Bir Ramazan ayına daha girerken İslam Dünyası ne durumda?

Adnan Oktar’ın New Straits Times’da yayınlanan makalesi:

new straits_times_adnan_oktar_harness_spiritual_power_of_unity1

Dünya nüfusunun neredeyse dörtte birini oluşturan Müslümanlar bir mübarek Ramazan ayını daha sevinç ve heyecan içinde karşılamaya hazırlanıyor. Bir yıldır hasretle bekledikleri bu rahmet ve bereket ayına yeniden erişmenin mutluluğunu yaşıyor. Oruçların, iftarların, sahurların manevi lezzetini bir kez daha tatmak için sabırsızlanıyor.

Şüphesiz Ramazan ayı Müslümanların hatalarından, günahlarından arınıp tövbe etmeleri, imanlarını derinleştirmeleri ve nefislerini terbiye etmeleri için değerli bir fırsat. Allah’ın sunduğu nimetlerin daha iyi bilincine varıp gereği gibi şükretmeleri, bir yandan da bu nimetlere erişemeyen, açlıkla, yoklukla, yoksullukla, acıyla ve sıkıntıyla imtihan olan kardeşlerinin durumunu bir derece de olsa hissedip anlamaları için önemli bir fırsat.

Peygamber Efendimiz (sav), “Komşusu açken tok yatan kimse bizden değildir” (Hâkim, II, 15; Heysemî, VIII, 167) buyuruyor. Oysa, değil yanıbaşımızdaki komşumuz, neredeyse İslam aleminin dörtte üçünde yaşayan komşularımız bir Ramazan ayına daha açlık, yoksulluk, sefalet ve perişanlık içinde giriyor. Bu kardeşlerimiz Libya’dan Suriye’ye, Somali’den Yemen’e, Irak’tan Doğu Türkistan’a ve Myanmar’a kadar uzanan bir coğrafyada savaş, çatışma, bombalama, işgal, sürgün, işkence, zulüm, hakaret ve haksızlıklar içinde Ramazan ayını kutlamaya hazırlanıyor.

İslam dünyasındaki bu ürkütücü tabloya kısaca bir göz atalım…

2011 yılının Mart ayından bu yana adeta kan denizine dönen Suriye’de şu ana kadar 500 bin civarında ölü, 2 milyona yakın yaralı var. 4 milyonun üzerinde Suriyeli yabancı ülkelerde mülteci konumunda. Ülke içinde de yerinden edilmiş yaklaşık 8 milyon Suriyeli yaşam savaşı veriyor. Bu zavallı insanların da günlük hayatları bir yandan evlerin, okulların, hastanelerin, çarşıların üzerine atılan varil bombalarından, roketlerden kaçmakla bir yandan da açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla boğuşmakla geçiyor.

2003 yılında ikinci kez, 2 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan ABD bombardımanlarıyla altüst olan, ardından 8 yıllık ABD işgalinden çıkan Irak bugün de mezhep savaşları, intihar ve terör saldırıları ile baş etmeye çalışıyor. Yolsuzluk ve yozlaşmalar devlet sistemini sararken Müslüman halk yoksulluk, sefalet ve korku içinde yaşıyor.

Yemen’deki iç savaşta an itibariyle yaklaşık 8 bin ölü, 17.000 yaralı, 3 milyon engelli var. 2.5 milyon Müslüman yerlerinden oldu. Müslümanlar iç savaş, radikal terör, açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla kuşatılmış vaziyette. Koalisyon uçakları tarafından bombalanan sivil yerleşim bölgelerinde ölen sivillerin haddi hesabı yok. Gıda, temiz su ve sağlık imkanları sağlanamadığı için her gün yüzlerce çocuk hayatını kaybediyor.

Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinin ardından ortaya çıkan karşıt gruplar arasındaki çatışmaların çapı ve şiddeti günden güne tırmanıyor. Olan yine arada ezilen mazlum sivil Müslümanlara oluyor. Ülkede 2.5 milyon Müslüman insani yardıma muhtaç.

Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de, Irak’ta ve Suriye’de insansız hava araçlarının şehit ettiği masum sivil Müslümanların hesabı bile tutulmuyor.

Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan Rohingya Müslümanları Budist yönetim tarafından insanlık dışı zulümlere uğratılıyor. Müslümanlar vatandaş olarak kabul edilmiyor. Okula gitme, dinini yaşama, evlenme, seyahat etme, mülk sahibi olma gibi en temel insani hakları engelleniyor. Evleri yakılıyor, saldırı, işkence ve tecavüze uğruyorlar. Son yıllarda giderek artan şiddet olayları sonucunda yüzlerce Rohingya Müslümanı hayatını kaybederken, yüz binlercesi de evini terk ederek göç etmek zorunda kaldı. Göç edenler de Bangladeş gibi bazı komşu ülkelere kabul edilmedikleri için görülmemiş bir çaresizlik içinde. Malezya, Tayland, Endonezya gibi ülkelere kabul edilen Rohinyaların durumu ise belirsizliğini koruyor. Vatansız, kimliksiz ve korumasız bırakılmış bu mazlumların selameti için Müslüman aleminin hemen harekete geçmesi gerekiyor.

Çin hükümeti tarafından 1949’dan beri işgal ve baskı altında tutulan Uygur özerk bölgesindeki Müslümanlar, başta dil, din ve kültürleri olmak üzere sistemli biçimde asimilasyona uğruyor. Doğu Türkistan’daki mazlum insanlara yönelik katliamlar, faili meçhuller, hapis ve işkenceler, adam kaybetmeler günden güne artıyor.

İşgal altındaki Filistin ve Gazze’deki Müslümanlar BM kararlarına rağmen onyıllardır baskı, saldırı, bombalama ve ambargolar altında eziliyor.

Kıtlık ve kuraklığın eksik olmadığı Somali’de uzun yıllar süren çatışmalar sonucu 1.1 milyon Müslüman yerinden oldu. BM verilerine göre 1 milyon civarında insan hayatta kalabilmek için insani yardıma muhtaç. Açlık yüzünden her gün onlarca bebek ve çocuk yaşamını yitiriyor. Orta Afrika’da Mart 2013’ten beri yaşanan etnik temizlik derecesindeki şiddet olaylarında yüzbinlerce Müslüman yerinden oldu, onbinlercesi hayatını kaybetti.

Doğal zenginliklerine Batılı sömürgeci güçlerin el koyduğu diğer Afrika ülkelerinde de Müslümanlara yönelik zulüm ve katliamlar sürüyor. Müslümanlar yönetimlerden uzaklaştırılıyor. Terör, şiddet, kargaşa ve istikrarsızlık ortamı sürekli kışkırtılarak Müslümanların kendi ayakları üzerinde doğrulması ve güçlenmesi engelleniyor.

Savaş ve katliamdan kaçarak Avrupa ülkelerine sığınan mülteciler, insanlık dışı muamelelere ve aşağılanmalara tabi tutularak sınır dışı ediliyor. Şişme botları askeri güçler tarafından delinen zavallı mülteciler, bebek, çocuk, yaşlı, kadın demeden Akdeniz’in karanlık sularında boğulmaya terkediliyor. ABD ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde kendi halindeki masum Müslümanlar terörist muamelesi görüyor, sırf Müslüman oldukları için nefret, öfke, şiddet ve cinayetlere maruz kalıyor.

Filipinler, Mora, Tayland Patani, Kırım, Nijer, Keşmir, Sudan… Dünyanın pek çok bölgesinde Müslümanlar hep benzer acılarla, felaketlerle boğuşuyor.

İşte Ramazan ayı İslam dünyasının şahit olduğu bu acı tabloyu tüm Müslümanların derin tefekkür edilmesi ve herkesin nefsinde bunun muhasebesini yapması ve elinden gelecek her türlü çabayı göstermeye karar alması için çok önemli bir fırsat. Dinimizin bize emrettiği birlik olma ruhunu geliştirmek dünyadaki tüm Müslümanların en temel kurtuluş yolu olacaktır. Birlik olmanın manevi anlamda büyük bir gücü vardır. Allah, Kendi yolunda Müslüman camiasının ittifakını güzel görmekte ve bereketini yaymaktadır. Ramazan ayının ruhu, Müslümanlara bu ittifak duygusunu veren derin ve maneviyatı güçlü bir ruhtur. Bu ruhu daim kılıp, birliğin önemini unutmayıp, İslam’da birlik olduğumuz sürece, Müslüman alemi Müslüman kardeşlerinin durumuna çare olacak ve barışçıl, sarsılmaz ve etkili bir güç haline gelecektir.

http://www.nst.com.my/news/2016/06/150213/harness-spiritual-power-unity

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir