Enaniyet insanı küçük düşürür

Adamlık dini, Allah’ın emrettiği dini yaşamak yerine kişilerin kendi ilahlıklarını ilan ettikleri bir sistemin yaşanmasıdır. Bu kişiler, Allah’ın kendilerine bahşettiği özelliklere Allah’tan bağımsız olarak sahip olduklarını zannederler. Tamamen Allah’a muhtaç ve aciz olduklarını görmezden gelerek haksız bir büyüklenme içine girerler.

Bu kişilerin genellikle büyüklenmelerine temel aldıkları bir özellikleri vardır. Kişiden kişiye değişen bu özellik; sahip oldukları para, meslek/eğitim başarıları, yakışıklı/güzel olmaları gibi özellikler olabilir.

Bunların haricinde iyi araba sürmeleri ya da teknoloji konusunda geniş bilgiye sahip olmaları gibi konular da büyüklenerek nefislerinin ilahlığını kendilerince ilan etmeleri için yeterlidir.

Örneğin iyi araba sürmesiyle çevresinden takdir toplayıp “adam yerine konacağını” düşünen birinin araba sürerken özel bir ruh haline girdiği görülür. Direksiyonu tutuşundan vitesi değiştirişine kadar her şeyde araba sürmeyi basite aldığı, “çocuk oyuncağı” gibi gördüğü hissi uyandırmaya özel olarak gayret eder.

Örneğin direksiyonu tek elle ve gevşek şekilde tutarlar. Konuşmalarında da trafikteki diğer sürücülerin veya arkadaş çevresi ya da ailesindeki insanların araba kullanırken yaptıkları hataları gündeme taşıyarak, onları küçümseyen, eleştiren bir üslup kullanırlar.

Adamlık dini insanlarının, enaniyetini yaptıkları konu her ne olursa olsun, bu konuda ne kadar firavunlaşmış oldukları konuyla ilgili bir eleştiri aldıklarında ya da yanlarına bu konuda kendilerinden daha üstün bir insan geldiğinde fark edilir. Böyle durumlarda bu kişilerin gösterdikleri aşırı tepki karşısında en yakınları dahi şaşırabilirler.

Aynı örnek üzerinden gidecek olursak, eğer iyi araba sürmesiyle enaniyet yapan birine araba hakkında bilmediği bir şey söylenirse, bilmediğini fark ettirmemek için her şeyi yapar. Eğer anlatılan, şaşırtıcı bir bilgi ise şaşırdığını asla belli etmez. Böylece o bilgiyi zaten biliyormuş izlenimi vermeye çalışır.

Zaten o sırada onun dikkati çevresindekilerin gözündeki “arabadan anlar” imajının sarsılmamasında olduğu için anlatılanın şaşırtıcılığı hiç dikkatini çekmez; yıllarca büyüklük tasladığı bir konuda kendince küçük düşmenin paniğini ve kaygısını yaşar.

Eğer karşısındaki kişi anlatmaya devam ederse bu kez susarak protesto etmeye başlar. Böylece konuşan kişiye anlattıklarının ilgisini çekmediği mesajını vermeye çalışır. Halbuki asıl niyeti, konuşan kişinin bir soru sormasını ve böylece bu konuda bilgisiz olduğunun ortaya çıkmasını engellemektir.

Eğer konuşma ilgisini çekmiyor gibi yaparak başka bir şeyle ilgilenirse konuşan kişi ona yönelmeyecektir. Sessiz kalarak sağlamaya çalıştığı bir diğer şey ise konuşan kişinin, ilgi çekmediğini düşünüp konuyu kapamasıdır.

Enaniyetli insanların bir konuyu nefislerinde ne kadar büyüttüklerinin en bariz görüldüğü anlar kuşkusuz o konu ile ilgili eleştiri aldıkları anlardır. Bu eleştirileri kesinlikle kabul etmez, kendilerinin haklı olduğunu düşünür, hatayı diğer sürücülerde vb. bulur ve en önemlisi de kendilerini eleştiren kişiye karşı aşırı öfkelenirler. Ufak bir eleştiri dahi büyük bir tartışmaya dönebilir. Karşılarındaki kişiyi “konudan anlamamakla” suçlarlar.

Beklenmedik şekilde yüksek tepki göstermelerinin nedeni, bu konu üzerinden kendi ilahlıklarını ilan etmiş olmalarıdır. Yıllar boyunca giderek büyümüş olan enaniyetlerinin aniden sarsılması, dar bir konuda dahi bilgilerinin herşeyi kuşatmaya müktedir olmadığı gerçeğini görmeleri onları korkutur ve paniğe sevk eder.

En çok da bu gerçeğin diğer kişilerce de fark edilmesinden korkarlar. Bundan dolayı tartışmayı büyüterek çıkardıkları yaygarayla konunun üstünü örtmeye çalışırlar. Sürekli nefislerini korumanın stresini yaşarlar. Bu durum, samimiyetle vicdanlarına uymak yerine nefislerini tercih etmelerinin dünyadaki bedelidir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Eleştiri karşısında bu kadar büyük bir tepki göstermeleri, kendilerinin sürekli eleştirdikleri insanları aslında kendi gözlerinde ne kadar aşağı gördüklerini gösterir.

Kendilerince eleştiri almak bu kadar aşağılayıcı bir şey ise, sürekli olarak herkesin sürücülüğünü eleştirirken aslında sürekli olarak herkesi aşağılıyorlar demektir. Kuşkusuz bu çarpık mantık, enaniyetlerinden dolayı akıllarının kapanmasından kaynaklanmaktadır.

Bu kişiler Müslüman dahi olsalar, hayatları boyunca övgü aldıkları bir konunun enaniyetini yapmış ve nefislerinin bu yönü kabuk bağlamış olabilir. İman zafiyetinin bir göstergesi olan bu durum her şeyin her an ve yalnızca Allah’ın kontrolünde olduğunu unutmaktan kaynaklanır.

Sahip oldukları bilgi ve yetenekleri, Allah’ın lütfederek kendilerine verdiğini ve dilediği an geri alabileceğini düşünmezler. Sahip oldukları özelliklerin kendilerinden kaynaklandığı yanılgısına düşerler. Kuran’da bu durum şöyle bildirilmiştir:

Dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi, 78)

Oysa tüm insanlar hayatlarının tüm detaylarında Allah’a muhtaç olarak yaşarlar. Samimi müminler bu gerçeği hiçbir zaman unutmaz ve Allah’a karşı tevazu içinde olurlar. Kuran’da Hz. İbrahim (as)’ın bu konudaki sözleri şöyle aktarılmıştır:

“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur;”

“Bana yediren ve içiren O’dur;”

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;”

“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur;”

“Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.” (Şuara Suresi, 78-82)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir