayıp, akıl almaz büyüklükteki evrenin en uç noktalarına kadar var olan tüm varlıkların ve dengelerin de bir kurucusu ve yaratıcısı vardır ve bu, reddedilemez bir gerçektir. Bu Yaratıcı, her şeyi en ince detaylarına varıncaya kadar, düzenleyip meydana getiren, her şeyin Kendisi’nden varlık bulduğu, Kendi varlığı ise ezeli ve ebedi olan Yüce Allah’tır.

Bilim Dışı Bir Safsata: Evrim Teorisi

Yüce Allah’ın varlığı ve tüm canlıların O’nun tarafından yaratıldığı gerçeği, 19. yüzyıla kadar insanlığın büyük bir çoğunluğu tarafından kabul ediliyordu. Ancak 19. yüzyılın ortasında Charles Darwin isimli amatör bir doğa araştırmacısı, hayatın tek bir hücrenin tesadüfen oluşmasıyla başladığını ve bu hücrenin zaman içinde tesadüfler sonucu gelişmesiyle bugünkü canlılar aleminin oluştuğunu iddia etti. Bu teori, ortaya atılır atılmaz bazı din dışı ideolojileri savunan çevrelerin ilgi odağı oldu, çünkü bu sapkın fikir ateizme sözde bilimsel bir temel sağlamıştı. Ne var ki Darwin DNA’nın varlığından bile habersizdi. O tarihte genetik, biomatematik, mikrobiyoloji, paleontoloji, biyokimya, biyofizik gibi bilim dalları bilinmiyordu. Dolayısıyla evrim teorisi tam bir cehalet ortamında gelişmişti. Gelişen teknoloji, modern tıp ve biyoloji insan vücudundaki sırları çözdükçe evrim teorisinin tam bir aldatmaca olduğu anlaşıldı. Özellikle de on binlerce farklı canlı türüne ait milyonlarca fosil örneğinin ortaya çıkarılması, bu sahte teoriye en büyük darbeyi vurdu. Dünyanın çeşitli bölgelerinde elde edilmiş yüz milyonlarca fosil, canlılığın aniden, kompleks yapısıyla, eksiksiz olarak var olduğunu ve milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadığını gösterdi.

Canlıların aşama aşama oluştuğunu, yani evrim geçirdiğini gösteren tek bir fosil dahi yoktur. 150 yılı aşkın süredir, dünyanın dört bir yanında yapılan kazılarda elde edilen fosil kayıtları, balıkların hep balık, böceklerin hep böcek, kuşların hep kuş, sürüngenlerin hep sürüngen olduğunu ispatlamıştır. Canlı türleri arasında bir geçiş olduğunu, örneğin balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara dönüştüğünü gösteren tek bir fosil görülmemiştir. Kısacası fosil kayıtları, evrim teorisinin temel iddiası olan, türlerin uzun süreçler içinde değişimlere uğrayarak birbirinden türediği iddiasını kesin olarak çürütmüştür.

Canlılık, hayatın yapıtaşı olan proteinden, onun en üst düzeyi olan insan bedenine kadar, sayısı sonsuza yakın hassas denge üzerine kuruludur. Bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmeyen evrim teorisi ise, tüm bu dengelerin bir bilinç olmadan nasıl kurulduğu ve korunduğu sorusuna, “tesadüf”ten başka bir açıklama getirememektedir. Oysa söz konusu dengeler o denli hassas ve sayı olarak da o kadar çokturlar ki, bunların “tesadüfen” oluştuklarını ileri sürmek, hiçbir şekilde akıl ve sağduyu ile bağdaşmamaktadır. Canlılığı oluşturan milyonlarca faktörden yalnızca birisinin, örneğin canlı hücrelerinin temel malzemesi olan proteinin “tesadüfen” oluşma ihtimali, kesinlikle sıfırdır.

Allah’ın Varlığının Delilleri Tüm Evreni Kuşatmaktadır

İçinde yaşadığımız uçsuz bucaksız evrende olağanüstü bir ahenk ve denge vardır. Gözümüzü çevirdiğimiz her yer Allah’ın yaratma sanatının benzersiz tecellileriyle doludur. Yeryüzündeki tüm hassas yapı ve dengeler, Rabbimizin sonsuz güç ve kudretinin apaçık bir göstergesidir. Hiç şüphe yok bu noktada insana düşen, Allah’ın tüm bu kusursuz düzeni insan yaşamına en uygun şekilde yarattığını fark etmek, bu gerçek üzerinde düşünmek, samimi bir kalple Allah’a yönelmek ve yalnızca O’na kulluk etmektir.

Evrendeki çok sayıdaki irili ufaklı gezegenin her biri büyük bir düzenin kritik önem taşıyan parçalarını oluşturur. Hiçbirinin ne uzaydaki konumları, ne de hareketleri gelişigüzel değildir; tam tersine bildiğimiz bilmediğimiz sayısız detaylarıyla özel olarak ayarlanmış, belli bir amaç üzerine yaratılmışlardır. Nitekim evrendeki dengeleri etkileyen sayısız kriterden sadece gezegenlerin konumlarındaki değişim bile içiçe geçmiş dengeleri altüst etmek, karmaşaya sebep olmak için yeterli olabilecek niteliktedir. Ancak bu dengeler hiçbir zaman şaşmaz ve evrendeki mükemmel düzen de hiçbir aksaklığa uğramadan devam eder. Bu, üstün güç sahibi olan Allah’ın kusursuz yaratmasıdır.

Kalbimiz, 1 gün içinde vücudumuzdaki bütün kanın 1000 tam devir yapmasını sağlar. Durmak bilmeyen bu pompa günde 24 saat hiç durmadan çalışır. Bu pompanın vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için kendi elektrik sistemini kullanarak çalışmaya başlaması ve 1 saatlik sürede orta büyüklükteki bir arabayı, yerden yaklaşık 1 m. yüksekliğe kaldırabilecek kadar enerji üretmesi gerekmektedir. İşte bu olağanüstü sistemi vesile ederek biz insanlara bir ömür boyunca yaşama imkanı veren Yüce Allah’tır.

İnsan vücudunda her detayı planlanmış ve çok hassas dengeler üzerine oturtulmuş bir sistem vardır. İlk olarak işitme organımız olan kulaktaki hassas dengeyi buna örnek olarak verebiliriz. Oysa daha fazla sesi duyabilen bir kulak bizim için bir avantaj değil, aksine sıkıntı verecek bir durum meydana getirirdi. Yine düşünelim. Duyduğumuz sesler içinde bizim için dayanılmaz olan bir ses yoktur. Bunun nedeni insan kulağındaki mükemmel işleyen yaratılıştır. İnsan vücudundaki diğer tüm organlar gibi kulak da tam gerekli olan özelliklere sahiptir. Örneğin insan kulağında ‘duyum eşiği’ olarak adlandırılan algı sınırları belirli bir amaca yönelik olarak ayarlanmıştır. Eğer çok hassas bir kulağa sahip olsaydık neler olurdu bir düşünelim… Bu sistem olmasaydı, hiç kuşku yok pek çok rahatsız edici sesi duymak zorunda kalırdık.

Darwinizm Toplumlar İçin Büyük Tehlikedir

Bir toplumun Allah’a olan inancının kaybolması veya zayıflaması, o toplumda yaşayan insanların kendilerini tesadüfen meydana gelmiş birer canlı olarak addetmeleri, o toplum için büyük bir manevi yıkımdır. Allah’tan korkmayan bir insan için hiçbir konuda sınır yoktur. Ayrıca ölümden sonra yeniden dirileceklerini, dünyada yaptıklarına göre cennet veya cehennem ile karşılık göreceklerini inkar eden insanlar, son derece tehlikeli, güvenilmez, saldırgan, suça eğilimli, merhametsiz ve çıkarcı olabilmektedirler. İnsan sevgisinden uzak, zalim, saldırgan, bencil, ahlaki değerlere önem vermeyen nesiller yetiştiren Darwinist sistemde, çoğu ülke kendi vatandaşlarıyla büyük sorunlar yaşamaktadır. Holiganlar, neo-naziler, faşistler, komünistler, anarşistler, teröristler bu ülkeleri yaşanmaz hale getirmektedir.

Çok iyi bilinmektedir ki, tüm dünyada başta gençler arasında olmak üzere ahlaki dejenerasyonun ve suç oranlarının artmasının ardında yatan gerçek, Darwinizm’in telkinleridir. Gençlere sürekli, sözde bir hayvan türü oldukları, değersiz ve amaçsız oldukları, çatışmanın hayatın adeta bir kanunu olduğu telkin edilip, daha sonra da neden dejenere olduklarını sorgulamak samimi bir tutum değildir.

Ahlaki dejenerasyonun önüne geçmek, Darwinist telkinlere son verilmesi ve din ahlakının anlatılmasıyla mümkündür. Zira, yaşanan pek çok örnek adli ve askeri tedbirlerin tek başına yeterli olmadığını göstermiştir. Unutulmamalıdır ki, ısırgan otlarını biçmekle ısırganlar tükenmez. Biçilen yerlerden daha gür ve çok dallı olarak gelişir. Çözüm, ısırgan otunu kökünden çıkarıp atmaktır. Darwinist telkinlerin yanlışlığı ortaya konulmadıkça, sorunlar hiçbir şekilde kalıcı çözüme kavuşmayacaktır.

Darwinizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bir insan, Darwinizm’in nasıl bir tehlike olduğunun farkına varamayabilir. Bu düşüncenin sosyal ve ahlaki olarak ne büyük felaketlere yol açtığını bilmediği için de, Darwinizm’le yapılan fikri mücadelenin ne kadar önemli olduğunu anlayamıyor olabilir. Oysa Allah’ın varlığını ve birliğini, insanların Allah’a karşı sorumlu olduğu gerçeğini reddeden Darwinist ideoloji, insanlara kör tesadüflerin eseri ve sözde bir tür hayvan oldukları telkinlerini yaparak büyük yıkımlara zemin hazırlar. Hayatı bir mücadele alanı olarak kabul eder, zayıfları ezilmeye ve yenilmeye mahkum bireyler olarak gösterirken, sadece güçlülerin ayakta kalacağı iddiasında bulunur. İşte bu nedenle Darwinizm’le ilmi mücadele çok önemli ve çok aciliyetlidir.

Bir Olan Allah’a İman Edenler Bir An Önce İttifak Kurmalıdır

Bugün dünya üzerinde iki kutup bulunmaktadır. Ancak bu iki kutbun tarafları Müslümanlar ve Yahudiler / Hristiyanlar değildir. Bu iki kutbun bir tarafında, Allah’ın varlığına ve birliğine iman edenler, diğer tarafında ise inkarcılar, diğer bir deyişle bir tarafında din ahlakını savunanlar, diğer tarafında da din ahlakına karşı olan ideolojileri savunanlar yer almaktadır.

Hristiyanların ve Müslümanların ortak inanç esaslarına, ortak ibadetlere, ortak ahlaki değerlere, ortak düşmanlara sahip oldukları her üç İlahi dinin de kutsal kitaplarında anlatılmaktadır. İnançlı, samimi, vicdanlı ve sağ duyulu Hristiyanlara, Yahudilere ve Müslümanlara düşen, kötülüklere ve kötülere karşı ortak bir mücadele yürütmek, yardımlaşmak, birlik ve beraberlik içinde çalışmaktır. Bu birlik, sevgi, saygı, anlayış, uyum ve iş birliği prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduğu göz önünde bulundurulmalı, çekişme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan şiddetle kaçınılmalıdır.

Geçmişte bu dinlerin mensupları arasında çeşitli anlaşmazlıklar olmuş olabilir; bu tarihi bir gerçektir. Ancak bunlar, Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam’ın özünden değil, devletlerin, toplulukların ve bireylerin hatalı karar ve düşüncelerinden, çoğu zaman ekonomik veya siyasi çıkar ve beklentilerinden kaynaklanmıştır. Yoksa, her üç ilahi dinin ortak amaçlarından biri, tüm insanların barış, huzur, güvenlik ve mutluluk içinde yaşamalarıdır ve buna aykırı bir çatışma üç dine göre de yanlıştır.

11 Mart 2004, Madrid
İngiltere’de otobüs bombalanması 11 Mart 2004 Madrid’de tren bombalanması

Allah’a iman eden ve O’nun vahyine itaat eden insanlar olarak, gelin ortak bir “iman” kelimesinde birleşelim. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bu şekilde ortak bir kelimede birleştiklerinde, birbirlerinin düşmanı değil dostu olduklarını anladıklarında asıl düşmanın ateizm, materyalizm ve dinsizlik olduğunu gördüklerinde ve birlikte bu fikirlere karşı ilmi bir mücadele yürütüldüğü takdirde, asırlardır süren çatışmalar, husumetler, korkular, terör eylemleri sona erecektir. İman edenlerin birlik olup tüm din-dışı ideolojilere karşı yapacakları bir fikri mücadele özlenen barış ve huzuru sağlayacaktır. Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: İnkâr edenler birbirlerinin velileridir.

Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

11 Eylül, ikiz kuleler

Dini ve ahlaki değerleri hedef alan güç merkezleri tüm imkanlarını biraraya getirerek büyük bir ittifak oluşturmuş durumdalar. Ancak bu ittifakı fikri anlamda yok etmek bizlerin, dindar insanların, elinde. Dinsiz ve materyalist telkinlerin olumsuz ve yıkıcı sonuçlarını birlik olarak ortadan kaldırabiliriz. Güzel ahlakın, huzurun, güvenliğin ve refahın hakim olduğu bir toplum oluşturabiliriz. Bunun tek yolu yeryüzündeki üç İlahi dinin (Müslümanlık, Yahudilik, Hristiyanlık) bu ortak amaç doğrultusunda bir araya gelmesi.

İnançlı, samimi, vicdanlı ve sağ duyulu Hristiyanlara, Yahudilere ve Müslümanlara düşen, kötülüklere ve kötülere karşı ortak bir mücadele yürütmek, yardımlaşmak, birlik ve beraberlik içinde çalışmaktır. Bu birlik, sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış, uyum ve işbirliği prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduğu göz önünde bulundurulmalı; çekişme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan şiddetle kaçınmalıdır.

Farklı Dinlere Mensup İnananlar Neden Birlik Olup Birleşmeli?

Hiç şüphe yok ki, dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşıyoruz. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar ve savaşlar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanındaki masum insanlar bu savaşlardan dolayı büyük maddi ve manevi kayba uğruyorlar.

Ancak bazı çevreler ısrarla dünyanın iki büyük ve köklü medeniyeti arasındaki çatışmayı körüklüyorlar. Oysa açıkça görülmektedir ki, bu kişilerin dayattığı medeniyetler çatışması tüm insanlığı büyük bir felakete götürmektedir. Böyle bir felaketin engellenmesinin en önemli yollarından biri, medeniyetler arasında diyaloğun ve iş birliğinin güçlendirilmesidir.

Radikalizm Tehlikesi, İyiler Kötülere Karşı Birleşmeli

Zararlı ve yıkıcı bir hareket olmasına rağmen radikalizmin taraftar toplayabilmesinin temelinde cehalet yatmaktadır. Gereği gibi bilgilendirilmeyen ya da yanlış veya tek taraflı bilgilendirilen kitleler aşırı akımların etkisi altına girebilmekte, bu akımların öne sürdüğü fikirleri muhakeme etmeden kabullenebilmektedirler.

Üç İlahi dinin mensuplarının el birliği ile yürütecekleri fikri çalışmalar, radikalizme zemin hazırlayan koşulların ortadan kaldırılmasına aracı olacaktır.

Müslümanların Kitap Ehli’ne saygı, sevgi ve anlayış ile yaklaşmaları ve onlara Kuran’ın “ortak bir kelimede birleşme” çağrısını en güzel şekilde iletmeleri gerekir. Müslümanlık ile Hristiyanlığın ve Yahudiliğin ittifakının sırrı bu çağrıdadır:

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Al-i İmran Suresi, 64)

Bu çağrının amacı inançlı tüm insanları, ortak amaçlar doğrultusunda birleşmeye; ateizme, din düşmanlığına ve sosyal ve ahlaki dejenerasyona karşı birlikte mücadeleye, el ele vererek güzel ahlakı yeryüzüne yaymaya davet etmektedir. Bu çağrı samimi, vicdanlı, hoşgörülü, yardımsever, uzlaşmacı, sağduyulu, güzel ahlaklı, barış ve adalet taraftarı tüm Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlara yapılmaktadır.

Hep Birlikte Yaratılış Gerçeğini İnsanlara Anlatalım

Gaflet içindeki insanların, her gün etraflarında olup biten fakat farkına varmadıkları pek çok yaratılış delilini, mükemmellikleri tüm ayrıntılarıyla onların gözleri önüne sermek, bu kişilerin gafletlerinin dağılmasında son derece etkili olur. Yıllardır herkesin görmeye alıştığı ve pek çok kimsenin üzerinde düşünmediği birçok iman hakikati vardır. İnsanın sadece kendi bedeni dahi başlı başına büyük bir yaratılış delilidir. Sahip olduğumuz gözler dünyanın en gelişmiş kameralarından daha kompleks ve üstüntür. Vücudumuzdaki her sistem, büyük bir uyum ve denge içinde çalışmakta, dev laboratuvarlarda ancak gerçekleştirilebilecek olan kimyasal işlemler, iç organlarımız tarafından çok daha mükemmel bir şekilde yapılmaktadır. Bu gaflet kültürünü ortadan kaldırmak ve yerine Allah’a şükür ve itaat temelinde kurulmuş bir kültür yerleştirmek için, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların elele vermesi gereklidir.

Kuran’ın pek çok ayetinde de insanlar üstte saydığımız gerçekler üzerinde düşünmeye, Allah’ın varlığını ve büyüklüğünü gösteren bu delilleri görmeye ve kavramaya davet edilmişlerdir. Bu konudaki yüzlerce ayetten birkaçı şöyledir:

Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye. (Nuh Suresi, 15-20)

Hayvanlar

Tüm evren bunlar gibi sayısız detaylarla doludur. Ne var ki üstte belirttiğimiz gibi insanların çoğu günlük hayatlarında bunları düşünmezler. Bu nedenle yaratılış delillerini insanların hiç düşünmedikleri yönleri ile anlatarak yapılan bir tebliğ karşı tarafı düşünmeye sevk edecek, Allah’ın gücünü ve kudretini tanıyıp takdir etmesinde de etkili olacaktır.

Samimi iman eden her Hristiyan, her Yahudi, her Müslüman bu doğrultuda elinden gelen tüm çabayı göstermekle mükelleftir. Tek bir Allah’a iman eden, O’nun beğenisini kazanmaya çalışan, O’na tam bir teslimiyetle teslim olmuş, O’na yürekten bağlı, O’nu yücelten, temelde aynı değerleri savunan Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların ortak hareket etmeleri en doğrusudur.

Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar arasındaki tarihsel sorunlara, önyargılara, yanlış anlamalara veya taassuba dayanan tartışmalara, çekişmelere tamamen son verilmelidir. Kaybedilecek zaman dahi olmadığı unutulmamalıdır. Her iki tarafın da birbirine anlayışla ve şefkatle yaklaşması gerektiği açıktır.

Önemli olan, farklılıkları değil ortak noktaları gündeme getirmek, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı, yıkıcı değil yapıcı, engelleyici değil yardımcı, ayırıcı değil tamamlayıcı, bölücü değil birleştirici olmaktır.

Sözde evrim veya sözde bilimsellik adı altında, gerek açık gerekse örtülü, yoğun bir propaganda insanları kuşatmaktadır. Göz attığınız bir gazete, karşılaştığınız bir reklam afişi, okuduğunuz bir kitap, izlediğiniz bir film, televizyonda seyrettiğiniz bir belgesel veya internet ortamı bir Yaratıcı’nın varlığını ve Yaratılış’ı inkar eden mesajlarla doludur. Oysa Yaratılış’ın delilleri insanı çepeçevre sarmıştır. Çevremizde gördüklerimizi, vücudumuzun derinliklerindeki hücrelerden uçsuz bucaksız galaksilere kadar evrendeki her şeyi Allah yaratmıştır. Bunlardaki kusursuzluk, görkemli sanat, muhteşem düzen ve mükemmel yapılar O’nun yaratışının delilleridir.

Gelin, Ortak İnançları Ortaya Çıkaralım

Hak dinler, temelde aynı inanç ve ahlaki modeli insanlara sunmuşlardır. Hepsi, Allah’ın varlığı, birliği, insanın ve tüm varlıkların yaratılış amaçları, Allah’ın beğendiği ideal tavır ve yaşam biçiminin nasıl olması gerektiği, iyi, kötü, doğru, yanlış kavramlarının neler oldukları, sonsuz yaşam için neler yapması gerektiği gibi konularda aynı inanç esaslarına sahiptir.

Hristiyanlığın temeli olan Yeni Ahit’e, Yahudiliğin temeli olan Tevrat’a ve İslam’ın temeli olan Kuran’a baktığımızda, karşılıklı ilişkilerde en güzel söz ve davranışların tavsiye edildiğini görürüz. İnananların diğer insanlara karşı benimsemeleri gereken davranış biçimi İncil’de şöyle anlatılır:

Birbiriniz ve tüm insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin. (Selaniklilere I. Mektup, 5/15)

Kuran’da ise Rabbimiz, pek çok ayetinde güzel ahlakın, iyiliğin, kötülüğe iyilikle karşılık vermenin önemini bildirmiş, Yahudilere ve Hristiyanlara, yani Kitap Ehli’ne karşı da, Müslümanların şefkatle yaklaşmalarını buyurmuştur.

Musevi, Hıristiyan, Müslümanlar bir arada

Kuran’da Ehl-i Kitap’ın, yani Hristiyanlar ve Yahudilerin, müşriklere (yani putperest veya dinsizlere) göre, Müslümanlara daha yakın oldukları açıkça bildirilmiştir. Ehl-i Kitap, temeli Allah’ın vahyine dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Bunun için Kitap Ehli’nden kimselerin pişirdiği bir yemek, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı şekilde Müslüman erkeklere Kitap Ehli’nden kadınlarla evlenme izni verilmiştir. Bunlar sıcak insani ilişkiler ve huzurlu bir ortak yaşam kurulmasını sağlayacak esaslardır. Kuran’da bu ılımlı ve şefkatli bakış açısı tavsiye edilirken, Müslümanların aksi bir fikirde olması düşünülemez.

Allah, Müslümanlara Kuran’da, Kitap Ehli’ne karşı güzel söz söylemelerini bildirmiştir. Kitap Ehli ile müminler arasındaki en önemli ortak yön, hiç kuşkusuz bir olan Allah’a imandır:

… Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: “Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuz.” (Ankebut Suresi, 46)

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.”… (Al-i İmran Suresi, 64)

Müslümanlar Hz. İsa(as)’a Büyük Bir Sevgiyle Bağlıdırlar

Mübarek kitabımız Kuran’ı Kerim’de Hz. İsa (as) hakkında pek çok bilgi verilmekte, Hz. İsa (as)’ın, Allah’ın, Hz. Meryem’e gönderdiği Cebrail’in müjdelemesiyle babasız olarak dünyaya geldiği, doğduktan hemen sonra insanlarla konuştuğu, Allah’ın ilhamıyla bebek yaşında mucizeler gösterdiği anlatılmaktadır. Yine Kuran’a göre Hz. İsa (as) hayatı boyunca Allah’ın örnek bir kulu ve elçisi olmuş, Tevrat’ı doğrulayan, yol gösterici ve öğüt olan İncil’i tebliğ etmiş ve insanları Allah’a samimiyetle kul olmaya davet etmiştir.

Hristiyanlık ve İslam arasındaki önemli kaynaştırıcı unsur her iki dinin mensuplarınca paylaşılan Hz. İsa (as) sevgisidir. Kuran’da, tüm peygamberlerin aynı İlahi mesajları insanlara ilettikleri, onları müjdeledikleri ve uyardıkları, aynı zamanda toplumlarına en güzel şekilde örnek oldukları anlatılır. İşte bu nedenle Müslümanlar, peygamberlerin hepsine iman ederler, onlar arasında ayırım yapmazlar.

Müslümanlar, Hz. Muhammed (sav) gibi, Hz. İsa (as)’a da iman eder, ona karşı büyük sevgi ve saygı duyarlar. İsa Peygamber, Kuran’da, “Allah’ın elçisi ve kelimesi” (Nisa Suresi, 171) olarak tanıtılır; onun insanlığa bir “ayet (alamet)” kılındığı (Enbiya Suresi, 91) bildirilir; mücadelesi, mucizeleri, hayatı hakkında çok önemli bilgiler verilir. İsa Mesih bir Kuran ayetinde şöyle övülmektedir:

Hani melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45)

Müslümanlar, İncil’in Allah Katından indirilmiş İlahi kitap olduğuna (sonradan insanlar tarafından tahrif edilmiştir, ancak içindeki hak hükümlerin bazıları günümüze kadar korunmuştur) inanırlar. İncil’in Hristiyanlara, Allah tarafından yol gösterici, doğruyu yanlıştan, helali haramdan ayıran vasıflarla indirildiğini bilirler. Nitekim Hz. İsa (as)’a verilen İncil’in nitelikleri bir Kuran ayetinde şöyle açıklanır:

Onların ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. (Maide Suresi, 46)

İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti arasında bir çatışma olamaz, çünkü Batı medeniyetinin temellerini oluşturan Yahudi-Hristiyan inancı, İslam’la çatışma değil uyum ve ittifak içindedir.

Tarih Müslümanlar İle Kitap Ehli Arasındaki Dostluğun Örnekleriyle Doludur

 

 

 

 

 

Sağda 638 yılında Ortodoks Patrik Sophronios adına Hz. Ömer tarafından yayınlanmış olan ferman. Bu fermanla, kutsal topraklarda yaşayan Hristiyanların tüm haklarının garanti altına alındığı bildirilmektedir.

ferman

Tarihte, İslam idaresi altındaki Hristiyan ve Yahudilerin konumunu tarafsız bir gözle inceleyen herkes açık bir gerçekle karşılaşacaktır: Kitap Ehli, İslam idaresi altında her zaman huzur ve güvenlik içinde yaşamıştır. Hatta, kimi zaman başka idarelerin altında zulüm görerek, İslam topraklarına sığınmışlar ve aradıkları güveni Müslüman ülkelerde bulmuşlardır.

Hristiyanların diğer inançlı toplumlara kıyasla Müslümanlara özel bir dostluk içinde olacaklarına da Kuran’da dikkat çekilmiştir. Müslümanlara en yakın insanların Hristiyanlar oldukları ve bunun nedeni bir ayette şöyle ifade edilmiştir:

… Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Hristiyanlarız” diyenleri bulursun. Bu, onlardan (bir takım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)

Bu ayette bildirilen yakınlığın ve sıcak ilişkilerin ilk örnekleri, Peygamberimiz  Hz. Muhammed (sav)’in zamanında yaşanmıştı. Zulüm gören bazı Müslümanlar, Hz. Muhammed (sav)’in yönlendirmesiyle, Hristiyan kral Necaşi yönetimindeki Habeşistan’a hicret ettiler; orada güvenlik ve huzur içinde yaşadılar. İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında hoşgörü, barış, saygı, iş birliği, yardımlaşma, din, inanç ve ibadet özgürlüğü esaslarına dayalı iyi ilişkiler kuruldu. Yine bu dönemde evlilik, ticaret, komşuluk gibi sosyal hayatın unsurları, tüm Müslümanlar ve Hristiyanlara örnek olacak şekilde uygulandı.

Hristiyanlar ve Müslümanlar İçin Ortak Bir Müjde:
Hz. İsa(as)’ın Gelişi

Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden gelecek olması, biz Müslümanlar için çok önemlidir. O Allah’ın bir mucizesiyle babasız olarak doğmuş, İsrailoğulları’nı doğru yola davet etmiş, onlara pek çok mucizeler göstermiş olan bir peygamberdir. Mesih’tir ve Kuran’a göre “Allah’ın Kelimesi“dir. (Nisa Suresi, 171) Onun yeniden yeryüzüne gelmesi ile birlikte ise, gerçekte aynı şekilde Allah’a inanan, aynı ahlaki değerleri paylaşan ve Kuran’a göre birbirlerine insanlar içinde “sevgice en yakın olan” (Maide Suresi, 82) Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklar giderilecek ve dünyanın bu en büyük iki dini topluluğu birleşecektir. Yeryüzündeki diğer İlahi dinin mensupları, yani Yahudiler de Mesihleri olan Hz. İsa (as)’a iman ederek hidayet bulacaklardır. (Nisa Suresi, 159) Böylece üç İlahi din birleşecek, yeryüzünde Allah’a iman temeli üzerine kurulu tek bir din kalacaktır. Bu din, Allah’ı inkar eden felsefeleri ve putperest inançları fikren yenilgiye uğratacak, böylece dünya savaşlardan, çatışmalardan, ırkçılıktan ve etnik düşmanlıklardan, zulüm ve haksızlıklardan kurtulacak, insanlık barış, mutluluk ve huzur içinde bir “Altınçağ” yaşayacaktır.

Hz. İsa (as) temsili resim

Bu, kuşkusuz, dünya tarihinin en büyük olaylarından biridir. Üç İlahi dinin birleşeceği bu ortam, tüm Amerika kıtasının, Avrupa’nın, İslam dünyasının, Rusya’nın, İsrail’in ortak bir inançla ittifak kurması anlamına gelir ki, böylesine bir birlik tarihte hiç sağlanmamıştır. Bu birliğin dünyaya getireceği barış, huzur, istikrar, mutluluk hiçbir devirde sağlanmamış, bunun eşi ve benzeri görülmemiştir.

Dahası, Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne dönecek olması, dünya tarihinin en büyük mucizelerinden biridir. İşte, Allah’ın Kuran’da bildirdiği işaretler, Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ve İslam alimlerinin yorumları ışığında, bizler bu kutlu dönemin çok yakın olduğuna inanıyoruz. Biz Müslümanlar olarak, Hz. İsa (as)’ın yakında gelecek olmasından dolayı büyük bir heyecan duyuyor, kendimizi ve dünyayı bu kutlu misafire hazırlamak için elimizden geleni yapıyoruz.

Hristiyanlara çağrımız ise, onların da bu konuda olabildiğince duyarlı, bilinçli ve şevkli olmalarıdır.

Hz. İsa(as)’ın Gelişi Hristiyan Dünyası İçin Büyük Bir Müjdedir

Hristiyanlara, Hz. İsa (as) sevgisi, tarih boyunca güzel ahlak kazandırmıştır. Allah Kuran-ı Kerim’de Hristiyanları “insanlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın” olanlar şeklinde tarif eder ve ayetin devamında şöyle buyurur:

… Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)

Bir diğer ayette ise Hristiyanların olumlu ahlakından şöyle söz edilir:

Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık… (Hadid Suresi, 27)

Tarih boyunca Hristiyanlar türlü zulümlere katlanmış, dünya zevklerinden ellerini çekerek çile dolu hayatları tercih etmiş, büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardır. Tüm bunlar, samimiyetin önemli birer göstergeleridir. Ancak Hz. İsa (as)’ın dönüşünün yakın olduğu bu çağda, bu samimiyetin daha da güçlü gösterilmesi gerekir.

◉ Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as) yeryüzüne dönecektir. Yeni Ahit’te defalarca Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden döneceği haber verilir.

◉ Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as)’ın dönüşü yakındır. Pek çok Hristiyan, ikinci gelişin çok yakın olduğu kanaatindedir. Çünkü Yehi Ahit’te ve Eski Ahit’te Mesih’in gelişi ile ilgili bildirilen alametlerin tamamına yakını gerçekleşmiştir.

◉ Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as)’ın dönüşü, tarihin en büyük olayı olacaktır. Hz. İsa (as) gibi Allah’ın üstün kıldığı kutlu bir peygamber yakında dünyaya geleceğine göre, bunun için hazırlık yapılması, bu konunun sürekli gündemde tutulması gerekir.

◉ Hz. İsa (as) geldiğinde tüm inananları birleştireceğinden, zaten yakında hiçbir anlamı kalmayacak olan Hristiyanlar arası ayrılıkların, tartışmaların, husumetlerin bir kenara bırakılması gerekir.

◉ Hz. İsa (as) geldiğinde, ona inanan tüm Hristiyanlar ve Müslümanlar ortak bir inançta birleşeceğine göre, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ön yargı ve güvensizliklerin aşılması için şimdiden çalışmak gerekir.

İncil’in en son bölümü olan “Esinlenme” kitabında şöyle yazar:

“… Dünyanın egemenliği, Rabbimiz’in ve O’nun Mesihinin oldu. Ve O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.” (Esinlenme, Bap 11,15)

Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur… (Nisa Suresi, 159)

Kuran’da Hz. İsa (as) ikinci kez yeryüzüne geldiğinde tüm insanların ona iman edeceği bu ayetle bildirilir ve bu şekilde ahir zamanda imanın dünyaya hakim olacağına işaret edilmektedir.

Tüm Hristiyanların yaklaşan bu büyük müjdenin bilinci, heyecanı, aşkı, şevki içinde olması gerekir. Bu bilinci, heyecanı, aşkı ve şevki yaşayan Müslümanlar olarak Hristiyanlara sesleniyoruz:

Gelin, Hz. İsa (as)’ın yaklaşan dönüşüne el birliği ile hazırlanalım. Hz. İsa (as)’ın bize zaten en doğruyu öğreteceğini bilerek, aramızdaki inanç farklılıklarına saygı gösterelim. Onun görmek istediği gibi, dünyayı barış, kardeşlik, merhamet ve sevgi ile doldurmaya çalışalım. Ona düşman olan, Allah’ı inkar eden felsefe ve ideolojilere karşı el birliği ile fikri mücadele verelim.

Gelin, dünya tarihinin yaklaşan en büyük mucizelerinden ve müjdelerinden birini birlikte bekleyelim.

Kuran’a Uyan Müslümanlar Bulundukları Ortamın En Modern İnsanlarıdır

Yüce Rabbimiz Allah Kuran’da her şeyi en güzel ve en hikmetli şekilde açıklamış, Kuran ile insanlara en doğru yolu göstermiştir. Kuran’a uyan kişiler dünyanın en akılcı düşünen, her olayda en güzel kararı alan, en güzel davranışı sergileyen, dünyanın en kaliteli, en seçkin, en akıllı, en dengeli, en tutarlı insanlarıdır. Öte yandan Müslümanlar çok güzel huylu, sevecen, merhametli, kendisine ve etrafına zarar vermeyen, bilakis kendisine ve etrafına fayda sunan insanlardır.

Ancak bazı insanlar, Allah ve din karşıtı bazı medya kuruluşlarının da etkisinde kalarak Müslümanlar hakkında tamamen yanlış bir kanaat geliştirmekte, onların modernlikten ve akılcılıktan uzak olduğunu düşünmektedirler. Elbette bu kişilerin bu yanlış kanaati edinmelerinde, kendilerini Müslüman olarak lanse eden, ancak Allah’ın Kuran’da emrettiği güzel ahlaktan son derece uzak bir hayat yaşayan bazı insanların da etkisi bulunmaktadır.

Kuran'a uyan Müslümanların modernliği

Ne var ki Kuran’da emredilen güzel ahlak özelliklerini üzerinde barındıran her Müslüman yalnızca modern değil, modern üstü modern ve son derece akılcı bir insandır. Gerek görünümündeki vakur tavır gerekse davranışlarındaki asalet onu içinde yaşadığı asrın modernliğinin ve akılcılığının ilerisine taşımaktadır. Öyle ki, Hz. Muhammed (sav), günümüze gelmiş olsa, bu yüzyılın en modern insanı olduğu derhal fark edilirdi.  Hatta gelecek yüzyılların dahi en modern insanı olurdu.

Kalpler Yalnızca Allah’a Yönelmekle Tatmin Bulur

18. yüzyıldaki Aydınlanma felsefesi ve ardından gelen 19. yüzyıl materyalizmi, Avrupa toplumlarını ilahi dinlerden uzaklaştırmış, oluşan manevi boşluk ise 20. yüzyılda başta Hinduizm ve Budizm olmak üzere sahte Doğu dinlerini Batı düşünce dünyasına taşımıştır. Din ahlakının toplum üzerindeki köklü etkisini ortadan kaldırmak, materyalist dünya görüşünün benimsenmesini kolaylaştırmak ve manevi arayış içinde olan insanları “Allah inancına karşı çıkan sahte bir din” ile yanıltmak girişiminde bu batıl dinler önemli rol oynamışlardır.

Günümüzde pek çok insan huzur ve mutluluğu bu sahte dinlerde aramaktadır. Ne var ki Doğu dinleri birçok sapkın ve çarpık yöne sahip öğretileri savunmaktadır ve söz konusu dinlerin tüm uygulamaları akıl ve mantıkla çelişmektedir. Her şeyden önce bu dinler ırkçılığı, şiddeti ve vahşeti meşru gösteren öğretilere sahiptir.

İnsanları Allah inancından uzaklaştıran, ilahi dinlerin insanlara tavsiye ettiği güzel ahlak anlayışını ortadan kaldırıp yerine materyalist ve batıl inanışları yerleştirmeye çalışan bu gibi akımlara karşı, Allah’a samimiyetle iman eden tüm insanların birlik olarak çok yönlü bir fikri mücadele yürütmeleri gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenlerden biri, ilahi dinlerin insanları davet ettiği barış, huzur, güven, adalet, eşitlik, yardımlaşma, merhamet, şefkat ve sevgi dolu dünya ile batıl dinlerindeki maddi ve manevi sapkınlığı temel alan hayat şekli arasındaki büyük uçurumu gözler önüne sermektir. Hiç unutmamak gerekir ki, Batılı toplumlarda bu çarpık dinlere sempati duyan insanların çok büyük bir bölümü öncelikle ilgi çekmeyi, farklı ve orijinal tavırlarla dikkatleri üzerlerinde toplamayı amaçlamaktadırlar. Bir yandan da mutluluğu bu dinlerde bulacakları yanılgısına kapılmaktadırlar. Allah’ın elçileri vasıtasıyla insanlara gönderdiği hak dinlerin doğru yollarından uzaklaşarak kendilerini iç karartıcı, kasvetli, korku ve sıkıntı dolu bir dünyaya, çok büyük bir yıkıma sürüklemektedirler. Açıkça bilinmelidir ki, dünya ve ahiret hayatında gerçek mutluluk ancak Allah’a gönülden iman etmek ve Allah’ın ayetlerine uymakla mümkündür.

Boğaz köprüsü

Ateist ve materyalist çevrelerce çeşitli propaganda yöntemleriyle gündemde tutulmaya çalışılan New Age inanışları, insanları Allah inancından uzaklaştırma, din ahlakının getirdiği ahlaki güzellikleri terk etme ve Allah’ın vahyi yerine batıl işlere yöneltme hedefini taşımaktadır. Örneğin yoga, meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, meditasyon gibi uygulamalar günümüzde görülen batıl inanışlarda çok büyük bir yer tutmaktadır. Astroloji, tarot kartları, falcılık ve medyumluk da bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturur. Bunun yanı sıra karma, reenkarnasyon, reiki, feng shui, astral beden, kristallerin insanlar üzerinde farklı güçleri olduğuna inanma, beyaz ve kara büyü, kehanet, muska tarzı nesnelerle kötü ruhların kovulabileceğine inanma, şeytan çıkarma, telepati ve telekinezi gibi uygulamalar da sapkın New Age inanışlarından sadece bazılarıdır. Bu batıl inanışları bir kurtuluş, huzur, refah ya da başarı yolu olarak görenler çok büyük bir aldanış içindedirler.

Televizyon programlarında, gazete ve dergilerde insana hiçbir yarar sağlamayacak batıl öğretilerin reklamı yapılmakta ve bu telkinin etkisinde kalan bazı insanlar ise özenti içinde ve ne yaptıklarını dahi bilmeden aynı şeyleri uygulamaya başlamaktadırlar. Son zamanlarda kamuoyunu kaplayan Reiki modası da aynı aldatmacanın bir ürünüdür. Toplum içinde dikkat çekmek, orijinal olup ilgi toplamak isteyen kişiler bu batıl öğretinin propagandasından etkilenmektedirler. Oysa Reiki büyük bir kandırmacadır ve asla insanı kurtuluşa erdirmez. İnsanın Allah’tan başka hiçbir dostu, yardımcısı, velisi yoktur. Allah’ın dışında hiçbir gücün insana bir zarar vermesi ya da bir yarar sağlaması mümkün değildir.

Son Söz

Geçtiğimiz yüzyılda materyalist felsefelerin yıkımdan başka bir şey getirmediğini gören dünya insanları artık Allah’a yöneliyor. Özellikle 20. yüzyılın son dönemlerinde başlayan dine ve maneviyata geri dönüş, hızlı bir akımla tüm dünyayı sardı. Allah’a inanan, dua eden, yaratılış delillerini gören, aile, devlet, millet, ahlak gibi kavramlara hak ettikleri gerçek değeri veren toplumlar oluşmaya başladı.

Bilindiği gibi gerek İslam’da, gerekse Hristiyanlık ve Musevilik’te insanlığın kıyamete yakın bir zamanda huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri, her türlü sıkıntının yerini bolluk, bereket ve adaletin alacağı kutlu bir dönemden bahsedilir. Bu dönemde ahlaksızlıklar, sahtekarlıklar ve dejenerasyonun her türlüsü ortadan kalkacaktır. Asırlardır beklenen bu kutlu dönemde tek Allah inancı tüm dünyaya yayılacak, Allah’ın beğendiği güzel ahlakın yaşanmasıyla insanlar kurtuluşa kavuşacak, teknolojinin tüm nimetleri insanların hizmetine sunulacak, bilimde, tıpta çok büyük ilerlemeler kaydedilecek ve her yerde çok büyük bir bolluk ve bereket hasıl olacaktır. Ve bizler bugün bu kutlu dönem içinde yaşamaktayız.

Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne dönüşü, tüm dünyayı etkileyecek olağanüstülükler taşıyan, mucizevi ve metafizik bir olaydır. İşte bu nedenle tüm iman sahiplerinin bir an önce harekete geçmeleri ve birlik içinde Hz. İsa (as)’ı en güzel şekilde karşılamak için ellerindeki tüm imkanları seferber etmeleri gerekmektedir. Heyecanla, aşkla, şevkle yapılacak olan bu büyük hazırlık fiili bir dua olacak, bu hazırlığı yapmayanlar ise Hz. İsa (as) yeryüzüne döndüğü zaman hiç şüphesiz çok büyük bir utanç yaşayacaklardır.

Tüm alametler bize göstermektedir ki, Hz. İsa (as)’ın dünyaya gelişi çok yakındır ve hazırlık yapmak için kaybedilecek zaman yoktur. Bu noktada bütün inananların işbirliği halinde olmaları ve yeryüzünde karışıklığa ve bozgunculuğa sebep olan ateist ve materyalist düşüncelere karşı hep birlikte fikri bir mücadele vermeleri gerekmektedir.

İslam’a göre Ahir Zaman, sıkıntının ve kıtlığın yerini bolluğun ve bereketin, adaletsizliğin yerini adaletin, ahlaksızlığın yerini güzel ahlakın, kargaşanın yerini barışın ve huzurun aldığı ve tüm inanan kulların asırlardır özlemini duydukları, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir. Hz. Muhammed (sav)’in hadislerinde bu dönemi ve özelliklerini açıklayan detaylı anlatımlar yer alır. Bu dönemde Allah insanları kurtuluşa ulaştırmak için “Mehdi” (doğruya götüren) sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Hz. Mehdi (as), önce İslam dünyasının içinde fikri bir mücadele yürütecek ve İslam’ın aslından kopmuş olan Müslümanları gerçek imana ve ahlaka döndürecektir. Daha sonra Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ve Hristiyan dünyalarını tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” olarak anılan büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.

Sen Yücesin,
bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.
Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi, 32)